Yazarlar O aralıktan bakarken

O aralıktan bakarken

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

O aralıktan bakarken gördüğümün siz olduğunu düşündüm uzun süre. Siz miydiniz, bir başkası mıydı, bir başkasıysa kimdi? Yanlış sorulara doğru cevaplar arayan biri olduğumu biliyorum. Yanlış sorulara doğru cevaplar aramak doğru sorulara yanlış cevaplar vermekten daha doğru geliyor bana. Zor bir Japon bulmacasının bir türlü çözülemeyen son parçası gibi geliyor. O aralıktan bakarken gördüğüm siz değilsiniz. Başkası değil. O aralıktan bakarken gördüğüm ben de değilim. Gölgesi, kendimin.

O aralıktan bakarken gördüğümün kendimin gölgesi olduğunu düşünmek için çok neden var elimde. Kimsenin uğramadığı, varlığından bile haberdar olmadığı terk edilmiş bir deniz feneri gibi hissediyorum kendimi çünkü. Önce deniz fenercisi o yaşlı adam terk etti beni. Ardından ışık unuttu ziyasını dört bir yana saçmayı. Sonra insanlar unuttu orada olduğumu. En sonunda da tarih… Söz konusu unutmak olunca vicdansız, küstah, zalim biri olup çıkıyor tarih. Kepeklerinden ayırma zahmetine bile girmeden öğütüyor insanı taş değirmeninde.

O aralıktan bakarken gördüğüm ben değilim, gölgemdir. Çünkü “ben bir başkasıdır” demiş adam. Ben bir başkasıyım. Gölgem bir başkasıdır. Daralan vakitlerin, büyük açmazların, sıkıntılı gece uykularının gölgesi benimdir. Ben gölgemim. Zor bir Japon bulmacasının… Bunu söylemiştim size zaten. Yaşlanıyorum. Bağışlayın beni. Gözlerimin dolmasına engel olabilirdim eskiden. Ağlamamı bastırabilirdim. Yüzüme bir maske takıp sağa sola sıcak gülümseler fırlatabilirdim. Artık yapamıyorum bunu. Gözümün ucuna gelen yaşları zapt edebilmek için bir neden bulamıyorum kendime. Gözlerim ve uçları serbest yaşıyorlar artık. Onları kurtardım esaretten. Çok uzun sürdü bu. Gambiya’dan, Kongo’dan, Afrika Sahrası’ndan gemilere doldurulup Virginia’ya, içemedikleri tütünleri toplamak için getirilmiş dört köleye benziyordu gözlerim ve uçları. Hayatlarında böyle şeylere izin yoktu. Bütün duygularını gizlemeyi öğretiyordu onlara toprağın sahibi olan derebeyleri. Derebeylik yok artık. Bir gece tütün tarlasını yakmaya karar verdim çünkü. Tarlanın ortasına yerleştirdim “patron”u. Islak tütünlerin yanarken çıkardığı o kesif dumanla başladı ilk ağlamam. Önce yavaş yavaş, ardından hıçkıra hıçkıra, sonra da kesik kesik sarsılışlarla sabaha kadar sürdü. Artık özgürdüler köleler. Gözlerim ve uçları özgürdüler.

O aralıktan bakarken gördüğüm gölgem değildi, bendim. Zor bir Japon… Binlerce kez özür dilerim sizden. Her seferinde unutuyorum işte o bahsi açtığımı. Açtığım bütün bahisleri kaybediyorum üstelik. “Bu kez kazanırsın” diyorlar, inanıyorum ben de her seferinde. Kazanamıyorum. Üstelik öyle alıştım ki buna, artık üzülmüyorum da kaybettiğime. Fakat elbette şaşırtıcı olan bu değil. Bunu sadece size söylüyorum, çünkü siz iyi kalpli bir insansınız bakışlarınızdan anladım bunu, günün birinde kazanırsam buna sevineceğimi de düşünmüyorum. Hayır, elbette bahsi kastetmiyorum. Kendimi iyi yürekli insan, kendimi kazanırsam mutlu olur muyum? Hayır. İnsan mutlu olmaz. Yıllar bunu öğretti bana. Mutluluk insana göre değil. İnsanın ancak gölgesi mutlu olabilir. İnanın bana. Çünkü birinin, en az bir kişinin bana inanmasına öyle çok ihtiyacım var ki. İnanır mısınız bana?

O aralıktan bakarken gördüğüm ben değilim. Gölgem ya da yansımam da değil. Aslına bakarsanız iyi kalpli hanımefendi, bağışlayın cüretimi, aslına bakarsanız o aralıktan bakarken hep bir şeyler görme umuduyla geçirdim ben bütün hayatımı. Zor bir… Ah, geçtim bunu artık. Size söylüyorum işte. O aralıktan bakarken… Koca bir ömrüm boyunca o aralıktan bakarken hep bir şeyler görmeyi hayal ettim. Herhangi bir şey… Hanımefendiciğim, sakın kızmayın bana bunu sizden sakladığım için. Bana üzülmenizi istemediğim için anlatmadım işin aslını. Hikâyemin başlangıcını dinleyin istedim. Ben koca hayatım boyunca o aralıktan bakarak görmeyi umut ettiğim hiçbir şeyi göremedim. Çünkü ben aslında körüm. Hepimiz körüz, ama bunu ancak benim gibiler, gözlerini ve uçlarını serbest bırakmayı göze alanlar itiraf edebiliyor. Bir çay daha alır mıydınız? Yahut birkaç kurabiye daha… Ah güzel hanımefendi. Ne iyi ettiniz uğramakla. Seneler var ki kimse uğramıyordu yanıma. Kemiklerimin sızısına iyi geldi varlığınız. Kalbimin acısına da… Kalın lütfen biraz daha. Henüz anlatmaya başlamadım size gerçekten olan biteni. Daha size zor bir Japon bulmacasının bir türlü çözülemeyen son parçasının nasıl çözüleceğinin sırrını vereceğim. Hayatımın sırrını vereceğim size ah benim iyi kalpli hanımefendiciğim.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.