YazarlarBir davada üç mesele Bağımsızlık, rüşvet, devlet aklı

Bir davada üç mesele: Bağımsızlık, rüşvet, devlet aklı

Kemal Öztürk
KemalÖztürkGazete Yazarı

Rıza Sarraf davası, son yılların en önemli ve en kritik davalarından biridir. Davanın detaylarını anlatmıyorum. Yeterince dinlediniz, okudunuz zaten.

Bu davayı izlerken üç ana konunun olduğunu ve bunların birbirine karıştığını gördüm.

Bu durumu tartışmak istiyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Kemal Öztürk : Bir davada üç mesele: Bağımsızlık, rüşvet, devlet aklı
Haber Merkezi30 Kasım 2017, PerşembeYeni Şafak
Bir davada üç mesele: Bağımsızlık, rüşvet, devlet aklı yazısının sesli anlatımı ve tüm Kemal Öztürk yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


BAĞIMSIZLIK

Bu davada öne çıkan en önemli konulardan biri, ekonomik ve siyasi bağımsızlık meselesidir aslında.

ABD, İran’a uyguladığı ambargoyu deldiğimizi, bunun da suç olduğunu iddia ediyor. Kağıt üstündeki bu cümlenin Türkçeye çevrilmiş şekli şudur: ‘Ben ABD’yim. İran’a ambargo uygula dediğim halde nasıl uygulamazsın (yani siyaseten bağımsız olmazsın)?

Ayrıca ambargoyu deldin diyelim, buradan kazandığın parayı tek başına hazinene koyamazsın, benimle paylaşacaksın (ekonomik olarak bağımsız olamazsın).’

İran’la gizli kapaklı iş yapmayan Avrupa ülkesi kalmamıştır aslında. İşin tuhafı, ABD şirketleri de aynı şekilde örtülü olarak bunu delmiştir. Ancak sen Türkiye olduğun için, bunun hesabını sormaya kalkarlar.

İşte burada, rahmetli Erbakan’ın dediği gibi, “Amerika ne dermiş? Bana ne Amerika’dan. Bana ne Amerika’dan” diye avazı çıktığı kadar hepimizin bağırması lazım. Muhalefet ya da iktidar ayrımı olmaksızın, ABD’nin bu davayı siyasi şantaj aracı olarak kullandığını dünyaya yayması lazım. Yani hepimiz, bu davada devletin ve onu temsil eden Cumhurbaşkanı’nın yanında olmalıyız.

RÜŞVET

Rıza Sarraf’ın, FBI ve savcı ile geceli gündüzlü birlikte geçirdiği günlerde, bu dava için bir kurgu yaptığı anlaşılıyor. Bu kurgunun sonunda Türkiye’yi ve özellikle Erdoğan’ı mahkum edecek bir yere çıkmaya çalışacaklar. Bu nedenle Sarraf’ın söylediği her şeyin, her iddianın ihtiyatla karşılanması, doğru olup, olmadığının araştırılması gerekir.

Sarraf’ın ifadelerinden en çok etki yaratan konulardan biri, eski bakan Zafer Çağlayan ve Halk Bank eski genel müdürü Süleyman Arslan’a verdiğini iddia ettiği rüşvet olmuştur. Bu iddiaya peşinen inanmayız ama bu iddianın aynı zamanda araştırılması, soruşturulması ve hesap sorulması gereken bir iddia olduğunu da bir kenara not etmeliyiz.

ABD’ye karşı vereceğimiz siyasi ve ekonomik bağımsızlık mücadelesinde hepimiz ne kadar aynı safta yer aldıysak, bir kamu görevlisinin rüşvet aldığı iddialarını araştırma talebi konusunda da aynı safta yer almalıyız. Bu konu herkesin vicdanını rahatsız eden bir konudur.

DEVLET AKLI

Bu mesele devlet aklı meselesini bir kez daha gündeme getirdi. İran’a uygulanan ambargoyu takmayıp, kendi ülke çıkarlarımızı düşünmek, bir milli meselesidir. Bizim enerjiye ihtiyacımız var. Komşumuz İran’ın da petrol satmaya. Ancak bunu yaparken uluslararası ilişkileri, ekonomiyi, diplomasiyi, dengeyi düşünerek, kitabına uygun şekilde yapmak da bir devlet aklıdır. Almanya, İngiltere, Fransa da deldi ambargoyu ama bizdeki gibi ellerine yüzlerine bulaştırmadılar.

Sarraf gibi insanlar, dünyanın her yanında vardır ve devletler tarafından kullanılır. Özellikle de Amerika ve İngiltere’de. Ancak hiçbir devlet bu tip adamlara kalkıp, yılın iş adamı ödülü vermez, hele hele bunu bir bakanın eliyle hiç vermez.

DEVLETİ KİM SAVUNUYOR?

Tüm acemilikler, ihmaller, saçmalıklar oldu bitti diyelim. En azından devlet aklı bu aşamadan sonra devreye girip krizi yönetmeli.

Madem mesele bir devlet sorunu ve ‘ülkeye diz çöktürme’ meselesi, o zaman devletin tüm gücüyle bu konuya eğilmesi gerekir. Peki şu anda davanın hukuki, diplomasi, siyasi ve iletişim sorumluları kimlerdir? Ben şahsen bilmiyorum.

Ne tuhaftır ki, bu davayı hem iç, hem de dış kamuoyunda gazeteciler savunmaya çalışıyor. İtibarı ve güvenirliği tartışılır hale gelmiş bazı medya organlarına kimse inanmadığı için, bir zamanlar yeminli AK Parti karşıtı olan bir gazetecinin Youtube üzerinden yaptığı yayına sarıldı herkes. Bu hükümet için son derece düşündürücü ve üzüntü verici bir durumdur.

Hükümetin Ankara’dan, İstanbul’dan bu dava için verdiği demeçlerin ne dünya, ne de Amerika kamuoyu için bir etkisi olabilir. Hele hele Twitter’da, trollerle birlikte Türkçe etiket çalışmalarının hiçbir faydası yok!

Devletin kurumları ve nitelikli kadrolarıyla Amerika’ya çıkarma yapması ve bunun FETÖ bağlantılı bir siyasi dava olduğunu bangır bangır dünyaya anlatması gerekir. Gelin görün ki devlet yerine, FETÖ çıkarma yaptı oraya.

Sarraf davasını bir de bu açılardan tartışalım dedim. Kötü mü ettim?