Yazarlar Anlaşma mı? Operasyon mu?

Anlaşma mı? Operasyon mu?

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

17’inci yüzyılın tanınmış İngiliz filozoflarından Thomas Hobbes, “Kılıçla yapılmayan anlaşmalar laftan ibarettir” demiş.

Dünya tarihinin ‘kelimelerin gücüyle mi’ yoksa ‘gücün kelimeleriyle mi’ yazıldığı sorusu da ucu açık bir soru olarak tartışılmaya devam ediyor.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Acet : Anlaşma mı? Operasyon mu?
Haber Merkezi 03 Ağustos 2019, Cumartesi Yeni Şafak
Anlaşma mı? Operasyon mu? yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Acet yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Madem böyle alengirli cümlelerle giriş yaptık, Henry Kissinger’in şu meşhur sözünü de hatırlayalım:

“Gücünüzün gölgesi diplomasi masasına düşmemişse eğer, o masada konuştuklarınız lakırdıdan öteye geçmez”.

Suriye dosyasında Türkiye, diplomasi masasında birkaç yıl öncesine göre daha güçlenmiş durumda.

Neden?

Sahadaki kazanımlarının getirdiği özgüvenle masaya oturuyor, o yüzden.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün büyükelçiler toplantısında Fırat’ın doğusu için yeniden operasyon sinyali verdi.

Şöyle dedi:

“Güney sınırımızda büyüyen müttefiklerimizin ağır silahları ile büyütülen bu yapı ortadan kalkmadıkça Türkiye kendisini emniyette hissedemez. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile başlattığımız süreci inşallah çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz.”

Amerikalılar, Türkiye’nin güney sınırına Aralık ayındakine benzer büyük bir askeri yığınak yaptıklarını kendi istihbarat araçlarıyla tespit ettikten sonra, Ankara’yı durdurmak için kendileri harekete geçtiler.

Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’in ziyaretini Milli Savunma Bakanlığı’nın “Derhal yanıt bekliyoruz” çıkışı, bu çıkışı da Pentagon adına gönderilen askeri heyetin hızlıca Ankara’ya intikali takip etti.

Görüş ayrılıklarının neler olduğunu da artık herkes biliyor.

Washington Post Gazetesi, ABD’nin, Jeffrey üzerinden 15 kilometre derinliği, 140 kilometre uzunluğu olan bir güvenli bölge önerdiğini, Türkiye’nin bu öneriyi reddettiğini yazdı.

Mesele sadece güvenli bölgenin uzunluğu, genişliği meselesinden de ibaret değil tabi.

ABD, hem PKK/YPG’nin hamiliği rolünden vazgeçmek istemiyor, hem de Türkiye ile bir anlaşma yaparak Ankara’nın YPG üzerindeki rezervlerini sınırlamaya çalışıyor.

Diğer yandan iki tarafın anlaşma umudunu taze tutmaya yarayabilecek önemli bir uzlaşısı da var aslında.

YPG’nin ilan edilecek güvenli bölgeden çıkarılmasını ABD tarafı da kabul etmiş görünüyor.

En azından James Jeffrey’in daha önceden tam da bunu söyleyen açıklamalar yaptığını biliyoruz.

Peki bundan sonra ne olur?

Taraflar açısından bir ‘risk analizi’ yapmaya çalışırsak, aşağı yukarı şöyle bir fotoğraf karşımıza çıkıyor:

ABD açısından en büyük risk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konularda hem kararlı bir tutum sergilemesi, hem de şantaj diline kapalı olması.

Hatta öyle bir dile reaksiyoner bir tutumla karşılık vermesi.

Bu böyle olduğu ve böyle bilindiği için, Amerikalılar sınıra yapılan yığınağın fark edilmesi üzerine davet edilmeden Ankara’nın kapısını çalmış oldular.

ABD açısından ikinci bir zorlayıcı faktör, Ankara’nın klasikleşen oyalama taktiklerine karşı “Bu defa son, artık sabrımız kalmadı” cevabıyla mukabelede bulunması.

Yani artık oyalama taktikleri anlamında deniz tükenmiş görünüyor.

Bu iki değerlendirmeye bir üçüncüsünü de şöyle ekleyebiliriz:

ABD, YPG’yi koruma hedefinden vazgeçmemekle birlikte, Türkiye’nin müdahalesinin bir tür savaş nedeni sayılabileceğini de hiçbir zaman söylemedi.

Türkiye’nin tek taraflı harekete geçmesine karşıyız deniyor, böyle bir durum ilişkileri olumsuz yönde etkiler deniyor ama PKK/YPG için gerekirse savaşırız falan da denmiyor.

Toplamda böyle bir duruş “Acaba ABD’nin oyalama dışında başka bir seçeneği yok mu” sorusunu akıllara getiriyor ve bu durum Ankara için bir avantaj sağlıyor.

Fotoğrafın Türkiye’ye bakan tarafında ise ekonomiye dair bir takım riskler söz konusu olabilir.

S-400 meselesini Türkiye’ye karşı bir yaptırım gerekçesi olarak kabullenmeyen, bunu da 12 Temmuz’dan sonraki süreçte ortaya koyan Trump’ın Türkiye’nin muhtemel bir askeri operasyonu karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği tam olarak kestirilemiyor.

Trump’ın daha önce “Türkiye, Kürtleri vurursa ekonomisini mahvederiz” diye bir tweet attığını biliyoruz.

Acaba o duruşunu koruyor mu?

Ya da, bu lafı ederken ciddi miydi?

Ciddi olsa bile, demin dediğimiz gibi güvenlik meselelerinin şantaj aracı olarak kullanılmasına rıza göstermeyeceğini uygulamalarıyla ortaya koyan Erdoğan, böyle bir risk nedeniyle geri adım atar mı?

Sorular peşin sıra gidiyor.

Ama önce masadan ne çıkacak onu bir görmek lazım.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.