Yazarlarİki kişilik ordu kıtaya karşı

İki kişilik ordu kıtaya karşı

Mehmed Niyazi Özdemir
Mehmed NiyaziÖzdemirGazete Yazarı
Avustralya'da New South Wales Eyaleti'nin madenci kasabası olan Broken Hill, güney yarım kürede olması nedeniyle 1915 yılı ocak ayının ilk gününde cıvıl cıvıl bir hayat yaşayacaktı. O zamanlar Avustralya'nın iç bölgelerinde deveci ve kervan güdücü olarak bolca Afganlı bulunmakta idi. Emekli olduktan sonra Molla Abdullah kasap dükkanı işletiyor, Gül Mehmet dondurmacılık yapıyordu. İkisinin sıkı dostlukları vardı. Her ikisi de dinlerine bağlı kimselerdi; beş vakit namazlarını kılar, içki ve domuz etini ağızlarına sürmezlerdi. Bu iki kafadar Afganlı olmalarına rağmen Türk asıllı idiler; Türkiye 1914 savaşında ingiltere ve müttefikleri karşısında harbe girince Gül Mehmet bu durumu ancak 5 ay sonra öğrenmişti. O zamanlarda kitle iletişim araçları fazla yaygın değildi. Soluğu hemen can dostu Abdullah'ın yanında almıştı. İki arkadaş ölümüne hilafete bağlı idiler. Karar vererek savaş hazırlığına başladılar. İki adet Lee Enfild marka tüfek, cephane, süngü olarak kullanılacak iki kasap bıçağı, Gül Mehmet'in dondurma arabası, masa örtüsünden yapılmış Türk bayrakları at arabası ile yola koyuldular.

Yılın ilk günü Broken Hill halkı sabahın erken saatlerinde pikniğe çıkacaklardı. Gün ağarırken Gül Mehmet'in arabasını kasabanın dışında görenler pikniğe gittiğini düşündüler. Fakat atın çektiği dondurma arabası demir yoluna hakim bir tepeye çıktı ve durdu. İki ihtiyar bir çukur kazarak düşmanın gelmesini beklemeye başladılar. Piknik sahasına gitmekte olan Broken halkının madenci işçileri ile tren dolu idi. Herkes günün havasına dair şarkılar söylüyordu. Mücahitlerin önünden geçerken birden ateş açıldı. Mermileri bitince hemen dolduruyorlardı. İki Türk'ün hedefi hızla giden trenin açık pencereleri idi. Birkaç saniye sonra vagonlardan çığlıklar duyulmaya başladı. Mermilerden biri bir annenin çenesini darmadağın etmiş, diğeri de bir öğretmenin boğazına saplanmıştı. Bunları çocukların yaralanması izledi. Bu anda yolculardan biri imdat zilini çekince tren aniden durdu. Dışarıya fırlayan herkes bir yerlere sığınmaya çalışıyordu. Bu arada trenin ateşçisi polis karakoluna telefon edip durumu bildirdi. Telefona cevap veren polis olaylara inanmak istemiyordu. Fakat ateşçinin bayrağı tarif etmesiyle birlikte ayılır gibi oldu; polis memuru durumu hemen komisere iletti. Komiser yanına yirmi kadar polis alarak olay yerine gitti. Fakat gördükleri şey çok daha ciddi idi. İki Türk tepelerden ateş açıyordu. Polislerin geldiğini gören Molla Abdullah ile Gül Mehmet, halkı bırakıp onların üzerine ateş açmaya başlamışlardı. Başlarının üzerindeki bayrak dalgalanıyordu. Polisler hemen yayıldılar; siper aldılar, her taraf toz duman içinde idi. Bu arada Komiser Miller ve diğer polisler Molla Abdullah ve Gül Mehmet'i arkadan sıkıştırmaya başladılar. Fakat Komiser Miller bacağından yaralandı. Yanındaki polis de çığlık atarak yere yuvarlandı. Bir müddet sonra kurşun yağmuru diner gibi oldu; iki yaşlı Türk'ün marşlar ve dualar okudukları duyuldu.

Tren tekrar Broken Hill'e döndüğünde yolcuların hepsi şaşkınlık içinde idiler. Cesetler morga gönderilirken yüze yakın madenci, polis ve askerin yanında yer aldılar. Yaralı olmasına rağmen Komiser Miller vazifesine devam ediyor, tepeye hiç kimseyi yaklaştırmıyordu. Niyeti bu iki Türk'ü susuz bırakmak ve sonra taarruza geçmekti. Güneş tam tepelerinde idi. İki Türk'ün yanında bir damla su yoktu. Şarkı söyleyen Türkler'in sesi kısılmaya başladı; buna rağmen bütün güçleriyle direniyorlardı. Akşam beşe kadar bu durum devam etti. Komiser Miller'in emri altındaki kuvvetler iki gruba ayrıldılar. Bir grup siperleri devamlı ateş altına alırken diğer grup arkadan çevirecekti. Biraz yaklaşınca ateş kesildi; her iki grup siperlerden çıkarak taarruza geçtilerse de tepeden bir tek kurşun bile çıkmıyordu. Gül Mehmet altı yerinden vurulmuş olarak bayrakların arasında yatıyordu. Molla Abdullah hayatta idi fakat yanağı ve sağ omzundan yaralı idi. Ateş etmemesinin sebebi ise mermisi biten tüfeğine yenisini koyamaması idi. Molla Abdullah'ı bir sedyeye koyarak Broken Hill'e götürdüler. Yaralı canavarı görmek için yaklaşanlar Molla Abdullah'ın yüzünü görünce şaşkınlığa uğramaktan kendilerini alamıyorlardı. Bu muydu canavar?

Bütün gece yanı başında not tutan polis memuruna bu işi neden yaptıklarını anlattı. Öldüğü sırada mırıldandığı son sözleri onun mutluluğunu ortaya koymakta idi. 'Vatanımız için çarpışırken büyük zevk duydum. Şimdi de onun uğruna öldüğüm için memnunum' dedi.

Günümüzde de New South Eyalet Müzesi'nde Gül Mehmet'in dondurma arabası, Molla Abdullah'ın göz nuru iki paslı tüfeği ve solmuş Türk bayrakları hala durmaktadır. Bu olay köklü bir inanışın yaratacağı cesaretin insanlara neler yaptırabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.