Yazarlar Allah bize bunları sayıyla mı verdi?

Allah bize bunları sayıyla mı verdi?

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı

Eski bir lamba bulan Temel, üstündeki tozu kiri silmeye çalışırken, ortaya bir cin çıkmış. Dev gibi heybetli. Gür sesiyle seslenmiş:

“Dile benden ne dilersen…”

Temel gayet çekingen, “Özür dilerim” demiş.

Bu bizim Temel; hassas, kibar.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Allah bize bunları sayıyla mı verdi?
Haber Merkezi 19 Mayıs 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Allah bize bunları sayıyla mı verdi? yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Yıllarca gerçekleştirmeyi düşündüğü ancak fırsat ve imkân bulamadığı için yanına bile yaklaşamadığı hedeflerden en az birini söyleyebilecekken, dileğinin yerine gelme ihtimali belirmişken, gerekmediği halde özür dileyen.

*

Bir de onlarınki var.

Özür dilemesi şart olduğu anda bile hiç aklına getirmeyen.

Şehit eşinin üzerine yürüyen.

Kızı yaşındaki acılı kadına hakaret eden.

Ve arkasında onu haklı çıkarmaya çalışan başka Temeller.

Onlar daha ileri gidip küfürlerle çıktılar meydana ve çaplarını, yarıçaplarını, çevrelerini, ne varsa sergileyip cümle âleme gösterdiler.

“Değişik bir psikoloji.”

Temel Desidoro vaziyeti.

Bu kafaya sahip oldukları halde, bir de Erdoğan’ın karşısına “çatı aday” çıkarma niyetine girdiler.

Temel sağlam olmayınca, çatı tutar mı?

Uçar gider.

*

Öte yanda ise kaba saba konuşan çiçeği burnunda bir aday var.

Kasaba siyasetçisi, kaba saba konuşmazsa kendini zayıf hissedecek herhalde, durmadan konuşuyor.

O da haklı.

Öyle bir makam için adı ortaya atıldı ki, susup otursa olmaz.

Arıca soruyorlar; her an önünde bir mikrofon buluyor.

Ya televizyon programında, ya meydanda.

Hep bisiklete binecek değil ya.

Ara sıra görüş de beyan edecek.

Son sözü şuydu deyip tam birini zikredecekken, zırt diye öbür taraftan başka bir cümle ile çıkıyor.

Böyle olunca yetişmekte zorlanıyoruz hazrete.

*

Mesela dövizin düşmesiyle ilgili tespitini anmaya hazırlanırken, o konudaki engin fikirlerinin ne derece isabetli olduğunu ve ne kadar yararlandığımızı ortaya serecekken, bir bakıyoruz, Atatürk Havalimanı hakkında öyle bir fikir beyan etmiş…

Önceki sözünün pabucu dama atılıyor.

Her yeni açıklaması bir öncekinden daha çarpıcı.

Hangi birine temas edelim?

Ne demişti…

“Atatürk Havalimanını keşke daha önce park yapsaydı.”

Vay canına… Kimin aklına gelirdi ki?

Gerçekten yok böyle cin fikirli başka biri.

Kemal Bey kırk yıl düşünse, bunu söylemek aklına gelmezdi.

O ancak “Uçak inmeyen yere hava alanı yapıyorlar. Ne gerek var? Boşuna masraf” der, kenara çekilirdi, Mapıt Şov elemanı gibi.

Demek ki adamı boş yere aday göstermemiş; varmış bir bildiği.

Asıl kabahat Erdoğan’da tabii.

Orayı yeşil alana çevirip millet parkı yapmak, en az on yıl önce düşünülmeliydi.

Kimsenin uçağa binmesine gerek yok.

İsteyen karadan, isteyen denizden…

Önemli olan, oranın ağaçlanması, çiçeklenmesi, göllenmesi.

*

Allah bize bunları boşu boşuna göndermiyor arkadaşlar, durumun farkına varalım.

Şu mübarek Ramazan günlerinde biraz gülelim, eğlenelim diye gönderiyor besbelli.

Yoksa pek sönük, pek durgun geçecek.

Hacivat Karagöz yok, Nasrettin Hoca yok, Keloğlan yok…

Levent Kırca bile tarih oldu. “Olacak ne kadar” bilmiyoruz artık.

O yüzden, elde olan budur deyip, idare etme durumundayız. Nankörlük edemeyiz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.