Yazarlar Siyaset ve dostluk

Siyaset ve dostluk

Leyla İpekçi
Leyla İpekçi Gazete Yazarı

İçinde yaşamasak anlamakta zorlanacağımız onlarca haksızlığın içinden geçiyoruz yine. Vesayet döneminde Cumhurbaşkanlığı seçimi için sistemi kilitlemeye çalışan yapıyla mücadele ettiğimiz oranda irticacı, terörist filan ilan ediliyorduk. Geldiğim laik ulusalcı çevredeki dostlarımla aram bozulmuştu. O kadar ki cumhuriyet mitingleri döneminde ya uzağa düştük ya da sessizce dağıldık.

Zihniyet olarak herkesin bir gün "yeterince eğitildiğinde" kendisine benzeyeceğini varsaymak, başkalarını kendin gibi kılmaya çalışmak bir seçkincilik hastalığı. Adalet ve hakkaniyet temelinde buluşamıyorsak, en azından anılarımıza sadık kalabilirdik. Bugün aynı mücadele başka dostlarla aramızda devam ediyor.

Erdoğan"ı bir başbakan olarak hakir gören, onu oraya biz getirdik, savcılarıyla hakimleriyle istediğimizi yaptıramazsak indiririz diyen bir zihniyet daha. Ona bir yandan iktidarı dahi yakıştıramıyorlar ama bir yandan ona oy verenleri güce biat etmekle suçluyorlar! Kendileri dışında kalan mütedeyyin kesimleri "bize düşmanlar çünkü biz ideoloji yapmıyoruz, iş yapıyoruz" diye kodlayabiliyor ve buna inanabiliyorlar. Bu seçkinci bakış, dönüp dolaşıyor koskoca bir insan topluluğunu adaletten ve merhametten uzağa düşürebiliyor.

Gezi"den beri yine aynı durum. Evet diyorum, haklısınız, Başbakan"ın siz biz ayrımcılığı yaparak konuşması ateşli gençleri daha da kışkırtıyor, evet dindar nesil istiyoruz diye kendi doğrularını herkese dayatması da hatalı, evet Aleviler"i de rencide etti, evet, evet, kentsel dönüşümde de bir yığın sorun var... Fakat bu yüzden hukuk dışı darbelerle devrilmesini onaylayacak mıyız?

Eğer Gezi hareketi (işgal –occupy- mottasıyla) bir gece Dolmabahçe başbakanlık ofisine ve aynı anda Ankara başbakanlık konutuna doğru ilerleyen isyancıların mekanları işgal etmesiyle sonuçlansaydı hangi fotoğraf dünyaya servis edilecekti? Ki bu an meselesiydi. Mısır gibi kaosa düştüğümüzde, ekonomi kilitlendiğinde, kör kurşunlar gencecik yaşamları rastgele sonlandırmaya başladığında.. Elinizdeki o uluslararası "zalim diktatörü devirdik" görüntüsü ne işe yarayacaktı? Bunda sizin payınız ne olacaktı?

IMF"ye olan borcumuzun sıfırlandığı günlerdi. Bizi on yıllarca esarete ve bağımlılığa mahkum eden sömürü sisteminden kurtulmuştuk. Memlekette kan dökülmesin diye bizzat savaşan tarafları barış müzakerelerine oturtmaya çalışan, bu uğurda suikastlardan saldırılara, tehdit ve şantajlara onca zulümle boğuşan birine diktatör dememizi istediniz. İçte ve dışta Türkiye"nin önünü kesmek isteyenlerin kanlı heveslerini çoğaltmak sizi hiç rahatsız etmedi mi?

Peki 17 Aralık veya 25 Aralık kalkışması başarılı olsaydı nasıl bir memlekette yaşıyor olacaktık? Hepimizin sonuna dek karşı çıktığımız yolsuzluklar sahiden tek meselemiz mi olacaktı? Halkın seçtiği başbakan indirildiğinde daha demokratik bir ülkeye mi uyanacaktık? Erdoğan hastanedeyken barış müzakerelerini yürütüyor diye MİT başkanını indirme operasyonunu nereye dek meşrulaştıralım? Ya Adana"daki tır operasyonunu savunmak? İllegal yollardan binlerce kişiyi yıllarca dinlemeyi makul bulmak? Komutanlara kızının gizlice çekilmiş mahrem görüntüleri üzerinden şantaj yapmayı, istifaya zorlamayı normal mı bulalım?

Devletin kriptolu konuşmalarını ulu orta servis etmeyi sıradan mı kabul etseydik? Memuriyet sınavlarında yapılan hileler karşısında kul hakkının yıllarca gasp edilişini öğrenince şaşırmasa mıydık? Daha başka bu süreçte ortaya çıkmış Hanefi Avcı yargılaması gibi onca art niyetli hamleye (üstelik "müminler suçta ittifak etmez" savunusuna yıllarca inandığımız için müthiş bir kandırılmışlık hissiyle) söz söylemeyeceğiz, söylersek de acımasızca karalanacağız öyle mi?

Barış ve çözüm sürecini baltalamak için ekonomik krizden dahi medet umdu bazıları. Seçim öncesi Ukrayna"daki gibi bir kutuplaşma senaryosu yazdılar. Kürtleri sokağa indirmek için de çok çaba sarf edildi. Başbakan"ı uluslararası mahkemede yargılatacağız dediler. Yurtdışına kaçacak dediler. Durmadan ona ve ona oy verenlere hakaret yağdı. Belden aşağı iftiralar atıldı. Diktatör dedikleri başbakana karşı halkın hangi partiyi destekleyeceğini kapı kapı dolaşıp onlara dikte etmeyi olağan bulalım istendi. Böyle yöntemlerle sahici bir muhalif dil oluşturamazsınız dediğimiz için biz olduk iktidara, güce tapan. Ne kadar kolay hep suçu karşısındakine atmak. Ne kadar konforlu.

Ya Yeni Şafak"ta yazmaya başladım diye önceden bana dualar eden dostların bir gün sonra "şimdi sırtını iktidara dayadın, kaç paraya satıldın" gibi iftiraları hiç çekinmeden edebilmeleri? Haftalardır talimatla yazdığımı tekrarlayabilmeleri? İstedikleri yerde durmadığım için mi, adaletsiz bulduğum kalkışmalara karşı durduğum için mi, memleketin ve insanlığın zararına olduğu apaçık hileli yöntemleri eleştirdiğim için mi güce ve paraya satılmış olmam gerekiyor?

Kendi adıma doğruyu bilirim demedim hiç, samimiyetle sorguluyorum. Ama kusura bakmayın bugünkü hukuk dışına çıkılmış operasyonlara insan ancak tam da hür iradesiyle, vicdanıyla karşı durabilir. Bunu da en iyi talimatla yaşayanlar biliyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.