Yazarlar "Beyhude Ömrüm"

"Beyhude Ömrüm"

Mehmet E. Yavuz
Mehmet E. Yavuz Gazete Yazarı

Mustafa Kutlu, "Beyhude Ömrüm"de, "yeşilin ateşi içine düşmüş adam"ın, Yadigâr'ın (kahramanın ismi "Yadigâr" değil, ama kitabı okuyup bitirdiğinizde, ona bu ismi yakıştırıyorsunuz) öyküsünü anlatıyor.
Nasıl acı, nasıl hüzünlü bir öyküdür, bilemezsiniz.
Hüzünlü...
İnsanı allak bullak eden...
Kutlu, hatırladığım kadarıyla, metni daha önce "roman" olarak kurgulamıştı, hatta bir gazetede tefrika bile etmişti. Ama içine sinmemiş olacak ki, oturmuş yeniden yazmış (kurgulamış) ve kapağa da "hikaye" yaftasını konduruvermiş.
Bana sorarsanız, mütekamil bir "roman" Beyhude Ömrüm.
Hem anlatım, hem metne uygulanan teknik açısından son derece başarılı ve ustaca kurgulanmış bir roman.
Kitabın teknik özelliklerinden sözedecek değilim; bu, başlıbaşına bir yazıyı icbar ettiriyor. Şu kadarını söyleyeyim: Kitapta üç ayrı anlatıcı var: Yadigar, anlatıcının kendisi ve bazen araya girip fikir serdeden yazar. Üç katmanlı ve paralel yürüyen bir anlatı.
Kitabın teknik başarısı da buradan geliyor işte.
"Beyhude Ömrüm" roman mı, hikaye mi?
Bu, metnin anlaşılmasına katkı sağlayacak bir tartışma olmadığı için, girmiyorum. Ayrıca, bu konunun speküle edilmesinde de yarar görmüyorum.
Ne anlatıyor Beyhude Ömrüm?
"Bir bahçe kuracağım ki, şânı yedi köye yayılacak!" diyen ve yıllarca uğraşarak ıslak bir kayayı kazmayla, varyozla, dinamitle parçalayıp "su"ya, nihayetinde "yeşil"e (hayalindeki bahçeye) ulaşan, ama bu tutkusunu kentin iğvasına kapılmış gelecek kuşaklara (çocuklarına) aktaramayıp realiteye teslim olan Yadigâr...
Gözlerinin feri bol olduğu yıllarda köylüyü başına toplayıp, özellikle kış aylarının uzun gecelerinde Ahmediye, Muhammediye gibi kitaplar okuyan Emrullah Hoca...
Bazen ortadan kaybolup, "mecnun gibi" kendini dağlara vuran bir garip Deli Derviş...
Atacağını atmış, tutacağını tutmuş, çok yol gördüğünden menfaat rüzgarının nereden eseceğini hesaplayıp varıp Cumhuriyet Halk Partisi'nin kulpuna yapışmış Muhtar İblisin Halil...
"Harp bitti, dünyanın kapıları açıldı. Bundan geri muhalif rüzgarlar eser ki, ne fırıldaklar döndürür" deyip, çok partili hayatı işmar eden Berber Hacali...
Çerçi Cemil, Sırma Hala, sevdiğine varamamanın üzüntüsüyle "engâh engâh ağlayan" Hediye.
Tahsildar Atıf... Sarhoş ama namuslu (ek yeri bulunmayan) Hakim Enis...
İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.
Derken, bir "İstanbul hevesi" başgösterir gençler arasında.
İstanbul, başka bir hayatın, köylerde kağşayıp gevşeyerek iyice fukaralığa bürünen köhne yapıdan uzaklaşma, yeni ve zengin bir geleceğin kapısını aralama sevdasının adıdır.
"Denkler tutulur, tahta bavulların ipleri çekilir, gurbetçiler birer ikişer yola düşer."
Giden insandır!
Kalan, insan...
Ama büyü bozulmuştur.
"Camide birkaç ihtiyar kalmıştık" der Bahtiyar, "Evler hepten boşaldı. Tarlalar ekilmeye sürülmeye boza yattı... Söz de bitti!"
Oysa, "Beyhude Ömrüm", sözün bitmediğine, "yeşilin ateşini içinde taşıyanların" tükenmediğine/tükenmeyeceğine dair umutları "yeniden" yeşerten bir roman, bir hikaye...
Bu kitabı okuyun!
İllâ ki okuyun!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.