Yazarlar İki kritik soru

İki kritik soru

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

İstanbul İstiklal Caddesi’nde yıllarca eylem yaparak kayıp çocuklarının peşine düşen ‘Cumartesi Anneleri’, büyük ölçüde 90’lı yılların sembolüydü.

İşkenceler, faili meçhuller, dönemin Cumhurbaşkanı’nın “Devlet gerektiğinde rutin dışına çıkar” dediği, dönemin Başbakanı’nın “Devlet için kurşun sıkan da yiyen de şereflidir” sözleriyle olup bitenleri legalize ettiği dönemler.

Bugünün atmosferini ise büyük ölçüde ‘Diyarbakır anneleri’ temsil ediyor.

90’ların Türkiye’si, tıpkı 80’lerde Diyarbakır cezaevinde olup bitenlerin PKK’yı besleyip büyütmesi gibi, terör örgütünün işine yaramıştı.

Örgüt yine ağır kayıplar veriyordu ama gidenlerin yerini dolduracak adam devşirmekte güçlük çekmiyordu.

2019 Türkiye’si ise, PKK’ya katılımların ciddi ölçüde düştüğü, dağdan ikna edilerek indirilip ailelerine kavuşturulanların sayısının arttığı bir zemine kavuştu.

235’i bu yıl olmak üzere 2016’dan itibaren bu yöntemle örgütten ayrılanların sayısı 600’ü geçmiş durumda.

Dağa çıkanların sayısı ise 108.

Terörle mücadelede uygulanan yeni yöntemlerin PKK’yı nefes alamayacak bir hale getirmesi önemli bir faktör.

Ama sadece bundan söz etmek yeterli değil.

En az bunun kadar önemli bir faktör daha var.

O da ‘atmosfer.’

“Doğu-Güneydoğu’da PKK’ya katılımı teşvik edecek bir atmosfer, bu durumu gerekçelendirecek bir ortam var mı” diye bir soru üzerinden ilerleyebiliriz.

Bu sorunun altını doldurmak için iki yeni soru daha sormak lazım.

1-Terörle mücadele edilirken ‘hukuk’ sınırları içinde mi hareket ediliyor? Yoksa 90’lı yıllara özgü çağrışımları olan bir yöntemle mi?

2-PKK’nın güçlenmesinin temel bir gerekçesini oluşturan Kürt sorunuyla ilgili Ak Parti hükümetleri döneminde atılan demokratikleşme adımlarından, kaldırılan yasaklardan, getirilen özgürlük alanlarından bir geri dönüş var mı?

1 Aralık’ta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile yaptığımız programda bu iki soruyu kendisine sormuştum.

Soylu’nun PKK’ya ve HDP’nin ayrılıkçılığı destekleyen tutumuna dönük sert pozisyonu, bu iki kritik soruyla ilgili tutumuna dair ters bir algı oluşturmuş olabilir.

Ki, gerek HDP, gerek kimi liberal çevrelerde iktidarın PKK’ya karşı güncel duruşunu 90’ların Beyaz Torosları, yahut Kürt kimliğini inkar söylemiyle çağrışım yapan bir zemine taşıma çabaları sık sık karşımıza çıkabiliyor.

Ama her durumda ‘olgular’ ‘algılardan’ çok daha değerlidir.

Soylu, bu konuları konuştuğumuzda, sorduğum sorulara kendinden emin ve iddialı yanıtlar verdi.

“Biz tamamen hukukun içinde kalarak, insan haklarını gözeterek bu işleri yapıyoruz. İşkence, kötü muamele… Somut veriler ortaya koysunlar bakın nasıl gereğini yapıyoruz” dedi.

Kürt kimliğiyle ilgili ‘ret ve asimilasyon’ politikalarına Ak Parti hükümetleri döneminde son verildi.

Kürtçe ile ilgili yasaklar kaldırıldı, hükümet, “Bu işin sahibi benim” dercesine Kürtçe yayın yapan bir televizyon kanalını kendi eliyle yayın hayatına dahil etti.

Süleyman Soylu, işin bu kısmıyla ilgili, yani demokratik kazanımlardan bir geri dönüş olup olmayacağıyla ilgili olarak da net bir duruş sergiliyor.

“Şunlardan bir tanesinde geri adım atıldı, bir tane örnek verin” dedikten sonra şunları dile getiriyor:

“10 yıl önce rahatça Kürtçe konuşulabiliyor muydu? Ya da ben Kürdüm diyebiliyorlar mıydı? Eskiden cümleler şöyle başlardı: Ben Kürdüm ama… Kürtçe konuşana ters ters bakarlardı. Şimdi öyle değil. Bununla ilgili bir korku mevcut değil. Bunu yıkmak başlı başına bir devrim. Travmalar güçlü liderliklerle aşılır. Güneydoğu’nun bu makus talihini yendi Tayyip Erdoğan.”

Birkaç yıl önce Ağrı’nın bir ilçesine kayyım olarak atanan bir kaymakamın ilk işi belediyedeki Kürtçe tabelayı indirmek olmuştu.

Konunun gündeme gelmesi üzerine aynı gün Ankara’dan giden bir talimatla o tabela tekrar eski yerine konuldu.

Bu tutum, o kaymakama verilmiş bir “Sen bu işi yanlış anlamışsın” mesajıydı aynı zamanda.

PKK’ya katılım oranın ciddi oranda düşmesinde ‘atmosfer’ faktöründen söz ederken kastımız bunlar.

Soylu’nun verdiği rakamlara göre güvenlik güçleri 5300 aile ile temas sağlayarak çocuklarını dağdan indirmeye ikna etmeye çalışıyor.

Bu çabalar sonuç da veriyor.

Birkaç gün önce, Diyarbakır annesi Hatice Ceylan’ın 15 yaşına dağa çıkarılmış oğluyla 5 yıl sonraki buluşması, bu yeni dönemin yeni ruhunu da yansıtıyor aynı zamanda.

Yeni dönemin yeni ruhu şu:

PKK ile mücadeleyi Kürtlerle mücadele olarak gören anlayış ortadan kalktı.

Örgütün ayrılıkçı ajandasına cevap verilirken, hukuk içinde kalmaya ve demokratik kazanımların korunmasına özen gösterilmesi, dağa çıkışları gerekçesiz bıraktı.

O nedenle de bugünün ruhunu PKK’dan çocuklarını geri isteyen annelerin eylemleri temsil ediyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.