Yazarlar Ekonomik terör

Ekonomik terör

Levent Yılmaz
Levent Yılmaz Gazete Yazarı

Türkiye’de gündem bir süredir döviz kurundaki dalgalanma üzerinden meşgul edilmeye çalışılıyor. Elbette kurun bu şekilde hızlı iniş ve çıkışları ekonomik dengeler açısından istenmeyen bir durum. Kurun geldiği seviyelerin etkileri ayrı bir tartışma konusu. Burada kur seviyeleri üzerinden bir tartışma açmayacağım. Bu duruma neden olan mekanizmaların ne olduğu konusu, durumun kendisinden daha önemli. O yüzden bugün, genellikle teknik içerikli yazdığım yazıların aksine hafta içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir konuşmasında “ekonomik terör” ifadesini kullanmasının arkasında yatan nedenleri izah etmeye çalışacağım.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Levent Yılmaz : Ekonomik terör
Haber Merkezi 08 Nisan 2018, Pazar Yeni Şafak
Ekonomik terör yazısının sesli anlatımı ve tüm Levent Yılmaz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


“MEKANİZMA HAREKETE GEÇTİ”

15 Temmuz’da, yani FETÖ’nün darbe girişiminin yaşandığı gün, dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Moskova’daydı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşme yaptığı sırada Türkiye’de başlayan darbe girişimi haberi gelince Kerry, Lavrov’a şu sözü söyledi: “Mekanizma harekete geçti.” Kerry’nin bahsettiği mekanizma darbenin silahlı aşamasıydı. Oysa Türkiye zaten bir süredir ekonomisi üzerinden sürekli köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyordu.

Hatırlayalım. Türkiye, 2013 yılında önce Gezi olayları ve hemen ardından 17-25 Aralık’ta da bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. Söz konusu olaylar gerçekleşmeden önce Merkez Bankası’nın politika faizi olarak nitelendirilen haftalık repo ihale faizi tarihin en düşük seviyelerindeydi. Ancak Gezi olayları ile başlayan ve ardından 17-25 Aralık süreci ile devam eden dönemde; Dolar kuru 1,84 seviyesinden hızlı bir şekilde 2,27’e çıktı. Ülke risk pirimi olarak nitelendirilen CDS de 118’den 263’e fırladı. Ayrıca tarihi rekor seviyeleri test eden ve 100.000 sınırına dayanan BİST 100 Endeksi de hızlı bir şekilde gerilemeye başladı. Tüm bu gelişmeler üzerine Merkez Bankası Para Politikası Kurulu bir ara toplantı yaparak faizleri yukarı yönlü değiştirdi. Politika faizi bir gecede yüzde 4,5’tan yüzde 10’a yükseltildi. Böylelikle ekonomi ile ilgili olmayan etkenlerin ekonomiye etkisi net bir şekilde anlaşılmış oldu. Bugün hala politika faizinin yüzde 8 olduğunu ve asla Gezi olayları ve 17-25 Aralık öncesi seviyelere dönemediğini unutmayalım.

Her iki olayın ülke ekonomisine toplam maliyetinin 200 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Yani ülke Gayri Safi Milli Hasılası’nın dörtte biri. Kabaca; Türkiye’nin 1 yılda oluşturduğu değerin dörtte biri iki olay ile elinden alındı.

MUSUL BASKINI ve HALKBANK

17-25 Aralık darbe girişiminden önce Türkiye Kuzey Irak petrollerinin Akdeniz üzerinden satışına dair 50 yıllık anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmanın hayata geçirilmemesi için ABD’nin yaptığı baskıları, başarılı olamayınca da “Bari bu petrol ticaretinin bedelini ABD bankalarına yatırın” teklifini unutmayalım. Söz konusu ticareti engelleyemeyince, ilk petrol tankerinin Akdeniz’de yol almaya başladığı gecenin sabahı Musul Konsolosluğu’muzun DEAŞ tarafından basılmasını, konsolos dahil 48 vatandaşımızın kaçırılmasını da bir yere not alalım. Tüm bunların üstüne de bu petrol ticaretinin merkezi haline gelen Halkbank’ın 17-25 Aralık’ta nasıl hedef olduğunu ve hatta 2017 yılında da ABD’de başkaca bir davanın konusu haline getirildiğini hatırlayalım.

TERÖR, EKONOMİ, KRİZ

Terörü; siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımı olarak nitelendirebiliriz. Bu noktadan hareketle de ekonomik terörü; bir ülkenin veya çıkar grubunun bir başka ülkenin kaynaklarının kullanımını elde etmek, yönetiminde dolaylı yoldan söz sahibi olmak, seçilmiş liderini al aşağı etmek amacıyla halkın ayaklanmasına veya olası seçimlerde mevcut yönetimi yeniden iş başına getirmeyecek bir tercihte bulunmasına neden olacak şekilde ekonomide kriz oluşturulması olarak tanımlayabiliriz. Krizler iki şekilde meydana gelir. İlki; iç dinamiklerdeki sinyallerin zamanında algılanmaması üzerine önlem alınmadığında ortaya çıkar. İkincisi ise; iç dinamiklere dışarıdan yapılan bilinçli ve art niyetli müdahalelerin mevcut sistemin aksamasına ya da tamamen durmasına neden olması ile görülür. Türkiye ekonomisi uzunca bir süredir; hem teknik hem de algısal olarak ikinci tür bir krize sürüklenmek istemektedir. Özetle son dönemde başta döviz kurundaki yukarı yönlü hareket olmak üzere karşı karşı kaldığımız süreç, esasen bir “ekonomik terör” saldırısıdır.

Elbette Türkiye’nin her gelişmekte olan ülke gibi bazı çözülmesi gereken makro ekonomik sorunları ve yapması gereken yapısal reformları var. Ancak son dönemde ekonomide yaşanan söz konusu dalgalanmaların hiç birisi Türkiye ekonomisinin reel gerçekleri ile örtüşmüyor. Esasen Erdoğan’ın “ekonomik terör” ifadesi ile kastetmeye çalıştığı şey tam olarak bu. Zira Türkiye’yi engellemek isteyenler; Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz’da başaramadığını “ekonomik terör” ile gerçekleştirmeye çalışıyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.