Yazarlar Gönlümüzün sarayında oturan sultan biziz biz

Gönlümüzün sarayında oturan sultan biziz biz!

Leyla İpekçi
Leyla İpekçi Gazete Yazarı

Evet, Türkiye ilk kez olmaz denileni olduruyor. Şantajla, terörle, kanlı provokasyon ve çatıştırma yöntemleriyle, enflasyonla bezdirilip baş eğdirilen bir ülke olmaya mahkum bırakıldık Cumhuriyet’ten beri.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Leyla İpekçi : Gönlümüzün sarayında oturan sultan biziz biz!
Haber Merkezi 03 Temmuz 2018, Salı Yeni Şafak
Gönlümüzün sarayında oturan sultan biziz biz! yazısının sesli anlatımı ve tüm Leyla İpekçi yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ne mimaride, ne sanatta, ne edebiyatta, ne kültürde kendi derinliklerimize dalabildik. Sadece taklide maruz bırakıldık. Taklit de esin verir şüphesiz ama bir ruh medeniyetini sırf taklit üzere inşa edemezsiniz, edemedik!

Görünüşte terörle mücadele eden, görünüşte Avrupa trenini yakalamaya çalışan, görünüşte ulusalcı vatanperver bağımsız gibi duran ama her kuyruğuna basıldığında güçlü olan sömürgecinin sözünü dinleyen, sinip susan, terörle korkutulduğunda, Alevi-Sünni çatışmasıyla tehdit edildiğinde bir adım daha atmaya cesaret gösteremeyen pek çok lider / hükümet / yönetim geldi geçti.

Seçilmişlerin çaresiz teslimiyeti atanmışların kibirli vesayeti devam etti!

Dünya beş’ten büyük, gönül kainattan geniş. Diyordum her seferinde. Şimdi yeni Türkiye’nin sabahındayız.

***

Yurtdışında; batıda-doğuda soruyorlar. Hapishanede tutuklular var, adalet yok, demokrasi askıya mı alındı? Diyorum ki: Suçsuzları içeri tıkmak elbette zulümdür. Lakin burada kırk yıldır örgütlenmiş, binlerce kişinin hakkını çiğneyerek yükselmiş, hileli yöntemlerle devleti işgal etmiş gizli bir örgütün destekçileri var. Ya onların bu zorbalıklarına karşı sizin hiç gündeme getirmediğiniz bitimsiz sayıdaki mağdurların davaları?

Ya askeri okuldan, üniversiteye giriş sınavından, ya devlete giriş yöntemlerinden dolayı hakkı hunharca çiğnenmiş kaç nesil mağdurun açtığı, açacağı davalar? Haberiniz var mı, bir gece darbe yaparak onlarca bombayı indirdiklerinden meclisimize, bütün devlet binalarımıza. Her yerde sivil halka kurşun yağdırdıklarından?

Aaa gerçekten mi diye samimiyetle soran gazeteciler tanıdım, gerek doğuda gerek batıda. Gazeteci ama tek bildiği ülkemizdeki tutuklular. Sorsanız, neyle suçlandığını, neler yaptıklarını filan bilmiyorlar. Ama ‘Erdoğan nefreti’ yüzünden muhakkak ki mağdurdur onlar şeklinde bir önkabulleri var. Oluşturulmuş bir toplu yargı.

Suçlular yargılanmasın mı? Suçluları destekleyenler isterse milletvekili, isterse entelektüel olsunlar! Savaşı, terörü, katliamı maddede ve manada desteklemeye devam etmelerinin hesabını sormayalım mı vicdan adına onlardan?

***

Yıllar, nesiller geçti, onca bedel ödedik. Yine Madımak’ta, Başbağlar’da, Maraş’ta, Bahçelievler’de, faili meçhul cinayetlerde, sınır boylarında, tren garlarında, yolda, evde, arabada katledilen mayınla molotofla durduk yere paramparça olan, hayatın ortasında infaz edilen onlarca, yüzlerce, binlerce sivilin kanı akmaya devam mı etsin? Siz bizi istediğiniz kıvamda tutun, demokrasimizin ayarına siz karar verin, enflasyonumuzun dizginleri sizin elinizde olsun, barışımızın asıl aktörleri siz olun diye! Bu vesayete daha kaç nesil göz yumalım?

Suçluya suçsuz muamelesi mi yapalım demokrasi adına? Bu da zulüm olmaz mı? Nasıl temizlenecek bu suç örgülerinin zalimlikleri, bir mikrop gibi yayılmasını kim önleyecek vücudumuzdan?

Eli silahlılar yıllardır mecliste temsil ediliyor diye katliamlar bitseydi bir nebze demokrasiden bahsederdik. Barışı o koşullarda hepimiz çok benimsemiştik. Lakin katil devlet diye bağıranlar devletin bölünmezliğine yemin ederek bizleri yetmedi kırk yıldır öldürdükleri bir de vergilerimizden maaş almaya devam edeceklerse bari katliamlar bitseydi! Bari barış müzakerelerini sabote edip süslü cümlelerle gençleri ve dahi seçilmiş yöneticileri ‘halk savaşı’na kalkıştırmasalardı.

Şimdi bütün bunlar hepimizi vatandaş olarak enayi yerine koyma pahasına olurken tek sorun demokratik tutum alamayan iktidarın bu teröre kalbiyle bağlanmış zihniyetle savaşması mı? Savaşmayalım, katliamlar provokasyonlar ölümler devam mı etsin?

***

Çok kanlı oldu bedeli bizim için. Sokak ortasında çok masum kanı aktı. Çok öldürüldük. Çok düşürüldük tuzağa. Çok yönetildik nefret ve intikam hissimiz kamçılanarak. Ama gerçeğin içinde yaşarken nasıl yalanlarla algı yönetildiğine bizzat içeriden şahit olmak bizi nihayet yetişkin kıldı. Büyüdük, olgunlaştık.

Tanklı bir gecenin sabahının nasıl bir esarete uyanmak olduğunu öylesine iyi öğrenmişiz ki, tanka karşı canımız pahasına durduk 15 Temmuz’da. Bizim için neyin hak, neyin zulüm olduğunun, çocuklarımızın nasıl daha hakkaniyetli, adaletli bir ülkede yetişmesini arzuladığımızın bundan daha mükemmel bir ispatı olabilir miydi?

15 Temmuz’da daha kan gövdeyi götürürken bugün yeni Türkiye’nin ilk günü demiştim. Bu öylesine külli bir ikrar, öylesine güçlü bir irade beyanıydı ki, artık küresel aktörlerin türlü çeşit algı operasyonları filan önemini bir anda yitirdi. Yemez olduk, yutmaz, korkmaz olduk milletçe.

Türkiye uzmanlarının kurduğu hiçbir denklemde gözükmeyen bir gerçek bu. Hepimizin içinden bildiği sır. Bizi biz yapan. Mayamız.

Uyuyan uzuvlar hızla uyanıyor yeni Türkiye’de. Dokunmaya, içmeye, görmeye, koklamaya, işitmeye başlıyoruz. Her birimizde zuhur eden kendi mânâsı. Nefsimiz nereye gelmişse oradan zahir oluyor. Anadolu’nun kalbi genişliyor.

Her şey böylesine genişlerken, dapdar kalıba sıkışmamız mümkün değildi. Dünya beş’ten büyük, gönül kâinattan geniş. Dedim her seferinde. Şimdi yeni Türkiye’nin sabahındayız. Gönlümüzün sarayında oturan sultan biziz biz!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.