Yazarlar Badiou ve tüm devrimcilere ağıt

Badiou ve tüm devrimcilere ağıt

Markar Esayan
Markar Esayan Gazete Yazarı

"Dünyaca ünlü felsefeciler Slavoj Zizek ve Alain Badiou, Bakırköy Belediyesi"nin düzenlediği "Küreselleşme ve Yeni Sol Konferansı"na konuşmacı olarak katıldı" diye geçiyordu ajanslar haberi. Tıpkı Antalya Altın Portakal Film Festivali"nde Işık Yenersu"nun, "Bugün gördük ki, 50 yıldır, Antalya"da her yer sinema her yer direniş" sözlerinin ardından olduğu gibi, Alain Badiou"nün "Yaşasın yeni Türkiye Hareketi" diyerek salonu selamlamasıyla, aralarında CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu"nun da bulunduğu katılımcılar "Her Yer Taksim, Her Yer Direniş" diyerek salonu inlettiler.

Ne kadar uzun zaman olmuştu bu kadar heyecanlanmayalı! 1968 demeyelim ama, Badiou"nün Afrika kökenli evlatlık oğlunun da polislerce hırpalandığı Fransa"daki 2005 ayaklanmalarından beri böyle bir enerjiyi yaşamamış olmalıydı. Konuşmasında "Aman bize benzemeyin" dediğine göre, orada da işler iyi gitmemiş, kestirmeden devrime giden çizgide ilerlenememiş olmalıydı.

Acaba, 2005"teki varoş ayaklanmalarının mesajını yanlış anlamış olabilirler miydi? Devrim ve somutlaşması murad edilen yeni komünizme münasip yeni bir özne çıkmamış mıydı yine? Peki Gezi"den çıkar mıydı acaba? Belli ki Badiou, Gezi"nin eğitimli olduklarını önemle vurguladığı gençlerini (ama şimdi hangi Gezi?) Türkiye işçi sınıfı ve Müslümanlarla dayanışmaya çağırdığında göre, ne Kemalist geçmişten, ne 11 yılda Türkiye"de ne yaşandığından, ne de Türkiye"de devrim isteyen statükocu-kemalist kesimlerinin yakında koruma altına alınacak kadar marjinalleştiğinden, toplumdan uzaklaştığından haberi vardı.

Belli ki, kendisini "enforme" edenlerin tarifi ile bakıyorlardı Türkiye"ye, Gezi krizine… Belki bunu da biliyorlardı, Gezi"nin apolitikliğini gidermek için gönüllü bile göz kapıyor olabilirlerdi buna. Ne de olsa, Fransız entelektüellerinin altın çağı çoktan geçmişti. Sarkozy felaketi ve Fransız aşırı sağının yükselişinin nedenini sol Fransız entelektüeller olduğunu iddia edecek kadar cesurdu Badiou. Bir zamanlar felsefe demek, Fransa, Fransızca, Paris, siyah giyim kuşam, direnişlerde ilk söz hakkı ve Gitanes marka sigara içmek demekti. Ama artık değil.

Ama Badiou çok heyecanlıydı… "Gezi Direnişi ile birlikte siz hem kapitalizmin kendisine hem de İslami hükümetin sizi ezmesine karşı çıktınız" diyordu, "Bugün Türkiye"de kapitalizmin kendisiyle ve benim tuhaf, canavar, yaratık olarak nitelendirebileceğim İslami kapitalizmle karşı karşıyayız. Gezi Direnişi ile birlikte siz hem kapitalizmin kendisine, hem de İslami hükümetin sizi ezmesine karşı çıktınız" diyordu. "Komünizm, bildiğiniz üzere bireylerin çıkarları değil halkın kollektif çıkarlarına yöneliktir. Komünizmin kendisi soyut değil aslında somut bir deneydir. Bazen soruyorum neden böyle somut bir deney dünyanın yasası haline gelmez diye" diyordu.

Zizek ise "Haysiyet ve insan onuru için yaşamalıyız. Sokağa dökülmezseniz yanlış bir demokrasiyle yönetilmiş olduğunuzu belirtmemiş olursunuz" diye, Slovenya usulü "No Pasaran" beşliği çakıyordu: "Gidecek bir yeriniz yok, uçuruma kadar gerilediniz, artık sokaklar sizin. Kaldırım taşlarının altında kumsal var!"

Bu türden devrimcilik romantizmini, hocası Dunn sayesinde epey erken terk eden Tony Judt, Zizek"i "entelektüel olmakla bilinen entelektüel" olarak tanımlar ve şöyle der: "Bu, Paris Hilton"un ünlü olmakla ünlü olmasına benzer…"

Ama Badiou"nün hakkını yemeyelim: Kendi sınıfına saldırması bir yana, Fransa"nın Cezayir soykırımına karşı çıkmış, Parizyen entelektüel yaşam tarzına yönelik başlattığı eleştiri ve "Yahudi Kelimesinin Kullanımları" adlı kitabıyla da antisemitizm suçlamaları ile başı epey derde girmiştir.

Mamafih onun aktivizmde asıl ünü, 1968 öğrenci olaylarındaki militan tavrıdır. Fransız Marksist-Leninist Komünist Birliği UCFml gibi aşırı sol ve militan örgütlerle birlikte sokaklarda, çatışmanın içindedir. Ama tıpkı Gezi"deki gibi, muadillerine göre epey güvenli bir çatışma halidir bu. Çünkü, çoğu Avrupalı, ama kesinlikle tüm Fransız filozoflar gibi, kaybedecek çok şeyleri vardır. Onlar 2. Dünya Savaşı sonrasının şanslı refah kuşağındandır. İyi eğitimli, elit, ve ömür boyu iş garantisi ile yaşarlar.

Ölmek olmaz. Yıllarca hapiste yatmak hiç olmaz.

O yüzden, Fransız entelektüelleri, tıpkı Gezi"de bizim sentetik entelektüeller gibi, 1968 Paris ayaklanması esnasında ne Prag"ı, ne Varşova"yı merak etmişlerdir. Güvenli alanda, devrim simülasyonu yaşamak istemişlerdir. Yaşamışlardır da.

Oysa, gerçek bir devrimcinin, o sırada Paris"te fakülte kapılarının kaçta kapanacağı "zulmünden" bir devrim çıkarmanın yanında, Meksika"daki karışıklıklarda, Doğu Avrupa"da Çekoslovakya ve Polonya"da yaşanan zulümlerde yer almaları gerekirdi. Ama Çekler ve Polonyalılar ölmektedir, hapislerde yıllarca çürümektedir. Eh, bir de tabii zulüm yapan kapitalistler değil, SSCB"dir.

Tony Judt "Marksizm, 1968"in o yaz aylarında Prag ve Varşova"da dibe vurmuştu. Orta Avrupa"daki öğrenci isyanları bizzat komünist idealleri yerin dibine batırmıştı. (…) Hoşlanmadığımız şeyleri protesto ettik, bunu yapmakta haklıydık. En azından kendi gözümüzde devrimci bir kuşaktık. Yazık ki, devrimi kaçırdık" der.

Ne kadar manidar ve ne kadar da tanıdık.

Arkası yarın…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.