Yazarlar Erdoğanın Diyarbakır ziyaretinin yankıları

Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretinin yankıları

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

HDP’li Sırrı Süreyya Önder, geçen ay gazeteci İrfan Aktan’la yaptığı mülâkatta, Millet İttifakı’nın paydaşları olan İYİ Parti ve CHP’nin Kürtlere karşı yaklaşımından şikâyetle şöyle bir ifade kullanmıştı:

“Mevcut iktidar gidecek de, gelecek olan kör bıçağıyla bekliyor gibiyken biz neyle umutlanacağız?”

Cümlenin ilk kısmını muhalefet söyleminin doğal parçası olarak bir ‘temenni ifadesi’ biçiminde okumak mümkün.

Ama ikinci kısmı, yani ‘kör bıçağıyla bekleyenler’ tabiri, muhalefetin kendi içinde nasıl bir ayrışma ve güvensizlik içinde olduğuna dair işaretler sunuyor.

O “kör bıçak” neyi temsil ediyor?

-CHP’nin bayraktarlığında, cumhuriyet tarihinin en büyük kimlik problemi haline getirilen meseleyi temsil ediyor?

-“Kürdüm diyenin yüzüne tükürün” diyen zihniyeti temsil ediyor?

-İşkenceleri, kötü muameleyi, insan hakları ihlallerinin türlü türlüsünü, fail-i meçhulleri, zorunlu göçleri temsil ediyor?

Bütün bunların tam zıddında ise, AK Parti’nin demokratik, insancıl ve kucaklayıcı Kürt politikası duruyor.

Cuma günü Diyarbakır ziyaretinde güçlü mesajlar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yaklaşıma atıfla “Biz başından beri buyuz ve hiç değişmedik” demiş oldu.

Erdoğan’ın “Biz Diyarbakır’da 2005 yılında size ne demişsek dün de oradaydık, bugün de aynı yerdeyiz, yarın da aynı yerde olacağız.” şeklindeki sözleri tam da böyle bir zemine oturmuyor mu?

Abdurrahman Kurt’un deyimiyle “Birilerinin Tayyip Erdoğan’ın bir daha yapmayacağını zannettikleri, AK Parti’nin “Ben buradayım” dediği, ben AK Partiyim dediği bir konuşmaydı” Diyarbakır’daki konuşma.

Erdoğan’ın bölgenin hem aklına, hem vicdanına hitap eden sözlerinden alıntı yaparak bir hatırlatmada bulunalım:

“Küresel emperyalizmin ülkemizde yaklaşık bir buçuk asırdır kaşıdığı yarayı kapatmak için çözüm sürecini biz başlattık ama çözüm sürecini sonlandıran biz olmadık. Çünkü çözüm sürecini bunların kötü niyeti, art niyeti, gizli gündemleri sonlandırdı. Güya siyasetçi kimliğiyle ortada gezenler de hiçbir zaman şiddetle terörle aralarına mesafe koymadılar. Hiçbir zaman meşru demokratik hukuk düzeni içinde siyaset yapmayı düşünmediler.”

Erdoğan, Diyarbakır konuşmasında ret ve asimilasyon politikalarına son verdiklerini tekrar vurguladı.

Bu sözler, hem 90’lara bir dönüş olmayacağının, hem de Kürt sorununun çözümüne dönük olarak AK Parti döneminde elde edilen demokratik ve insani kazanımlardan bir ‘ricat’ olmayacağının garantisi anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahar aylarına kadar Güneydoğu ziyaretlerinin süreceği, Diyarbakır dışındaki illeri de ziyaret edeceği söyleniyor.

Demek ki kendisi, bu mesajları vermeye devam edecek.

Şimdi de madalyonun öbür yüzüne bakalım.

90’lara dönüş propagandası, daha çok terörle mücadelede elde edilen başarılardan rahatsız olan HDP çevrelerince kullanılıyor.

Oysa böyle bir propagandanın karşılığının olmadığını anlamak için, Diyarbakır annelerinin iki yıla yaklaşan eylemleri üzerinde birkaç dakika kafa yormak bile yeterli.

Hükümet, terörle haklı mücadelesini hukuk sınırları içinde kalmaya özen göstererek sürdürüyor.

Muhalefetin ‘algısal’ söylemlerini bir kenarda tutacak olursak, kazanımlardan vazgeçildiğine dair somut bir veri de yok.

Ha, teröre karşı verilen amansız mücadelenin getirdiği kazanımlar ise söz konusu edilen, HDP ve PKK dışında bu kazanımlardan kimler niye rahatsız oluyor diye ayrıca sormak gerekir.

AK Parti’nin Kürt seçmenden aldığı kitlesel oylar, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü temsil ediyor.

Tekrar hatırlatalım:

Fiziki bölünmenin bir önceki ayağının siyasi bölünme olduğuna dair pek çok dünya örneği var.

Soğuk savaş sonrası Yugoslavya’nın dağılma şekli tam da böyle olmuştu.

Irak’taki fiziki bölünme de etnik ve mezhebi farklılaşmalar üzerinden gelişti.

Lübnan bu ayrışma nedeniyle siyasi bir çöküş yaşıyor.

Halbuki, bu ülkelerde de AK Parti’nin Türkiye’de yaptığı gibi, herkesten oy alabilen, bütün coğrafyayı temsil kabiliyeti olan partiler bulunmuş olsaydı, durum çok daha farklı olabilirdi.

Yakın geçmişten bir hatırlatma daha yapalım:

2008’de AK Parti’ye kapatma davası açıldığında, karar vericilerin önüne konan argümanlardan birisi buydu.

“Eğer AK Parti’yi kapatırsanız, Doğu ve Güneydoğu için bölünme riski artar” görüşü, kapatmama yönünde verilen kararın gerekçelerinden birini oluşturmuştu.

Erdoğan Diyarbakır’dan seslenip “Bizim bakış açımız değişmedi” dediğine göre, AK Parti’nin bu misyonunda da bir vazgeçme durumu olmadı demektir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.