Yazarlar Cadde, buzdolabı ve sırat köprüsü

Cadde, buzdolabı ve sırat köprüsü

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Mustafa Şen ağabeyin hem muhatabını dinlendiren hem de insanda “soru sorma, sorunun peşine düşme” isteği uyandıran bir sohbet etme tarzı vardır. Hayatın, oluşturabildiğimiz küçük anlarında bu sohbetlerin hemen tamamından çok faydalandığımı söylemeliyim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Cadde, buzdolabı ve sırat köprüsü
Haber Merkezi 07 Eylül 2019, Cumartesi Yeni Şafak
Cadde, buzdolabı ve sırat köprüsü yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Dünkü son oturumumuzda Mustafa abiyle birbirimize karşılıklı iki örnek verdik. O bana “ben senin örneğini alır, kullanır, telifini de öderim” dedi, ben de ona. Böylelikle örneklerimiz birbirimizin oldu.

Örneklere geçeceğim elbet ama önce biraz baştan alayım. Sohbetimizin temel meselesi “ehlisünnet müdafi” olmak ile “ehlisünnet canavarı” olmak arasındaki farklardı.

Mustafa abi şu serzenişinde haklı değil mi: “Ehlisünnetin temel yaklaşım farklılığı, kişinin imanına delil sayılabilecek en küçük işareti veri kabul edip kulu İslam dairesinde sayması iken; bugün kişinin dalaletine, sapmasına delil olacak en küçük işareti bir tekfir mekanizması olarak kullanıyoruz ne yazık ki.”

Şurası kesin bence. Bugün İmam-ı Azam Ebu Hanife yaşasaydı, onun yolunun yolcuları olduğunu söyleyen, onu savunmak için her şeyi göze aldığını beyan eden koca koca adamların asıl işi onu taşlamak olurdu. Çünkü zihinlerinde kurgulayarak “tatlı kârlılıklarını” sürdüren yarım hocaların anlattığı İmam-ı Azam ile gerçek İmam-ı Azam arasında dağlar kadar fark olduğu çok açık. Ve hayır, buradaki “tatlı kârlılık” sadece para kârı değildir. Hatta “keşke ve sadece para kârı olaydı” diyeyim de mesele anlaşılsın.

Başka bir patika bulalım kendimize. Bin sekiz yüzlü yılların sonunda Ahmet Cevdet Paşa riyasetinde toplanan bir heyet, Mecelle isimli kanunlar toplamını hayata geçirmişti malumunuz. Mecelle’nin kabulü Osmanlı Devleti’nde iki türlü karşılanmıştı. Bir taraf Mecelle’yi desteklerken diğer taraf Mecelle’yi “Allah’ın dinini ifsat etmek, yoldan sapmak” olarak değerlendirmişti. Sorun şu ki o gün Mecelle’yi “dinden sapma” olarak konumlandıran “insan tipi” seneler içerisinde Mecelle’nin en ateşli savunucusu; Mecelle’yi destekleyen “insan tipi” ise Mecelle’nin en ateşli karşıtı durumuna gelmiştir. Sadece “mesele üzerinde bölünerek iktidar alanı açma” durumu üzerinden değişen hiçbir şey yoktur.

Gelelim önce benim verdiğim örneğe. Ben dedim ki “Mustafa abi, bugün Türkiye’de bazı yarım hocalar ‘bozmayın Allah’ın dinini’ diyerek Allah’ın dinini mutlak surette buzdolabında, müzede, kasada saklama çağrısı yapıyorlar. Din, bu çağrılarla korunmuş olmadığı gibi hayata müdahale etme ve hayatı biçimlendirme gücü bakımından da zayıflıyor.”

Bunun üzerine Mustafa abinin örneği geldi. Dedi ki “ben ehlisünnet anlayışın bir cadde olduğunu düşünüyorum. İpten bir çizgi değil, bir cadde. Evet, iki tarafı uçurum ama en nihayet iki uçurumun arasında, dilediğin gibi, istediğin yerini seçerek yürüyebileceğin koca bir cadde var. Bu caddeyi bir sokağa, bu sokağa üzerinde yürümekten başka şansın olmayan bir ipten çizgiye dönüştürmenin bizatihi kendisi bir ehlisünnet tavır değildir.”

Bugün memlekette “ehlisünnet müdafi” olarak dolaşan pek çok ismin aslında nasıl birer “ehlisünnet canavarı”na dönüştüğünü cesaretle konuşmadan alabileceğimiz bir mesafe yok. Ehlisünnet sırat köprüsünün kendisi değildir. Sırat köprüsüne bizi hazırlayan bir caddedir. Tehlikeleri işaretlemiş, ruhsatları belirlemiş, yürünecek yolu işaret etmiştir. Ehlisünneti sırat köprüsünün kendisi olarak tanımlayan da, ‘bozmayın Allah’ın dinini’ diye mırıldanan da aslında bir düşüncenin değil, çok temel bir düşüncesizliğin ürünüdür.

Tam burası Yusuf Kaplan hoca ile ayaküstü de olsa konuştuğum meseleye çıkar. Nedir o mesele? Şudur: Din ve iman gayretiyle yola çıkıp dini kendince tanımlayan, imanı elindeki “iman ölçerlerle” ölçmeye çabalayan adamları “Ehlisünnet” olarak tanımlarsak elimizde bugünden yarına işaret edebilecek bir ufuk kalmayacak.

Esas gündemlerimizden biri bu olmalıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.