Yazarlar Neden atanmışlar daha etkin?

Neden atanmışlar daha etkin?

Mehmet Akif Aydın
Mehmet Akif Aydın Gazete Yazarı

Seçilmişlerin değil atanmışların Türk siyasetinde bu ölçüde belirleyici olmasının bir hukuki dayanağı var, bir de siyasi. Hukuki dayanağı esas itibariyle 12 Eylül yönetimi hazırladı. MGK ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği''nin görev ve yetkilerine yönelik olarak Anayasa ve yasalarla çiziler çerçeve, atanmışların söz sahibi olmaları için uygun bir hukuki zemin oluşturmuştur. Siyasi dayanağı ise seçilmiş politikacıların atanmışlara ve atanmışların ülke yönetimindeki rol ve yetkilerine karşı takındıkları tavır oluşturmaktadır. Bu tavır da iki kelimeyle özetlenebilir: Eziklik ve fırsatçılık.

Bu eziklik nereden gelmektedir? Zannediyorum Türkiye Cumhuriyeti''nin kuruluşunda ve ilk şekillenişinde askerlerin oynadığı belirleyici rol, sivillerin ister istemez askerlere karşı çekingen olmaları sonucunu doğurmuştur. Ancak bundan daha belirleyici olan faktör, Türk siyasetinin yaşlı kuşağının en az iki defa askeri darbeye muhatap olmasıdır. Kabul etmek gerekir ki bu darbeler de bu kuşağın psikolojisinde belirli bir tahribat yapmış, bir eziklik meydana getirmiştir. Ve onlar bu ezikliği yeni kuşak politikacılara da intikal ettirmişlerdir. Askere yakın durmak, kadrolarında mutlaka bir iki tane üst rütbeli emekli subay bulundurmak siyasi partilerde muhtemel gelişmelere karşı bir sigorta gibi algılanmıştır. Eski bir Başbakan''ın Genelkurmay Başkanı''nın ziyaretini büyük bir olay olarak takdim etmesi, bir generalden yediği fırçayı cezasız bırakması, halihazıdaki Başbakan''ın Genelkurmay''ın tasvip etmediği son açıklamasını sadece sitemle geçiştirmesi, Başbakan Yardımcısı''nın açıkça tahkir edilmesi ve sineye çekilmesi bu ruh halinin açık tezahürleridir. Hele Sayın Ecevit''in Cumhurbaşkanı''na ve Merve Kavakçı''ya gösterdiği celâdet hatırlandığında şimdi sergilediği uysallık daha göze çarpıcı olmaktadır. İşte içinde bulunulan bu ruh hali siyasileri 12 Eylül''ün hukuki ayıplarını temizleme konusunda çekingen yapmıştır. Askerlerin kendilerine çizdiği hukuki çerçeve bugüne kadar bu sebeple aynen korunmuştur.

Bu ruh hali Türk siyasetinin işleyişine sık sık atanmışların doğrudan veya dolaylı müdahalesini de gündeme getirmiştir. Böyle müdahale anlarında da Türk siyasetçisinin bir başka kusuru olan fırsatçılık devreye girmiştir. Bunun şampiyonlarından birisi de şimdilerde ulusal güvenlik sendromunu gündemimize sokan Mesut Yılmaz''dır. Tabiatıyla Sayın Yılmaz''ın o zaman sergilediği tavır, bugün söylediği doğruları yanlış hale getirmiyor. Ancak Türk siyasetinin uzun bir geçiş dönemine rağmen neden hâlâ normalleşemediğini, demokratikleşemediğini izah ediyor. Eğer 28 Şubat sonrasında o günkü muhalefeti oluşturan kadro siyasi fırsatçılık yapmamış olsaydı da 28 Şubat kararlarının en azından Meclis''e getirilmesine yeşil ışık yaksaydı belki post-modern darbe daha başlamadan sona erecekti. Ancak o günkü muhalefet partileri bu çıkışın kendilerine iktidar yolu açtığını gördüklerinden -nitekim iktidara da gelmişlerdir- bu müdahaleye ilkeli bir karşı çıkış ortaya koyamamışlardır. Ve böylece Türk siyaseti atanmışların müdahalesine daha açık hale gelmiştir.

Ulusal egemenlik sendromunun tartışılmasını önemli bulmakla birlikte bunun ilkeli bir çıkış değil, konjonktürel bir tavır olduğunu düşünüyoruz ve bu sebeple de doğrusu fazla ümitvar olamıyoruz. Dileriz yanılırız.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.