Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Amiraller bildirisine bakalım önce kim, kontrollü bildiri diyecek

Amiraller bildirisine bakalım önce kim, ‘kontrollü bildiri’ diyecek

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

5 Ocak’ı 6 Ocak’a bağlayan gece, konuşma diliyle 12’de, yazı diliyle 00.00’da, yani tam saatiyle gece yarısı, Milli Savunma Bakanlığı adına bir açıklama yapıldı.

Gece yarısı bildirisi de denebilir tabi, hatta özellikle öyle denmesi arzu edildiği için o vakit seçilmiş olmalıydı ama, bilinenlerden farklı olarak bu bildirinin en temel özelliği, ‘demokrasiye bağlılık’ bildirisi olmasıydı.

Hatırlayalım.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, 27 Mayıs darbesiyle ilgili olarak darbecileri kınamak yerine Adnan Menderes’i sorumlu tutan sözler sarf etmesi, “Seçim kararı alsaydı, darbe olmayacaktı” diyerek, tarihi gerçekleri de tam karşılamayan ifadeler kullanması, özellikle sosyal medya mecralarında ‘darbe karşıtı’ seslerin yeniden yükselmesine yol açmıştı.

Milli Savunma Bakanlığı’nın 5 Ocak’ı 6’ya bağlayan gece yarısı, geçmişteki ‘gece yarısı’ bildirilerine nazire yaparcasına yayınladığı o açıklama, işte bu tartışmalar üzerine gelmişti.

MİLLET İRADESİNİ HİÇE SAYANLARA KARŞI MÜCADELEMİZ AZİMLE SÜRECEKTİR

Metnin bir yerinde şöyle deniyordu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizin ve milletimiz güvenlik ve bekasını hedef alanlara ve her kim olursa olsun millet iradesini hiçe sayarak anti-demokratik arayış içinde olanlara karşı mücadelesini azimle sürdürmekte kararlıdır.”

Başka gelişmeler ortaya çıkınca yeterince üzerinde durulmayan, bir anlamda ‘gündem kazasına’ uğrayan bu bildiri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi geçmişi ve kendi geleceğiyle ilgili, geçmişte aldığı, şu an almakta olduğu, ilerisi içinse almak isteyeceği tutum konusunda fikir sahibi olmak isteyenler için iyi bir kaynak niteliği taşıyordu.

“Millet iradesini hiçe sayarak anti-demokratik arayış içinde olanlar” şeklinde bir ifadenin o saatte, asker adına yapılan bir açıklamaya derç edilmesi, her şey güllük gülistanlık olmasa da, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak duygusuna hizmet ediyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri özelinde, demokratik değerlere bağlılık anlayışının bütün hücrelere sindiğini düşünmek için erken olduğunu bu son emekli amiraller bildirisiyle anlamış olduk.

Ancak, aynı meselede Milli Savunma Bakanlığı’nın bildiriye karşı cevabı olarak karşımıza çıkan, eski vesayet rejimine dönmek için çaba sarf edenlere karşı alınan sert ve net tutum, “Eski hâl muhal” tezine omuz veren bir nitelik arz ediyordu.

15 TEMMUZ SONRASI YAPISAL REFORMLARIN MEYVELERİ

15 Temmuz’un hemen akabinde YAŞ’ın yapısının değişmesi, askeri liselerin kaldırılması, Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması gibi reform adımları, vesayet rejimine geri dönüşü ciddi anlamda zorlaştıran bir sürece yol vermişti.

Yakın bir zaman önce, atılan o adımların sonuçlarına dair aldığım görüşler, iyi yolda olunduğu, ancak bu sürecin ‘demlenmesi’ gerektiği yönünde olmuştu.

Buradan baktığımız takdirde, emekli amiraller bildirisine bir yönüyle de bu makas değişikliğinden duyulan rahatsızlık gözüyle bakmak yanlış olmayacaktır.

Gece yarısı muhtıra yayınlayan 104 emekli amiral, görüşleri bilinmeyen kimseler değil.

Meramlarının ne olduğu, neyi talep ettikleri de aynı şekilde fazla kafa yormadan anlaşılabiliyor.

Özünde, ordunun, eski vesayetçi çizgisine geri dönmesini, kendi ideolojik duruşlarının da hâkim ideoloji haline gelmesini talep ediyorlar.

Bu kimseler, 15 Temmuz’u ‘irticai’ darbe olarak değerlendirip, ders çıkartılması gereğinden söz ediyorlar ama, ondan önceki darbelerin tümünün, (27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan muhtırası) kendi ‘zihniyetlerinin’ eseri olduğu gerçeğinin üstünü bir şalla örtmemizi bekliyorlar.

En büyük çelişkileri de bu şekilde karşımıza çıkıyor.

Amiraller bildirisiyle ilgili olarak sorulan sorulardan birisi şu:

Bildirinin yayınlanacağı, ilgili kurumlar tarafından önceden haber alınmış mıydı?

Yayınlanmasından, müdahale etme imkânı olmayacak kadar kısa süre öncesinde haber alındığı yönünde bir duyumum var.

Diğer yandan, söz konusu amiralleri ‘temize çıkarmak’ isteyen çevrelerin işin bu kısmını bir tuzak kurulduğu kurgusuna taşıma niyetiyle kullanmaya çalışmaları da gözlerden kaçmıyor.

FETÖ’nün ve FETÖ ile söylem birliği içinde hareket eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz’u kontrollü darbe diyerek sulandırma çabasına girmesine benzer bir niyet bu çevrelerde de görülüyor.

Kısa bir süre içerisinde, FETÖ ile CHP çevreleri, yeniden omuz omuza verip, “15 Temmuz kontrollü darbe idi, bu da kontrollü bildiri” derlerse ben kendi namıma şaşırmayacağım.

Ne yani?

Kemal Kılıçdaroğlu gibi birisi için, 4 Nisan bildirisine ‘kontrollü bildiri’ demek, 15 Temmuz darbesine ‘kontrollü darbe’ demekten daha mı zor olur!

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.