Yazarlar Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri

Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

İkinci Dünya Savaşı’nın İngiltere açısından en zor dönemlerinden biri, 1940 yazında İngiliz ve Fransız askerlerinin Dunkirk kıyılarında mahsur kaldığı günlerdi.

Yenilerde filmi de çekilen ve Brexit ruhunun beyaz perdedeki karşılığı olarak da yorumlanan Dunkirk tahliyesi, Londra’da büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Acet : Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri
Haber Merkezi 12 Ağustos 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Acet yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


300 bin İngiliz askeri, küçük teknelerin büyük katkısıyla İngiltere’ye taşınmıştı ama sonuçta bu bir ‘tahliyeden’ ibaretti.

Churchill, savaş zamanlarında akılda kalan sözlerinden birini o günlerde sarf etti: “Bu, sonun başlangıcı değildir. Olsa olsa başlangıcın sonu olabilir.”

Dunkirk tahliyesi ve Churchill’in bu sözü, ABD ile 7 Ağustos’ta varılan Güvenli Bölge mutabakatı üzerinde araştırma yaparken, konuya vakıf kaynaklarla konuşurken aldığım nabız üzerine aklıma geldi.

Bir güvenlik kaynağından edindiğim izlenim, henüz başlangıcın bile sonunda olmadığımız, olsa olsa ‘başlangıcın başlangıcında’ olduğumuz yönünde oldu.

Yol haritası belirlenmiş, son aşaması takvimlendirilmiş bir mutabakattan söz edemiyoruz.

İki aşamalı bir ‘başlangıç’ aşamasından bahsediliyor.

Önce usulle ilgili çalışmaların sonlandırılması, devamında saha uygulamasına yönelme.

Şanlıurfa sınırları içerisinde oluşturulacak Ortak Harekât Merkezi’nin kurulmasını ilk somut adım olarak anlamak mümkün.

Peki ya devamı?

Devamında saha uygulamasının nasıl olacağı konusunda yeni bir müzakere süreci öngörülüyor.

Ankara’dan yansıyan bu havanın bir benzerinin ABD tarafının sözcülerine kulak veren yabancı basında da karşılık bulduğunu görüyoruz.

Mutabakatın anons edilmesinden hemen sonra İngiliz The Guardian gazetesine konuşan bir ABD yetkilisinin sözleri, durumun özetini veriyor gibi:

“Bu, temelde konuşmaya devam etme üzerine yapılmış bir anlaşmadan ibaret.”

Yabancı basında YPG yöneticilerinin propagandayla karışık demeçlerine de rastlamak mümkün.

Örneğin, Al Monitor’da, bu çevrelerden güçlü haber kaynaklarına sahip Amberin Zaman imzasıyla çıkan haberde, YPG adına serdedilen görüşlere bakalım:

“Güvenli Bölge, Fırat ile Dicle arasındaki bütün sınır hattını kapsamalı. Öbür türlü, Türkiye’nin düşmanca tutumunun değiştiğini gösterecek bir nedenimiz olamaz.”

YPG yöneticileri, “ABD, Türkiye ile bizim tezlerimiz üzerinden müzakere yürütüyor” diye konuşuyorlar.

Bir yerde doğru.

Ama işin öbür kısmında ABD’nin, tek taraflı operasyon seçeneğini sonuna kadar masada tutmaya kararlı olan Ankara’yı frenlemek için vermek zorunda kalabileceği tavizler de söz konusu olabilir.

Geçenlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hâlâ en büyük anlaşmazlık konusu olmayı sürdüren Güvenli Bölge’nin derinliği konusunda, Trump’ın verdiği sözü hatırlattı, bu derinliğin 20 mil (32 kilometre) olmasının ABD Başkanı’na ait bir vaat olduğunu dile getirdi.

Mutabakatın başlangıç safhasının, YPG yöneticilerinin de kabul ettiği özel bir bölümü var.

Şanlıurfa’nın Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerinin karşısında yer alan Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki kısmın öngörülen (Kendileri açısından) Güvenli Bölge derinliğinin diğer bölgelerden daha fazla olması.

Ankara’nın tezleriyle birebir örtüşmese de, ABD diğer alanlardan farklı olarak bu alandaki derinliğin 14 kilometreye kadar uzatılmasını kabul etmiş durumda.

Gerek Ortak Harekât Merkezi’nin konuşlanma yeri, gerek Ankara’nın öteden beri bilinegelen öncelikli hedefleri, gerekse mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra ortaya çıkan askeri faaliyetler, başlangıçtaki odaklanmanın bu alanlar üzerinde olacağına işaret ediyor.

Son dönem yazılarımızda düzenli bir şekilde ifade etmeye çalıştığımız gibi, 2015’teki YPG işgali öncesi Arap nüfusun hâkimiyetinde olan bu bölgeleri, 2015 öncesi haline döndürmek için öncelikli bir çalışma yürütülüyor diyebiliriz.

7 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanlığı ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan ortak açıklamada, Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenlerin yurtlarına geri dönüşünü sağlamaya dönük bir hedeften söz edilmişti.

Bu durumda, mutabakatın ilerleyen safhalarında Tel Abyad ve Rasulayn’in Haziran 2015 öncesi şartlarına kavuşturulması ve bu şekilde YPG işgali nedeniyle Türkiye’ye kaçıp gelen sığınmacıların geri dönmelerini sağlayacak bir ortamın oluşturulması hedefleniyor diyebiliriz.

Mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra, Türkiye’nin YPG oluşumuna izin vermemeye dönük politikasının askıya alınması, 1991 sonrası Kuzey Irak’ta oluşturulan fiili Çekiç Güç ortamının Suriye’nin kuzeyinde PKK eliyle tekrarlanması gibi ileriye dönük endişe beyanları yansımaya başladı.

Bu endişelerin hepsi, haklı gerekçeler olarak geçerliliğini koruyor.

Ama mevcut zeminden hareketle, Ankara’nın bilinen duruşundan birdenbire vazgeçtiğini düşünmek de olan biteni bütünüyle yansıtmıyor.

Tersinden bakarsanız, varılan mutabakatın sonuna kadar takvimlendirilmiş bir anlaşma olmaması, bir oldubittiye müsamaha gösterilmeyeceğinin de bir teyidi anlamına gelebilir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.