YazarlarHan Duvarlarından Zindan Duvarlarına

Han Duvarları’ndan Zindan Duvarları’na

Mehmet Şeker
MehmetŞekerGazete Yazarı
Tayyip Atmaca'nın internet ortamında yayınladığı Hece Taşları dergisi, her ay ciddi bir dosya ile çıkan ve dikkatle takip edilmesi gerektiğine inandığım bir yayın.

Adından da anlaşılacağı üzere, 'hece' esas.

Bugünün şartları dikkate alındığında, kaybolan veya kaybolmak üzere olan mesleklerle ilgili hazırlanan belgesellere konu edilebilecek bir büyük gayret söz konusu.

Hece'ye arkeolojik bir yaklaşım sergilemeyen bu tavır, her türlü takdire değer.

Bilhassa edebiyat fakültelerinin ve tabii edebiyat meraklılarının ciddiyetle takip ettiğini düşünüyorum.

*

Derginin 12. sayısında Yunus Kara, şiirimizin önemli isimlerinden Faruk Nafiz Çamlıbel'i anlatıyor.

İstanbul'da doğar Faruk Nafiz, 1898 senesinin 18 Mayıs'ında. Babası Süleyman Nafiz Bey, annesi Fatma Ruhiye Hanım'dır. Baba tarafından Trabzonlu bir aileye mensuptur.

Tıp tahsilini yarım bırakır, gazeteciliğe başlar.

Kayseri Lisesi'nde başlayan öğretmenliğini Vefa Lisesi, Kabataş Lisesi ve Amerikan Kız Koleji'nde 1946 senesine kadar devam ettirir.

*

Ankara'daki bir otel odasına kapatılarak dönemin ideolojisine uygun dört adet tiyatro eseri yazmaya zorlanması, hayatındaki ilginç hadiselerden bir diğeridir.

Yaz boyunca Ankara'daki otel odasından dört ay dışarı çıkamayan Faruk Nafiz, bu süreçte tam yirmi beş kilo verir. Sağlığı ciddi bir şekilde bozulur.

“Akın, Özyurt ve Kahraman” adlı piyesler bu sıkıntılı günlerin ürünleridir.

Ancak hiç şüphesiz ki bu macera Faruk Nafiz'in en zor günleri değildir.

1946'da İstanbul'dan milletvekili seçilen şair, 1960 darbesine kadar mebusluk yapar.

Darbeden sonra Adnan Menderes ve arkadaşları ile birlikte Yassıada'ya gönderilir.

*

Bunca yıllık hizmetinin ve sanatkârlığının hesabını Yassıada Mahkemesi karşısında vermek zorunda kalan Faruk Nafiz, zindanda yazdığı şiirlerini –Han Duvarları şiirinden mülhem bir isimle– Zindan Duvarları adıyla 1967 senesinde kitaplaştırır…

“Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri;

Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada.

Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;

Mavi bir gözde elem katresidir Yassıada.”

*

Bu hadise onun şair gönlünü ziyadesi ile kırmıştır. Daha önce Ankara'da bir otel odasına onu kilitleyen zihniyetin, bu defa kanunî gerekçelerle (!) bir ada hapishanesine atmasını, mahkeme huzuruna çıkarmasını ölene kadar affedemez. Çünkü kırılan kalp tamir edilmez.

“Evler yıkılır, köyler olur hâk ile yeksân,

Virân yeri birkaç yıla varmaz onarırlar.

Yalnız şu gönül mülkü harap olmaya görsün;

Tamire yetişmez onu dünyada asırlar.”

*

Milletimizin son bir asırlık macerasına hayatı ve kalemi ile şahitlik etmiştir: Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale, Osmanlı'nın çöküşü, millî uyanış, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilanı.

Tek parti yönetiminin sıkıntılarını Genç Türkiye Cumhuriyeti ile beraber göğüsler.

Çok partili sistemi ülke toprağına taşıyan isimler arasındadır. Ve aynı isimlerle beraber tutuklanarak Yassıada'ya gönderilir.

Kuşkusuz ki en tanınmış şiiri Han Duvarları'dır.

Bu şiir için, “Odama kapanarak dört günde yazdım, Türk Yurdu'nda çıktı. Birisi görecek diye adeta utanıyordum. Ama kısa sürede çok meşhur oldu” diyen şair, eşi Azize Hanımın ifadesine göre “çalışırken odasına kapanır ve çok gergin olurdu. Bu esnada sürekli sigara içerdi.”

*

Ciddi bir mizah yönü vardır Faruk Nafiz'in. Çamdeviren, Akıllı Ozan, Kalender ve Deli Ozan takma adları ile yazdığı mizahî şiirler, Karikatür ve Akbaba dergilerinde yayınlanır.

“Serbest şiir nedir?” sorusuna karşılık: “Okuyup okumamakta, beğenip beğenmemekte serbest olduğunuz şiire serbest şiir denir” cümlesi ona aittir.

Daha ziyade şairliği ile tanınan Faruk Nafiz'in, tiyatro ve roman alanında da çok sayıda eseri vardır. 1973 senesinde bir gemi seyahatinde vefat eden şair, şirinin formülünü de şu şekilde vermiştir:

“Varsın, seni ömrünce azabın kolu sarsın,

Şair! Sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın!”