Yazarlar Korona salgını hayatımızdan ne zaman çıkıp gidecek?

Korona salgını hayatımızdan ne zaman çıkıp gidecek?

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Kovid-19 pandemisinin Çin’de ilk görüldüğü günün üzerinden 10 ay geçti. Bizde tespit edilebilen ilk vakalar Mart ayında ortaya çıktı. Yani üzerinden henüz 7,5 ay geçmiş oldu.

Bu bilgileri niye aktarıyorum?

“Bugüne kadar 2 yıldan fazla süren bir pandemi olmadı” sözü kulağımda küpe gibi takılı olduğu için.

Sözün sahibi Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan.

Ceyhan Hoca, önceki dönemlere ait sağlıklı kayıtlar olmamakla birlikte 20’inci yüzyılda ortaya çıkan pandemilerin iki yıldan fazla sürmediğini dile getiriyor.

Dün, kendisiyle yine konuştuk, güncel veriler üzerinden pandeminin gidişatını değerlendirdik.

Aşı, ilaç, toplumsal bağışıklık…

Pandeminin günlük hayatımızdan çıkması için bu üçüne da bel bağlamış durumdayız.

Ama aslına bakarsanız en garantili çıkışı yolu virüsün mutasyona uğramasından geçiyor.

Mehmet Ceyhan Hoca, “Tarihe baktığımızda pandemilerin büyük çoğunluğu mutasyonla bitmiş” dedikten sonra ekliyor:

“Mutasyon olacak ama ne zaman olacağını bilmiyoruz.”

Yaz aylarını sıcak havalar sayesinde virüsün etkisini yitireceği ümidiyle geçirdik.

Nisan ayında iken, Mayıs sonunu bekleyin, Haziran başından itibaren korona hayatımızdan çekilip gidecek diyen bilim insanlarını hatırlıyor musunuz?

Hepsi yanıldı ve gelinen nokta itibarıyla sadece işin başından beri ihtiyatlı iyimserlik içinde olanlara daha fazla kulak veriyoruz.

Ne yazık ki virüs, o aylarda ne kadar etkili idiyse, bugün itibarıyla da aynı gücünü korumaya devam ediyor.

Yani, “Virüs mutasyona uğrayıp etkisini yitirdi” tezinin bir karşılığının olmadığını, içinden endişe ederek geçtiğimiz günlerde daha iyi anlıyoruz.

Mehmet Ceyhan Hoca’ya, birçok kişinin içinden geçen bir soru sordum.

Dedim ki:

“Hocam, madem kaçış yok, bu virüs bir şekilde herkese bulaşacak, bu kabulle hareket edilse olmaz mı?”

Hocadan “ağzından yel alsın” der gibi bir cevap geldi.

Şöyle dedi:

“Bu toplumsal bağışıklık geliştirmek için yöntem diye düşünülebilir. Fakat şu var: Çok sayıda insan kaybedersiniz. Özellikle riskli gruplarda ölüm oranları çok yüksek olur. Gençlerde de yaşlılar ve kronik hastalar kadar ağır seyretmese de milyonlarca hastaya çıktığı zaman ciddi sayıda çocuk, genç insan kaybı da oluyor.”

Tedbirli olmayı zorunlu kılan bir başka gerekçe daha.

Özellikle gençler için gelsin bu mesaj:

“Genç insanlarda da zaman zaman hiç beklemediğimiz komplikasyonlar çıkıyor. Bu virüs ciddi şekilde kan pıhtılaşmasına neden oluyor. Hiçbir risk problemi olmayan 30 yaşında insan hafif geçiriyor hastalığı, 14’üncü günde kalp krizi geçirerek kaybediliyor.”

Medya ombudsmanı niyet okumaya kalkınca

Evvelsi gün bir arkadaşımın haber vermesiyle gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici’nin cuma günkü yazımız hakkında yazdıklarını şaşkınlık içinde okudum.

Şaşkınlık içinde diyorum, çünkü dünyanın her tarafında gazetecilik faaliyetlerinin doğal bir parçası olarak görülen bir yöntemle o yazıyı yazdığım halde, üç ayrı meslektaşımızla birlikte gazetecilik kurallarını çiğnemekle suçlanıyordum.

Haksız bir suçlama bu.

Bir medya ombudsmanında olması gereken ‘objektiflikten’ ve ‘hakkaniyetli olma’ gereğinden yoksun bir yaklaşım biçimi.

Gerekçesini de anlatayım.

İngilizce haber/yorum metinlerinde kullanılan bir tabir vardır.

“On condition of anonymity.”

“İsminin gizli tutulması kaydıyla” anlamına gelir.

Benim ve diğer üç arkadaşımızın Bildirici’nin eleştirilerine muhatap olan yazıları bu kurala sadakat göstermekten öte bir anlam taşımıyor.

İsminin gizli tutulması kaydıyla konuşan ‘kaynak’, bilgi de verir, yorum da yapar.

Gazeteci bunu kendi becerisine, öncelik sıralamasına, üslubuna göre haberine ya da köşesine taşır.

Bunu böyle yapınca, haber kaynağının sözcüsü olmazsınız.

Yeni fark ettim, Bildirici daha önce de bir başka yazım üzerinden enteresan bir ‘niyet okuma’ faaliyetine girişmiş.

Dediğine göre, benim pandemiyle ilgili yazdığım hasta sayısı/vaka sayısı ayrımına dikkat çeken yazım, ben istemediğim halde gündem oluşturmuş.

Ben istemediğim halde o yazı bunu başarmış!

Fenerbahçeli Ozan Tufan’ın dediği gibi;

Böyle bir şey olabilir mi?

Nasıl bir saçmalama halidir bu böyle!

Demek ki böyle durumlarda yargılarla önyargılar ciddi şekilde iç içe geçebiliyor.

Ama her durumda, bir ombudsmanın birincil görevi okuyucusunu yanıltmamak olmalı, değil mi?

Hâlbuki burada bu anlamda açıkça bir kural ihlali var.

Benim meramımı, benim meramıma uygun şekilde yansıtmadığı için, niyetimi yanlış okuduğu için, kendisi okuyucusunu yanıltmış oluyor.

Bir ombudsmana yakışmaz bu.

Normalde, Faruk Bey’in önce benden özür dilemesi gerekir ama ben böyle bir talepte bulunmayacağım.

Şunu yapsın yeter:

Bir yazı daha yazıp, “Ey okuyucularım, bir ombudsman olarak niyet okumaya kalktım, bunu da yanlış yaptım” desin, bu benim için yeterli.

Bekleyeceğim, göreceğiz bakalım böyle bir yiğitlik yapacak mı?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.