Yazarlar Avrupa bir yalan olabilir mi?

Avrupa bir yalan olabilir mi?

Mehmet Ocaktan
Mehmet Ocaktan Gazete Yazarı

Tam beş yıldır, Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmesini destekleyen yazılar yazıyorum. Her seferinde bıkmadan, usanmadan Türkiye''nin "Avrupa projesi" içinde yer alması gerektiğini, çünkü çağdaş demokrasiyi ve kamil anlamda özgürlükleri kazanabilmenin ancak bu yolla mümkün olduğunu yazıp durdum.

Zaman zaman dönüp geriye baktığımda "Acaba boş bir hayalin peşinde mi koşuyoruz?" diye sormadan da edemiyorum doğrusu. Elbette boş değil, özgürlüklerin yok sayıldığı, hukukun üstünlüğünün egemen olmadığı "yaralı" bir demokratik ortamın sıkıntılarını bizden daha iyi kim bilebilir ki. Bu yüzden, demokratikleşme yolundaki her katkının önemi büyük.

Bütün aksaklıklara rağmen, demokratikleşme yolundaki adımların istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor. Nitekim, Sudan asıllı Müslüman düşünür Abdulvahhab el-Efendi geçen hafta Yeni Şafak''ta yayınlanan ropörtajında, "Demokratikleşme, İslamileşme''nin ön şartıdır. İslami yönetim şeklinin nasıl olacağına dair görüş birliği içinde değiliz. Eğer bir grup gelir kendi görüşünü zor kullanarak empoze etmeye kalkışırsa, Afganistan tecrübesinin gösterdiği gibi, bunun sonuçları çok yıkıcı olacaktır. Bütün bunlar için demokrasiye muhtacız. Daha iyi bir Müslümanlık ancak daha fazla özgürlükle mümkün olabilir" diyor.

El-Efendi''nin söyledikleri, İslam ülkeleri için olduğu kadar, Türkiye için de son derece önemli. Kabul edelim ki, bu alanda daha yürüyecek çok yolumuz var. Ancak hiçbir zaman, bu ülkede İslami hassasiyetleri önplanda tutan insanların, ne kadar demokrat olduklarını başkalarına kanıtlamak gibi bir ihtiyaçları da yok. Çünkü, Türkiye''de hiçbir kişi, grup ya da sivil toplum kuruluşu, İslamî hassasiyet sahiplerinden daha demokrat değil. 28 Şubat''ın önümüze bıraktığı "yeni Türkiye fotoğrafı", bize siyasi partiler dahil birçok kesimin, bırakın demokratlığı, otoriter bir yönetimden yana olduğunu gösterdi. Bu sürecin etkilerinin deforme olmaya başladığını varsaydığımız bu günlerde bile aynı otoriter anlayış her fırsatta kendisini gösteriyor. Türkiye''nin AB sürecine entegre olma konusunda zaten zayıf olan girişimlerini alenen sabote etmeye devam ediyor.

İşte bu noktada, "Avrupa Birliği maceramız boş bir hayal olabilir mi?" sorusu akla geliyor. Ve, bu sorunun bir de karşı tarafa ilişkin boyutu var: "Acaba Avrupa Birliği Türkiye''nin demokratikleşmesi konusunda ne kadar samimi?"

Gerçekten Avrupa ne kadar samimi?

Evet, Avrupa Birliği "tam üyelik" için Türkiye''nin "Kopenhag Kriterleri"ni hayata geçirmesini bekliyor. Zaten AB''ye girmenin başka bir yolu da yok. Bütün bunlar güzel. Ama nedense, aynı Avrupa, Türkiye''nin en büyük partisi kapatılırken, seçilmiş bir belediye başkanı okuduğu şiirden dolayı cezaevine girerken hiçbir ciddi tepki göstermiyor. Ve yine aynı Avrupa, eğitim hakları ellerinden alınan başörtülü kızların mağduriyetini bir "insan hakkı" olarak görmüyor olmalı ki, kılını bile kıpırdatmıyor. AB Komiseri Verheugen''in siyasetçilere "gelişmeler doyurucu" demesine karşın, sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine "İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü açısından gelişme grömedim. Bu durum, bizim için endişe vericidir" itirafını yapması da yeterince düşündürücü değil midir?

Yoksa Avrupa ayrımcı mı?

Galiba Abdulvahhab el-Efendi haklı. Diyor ki: "Batılı ülkelerin de içinde yer aldığı etkili uluslararası aktörler, İslam dünyasında despotizmi destekliyorlar ve demokratikleşmeye muhalifler." Dileyelim El-Efendi haklı çıkmasın, aksi takdirde Avrupa maceramız boş bir hayale dönüşmekle kalmaz, evdeki bulguru da kaybetmiş oluruz.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.