|
Yazarlar

Katliamdan kaçan insanlara öfke duyulmaz, şefkat gösterilir

04:00 . 23/04/2022 Cumartesi

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet

Suriyeli sığınmacılar meselesi ufak bir olay olduğu anda ısıtılıp ısıtılıp gündem konusu yapılıyor.

Kendilerini Suriyeli sığınmacıları sınırın öbür yakasına
‘dökene kadar!’
kışkırtma yapmaya adamış adamlar dolaşıyor piyasada!

Bu dediğim bir olsa, zil takıp oynayacaklar, bayram edecekler.

Hollanda’daki, Fransa’daki, İsveç’teki ırkçılara, pervasızlığın dibine vuran faşistlere benziyorlar.

Evet tamı tamına onlara benziyorlar.

Sanki yüzbinlerce insanı katleden bir tiranın yanından yöresinden kaçıp gelen insanlara alicenaplık gösterip sahip çıkmış olmak, ayıplanması gereken bir hareket imiş gibi bir hava yaydılar memlekete.

Mesele ekonomi meselesi ise, ben iddia ediyorum;

Suriyeli sığınmacılar, yük olmaktan daha çok yük alıyorlar.

Büyük bölümü emek yoğun işlerde çalışıp üretime katkıda bulunuyorlar.

Bir kısmı ticaret yapıyor.

Benim bazı tanıdıklarım var, milyonlarca liralık ihracat yapıp, Türkiye’nin ekonomisine katkıda bulunuyorlar.

Ankara’da Siteler esnafına sorsanız, onlar gittiği takdirde kepenk indirmek zorunda kalacaklarını söyleyeceklerdir.

SURİYELİ SIĞINMACILAR İÇİN GERİ DÖNÜŞ
ŞARTLARI OLUŞTU MU?

Bunları geçelim, şu meşhur sorulardan bazıları üzerinde duralım.

“Suriye’de savaş bitti, bu gelenler artık ülkelerine dönsünler” diyenlere şöyle bir örnek vermek isterim:

İdlib’in kuzeyinde, Türkiye sınırının güneyinde 1,5 milyon Suriyelinin büyük bölümü bu kışı da bez çadırların içinde, çamur çaylak içinde geçirmek zorunda kaldılar.

Bunlar bizim topraklarımızda olan insanlar değil.

Suriye topraklarındalar, ama evlerine dönmüyorlar, dönemiyorlar.

Niye dönemiyorlar?

Madem savaş bitti, Suriye güvenli hale geldi.

Bu insanlar ne diye, bez çadırlarda bin bir zorluğa dayanmak zorunda kalıyorlar?

Gitsinler ya, savaşın bittiği yerlere!

Gidemiyorlar ama.

Niçin gidemiyorlar?

Birinci sebep can korkusu nedeniyle gidemiyorlar.

Giderlerse başlarına çok kötü şeyler gelecek diye korktukları için gidemiyorlar.

Zaten başlarına çok kötü şeyler geldiği için kaçıp geldiler oralara.

Tekrar edeyim:

Savaş bitti, Suriyeliler gitsin diyenler, İdlib kırsalında bez çadırlarda yaşamayı nimet bilen 1,5 milyon insan niçin evlerine dönemiyor sorusuna verebiliyorlarsa, makul bir cevap versinler, sonra demeye devam etsinler,
“Suriye artık güvenli hale geldi, savaş bitti gitsinler”
diye.
GERİ DÖNÜŞ ŞARTLARI BİR TEK TÜRKİYE’NİN GÜVENLİ HALE GETİRDİĞİ YERLERDE OLUŞMUŞ DURUMDA

Ülkemizdeki Suriyeliler bir tek Türkiye’nin askeri operasyon yaparak kurtardığı bölgelere dönüş yapıyorlar.

Geri dönüş şartları bir tek o bölgelerde oluştuğu için bu böyle.

Ki, 490 bin Suriyelinin bu bölgelere dönmüş olması, şartların oluşması halinde güvenli ve gönüllü bir şekilde başka yerlere de dönüşlerin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Bir şey daha:

“Savaş bitti, Suriyeliler dönsün”
diyenler, son dönemde Türkiye sınırına doğru gelen göçlerin büyük bölümünün Şam bölgesinden, yani Esed rejiminin kontrolü altında olan yerlerden olduğunu biliyorlar mı acaba?

Esed yanlıları, savaş korkusundan değil aç kalma korkusundan geliyorlar.

Çünkü rejimin kontrolü altında olan yerlerde gerçek anlamda bir açlık sorunu peydah olmuş durumda ve o bölgedeki insanlar, can güvenliğinden emin oldukları halde evlerini terk edip göç etmek zorunda kalıyorlar.

KILIÇDAROĞLU’NUN VAADİ ZORLA GÖNDERME
ANLAMINA GELİYOR

Geçen ay, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, iyiliksever insanların kulaklarında çınlamaya devam eden bir açıklaması olmuştu.

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Uluslararası İyilik Ödülleri” programında şöyle demişti:

“Ana muhalefetin başındaki ve yanındakiler ‘Biz seçimi kazandığımızda mültecileri ülkelerine göndereceğiz’ diyorlar. Biz göndermeyeceğiz. Biz ev sahipliğine devam edeceğiz.”

Erdoğan’ın hafta içi yaptığı açıklamaları, kendisinin bu yaklaşımından vazgeçtiği şeklinde yorumlayanlar oldu.

Halbuki Erdoğan, Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünden söz ederken
“gönüllü dönüşlerin”
altını çizerek o açıklamaları yaptı.
Mesela,
o sözlerinden
şu alıntıyı yapalım:

“Kuzey Suriye’deki briket evlerin bitmesiyle birlikte oraya dönüşü sağlayacağız ve kendileri de oraya gönüllü olarak dönecektir.”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde ilk iş, Esed rejimiyle anlaşarak sığınmacıların geri gönderileceğini vadediyor.
İlk bakışta kulağa hoş gelen bir vaat.
Ama iki dakika üzerinde düşününce öyle olmadığı hemen anlaşılabiliyor.
Zorla geri gönderme niyetinin, güzellikle dile getirilmesinden ibaret bir vaat bu!
Ne yani!
CHP yönetiminin, Kılıçdaroğlu’nun hem Esed, hem de onun katliamlarından kaçıp gelen milyonlarca sığınmacıyla ilgili gerçek görüşlerini bilmiyor muyuz?
#Suriye
#CHP
#Kemel Kılıçdaroğlu
9 ay önce
default-profile-img
Katliamdan kaçan insanlara öfke duyulmaz, şefkat gösterilir
“Yılan çukuru”..
Güven sorunu aşılırsa...
İşgalci Yahudilerin hubris sendromu
Bu kez de tamam inşallah…
Siyasi hesaplar, büyük hülyalar, renkli rüyalar…