YazarlarKomşu akıllı davranırsa, kazançlı çıkar

Komşu akıllı davranırsa, kazançlı çıkar

Mehmet Şeker
MehmetŞekerGazete Yazarı

İki komşu düşünün ki birbirlerinin kapısını 65 yıl boyunca hiç tıklatmamışlar. Hasta mısın, sağ mısın, bir tas çorba ister misin diye, bir defa bile sormamışlar. Bu hâle rağmen, aradaki sorunların çözülmesini beklemişler.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Komşu akıllı davranırsa, kazançlı çıkar
Haber Merkezi 01 Aralık 2017, Cuma Yeni Şafak
Komşu akıllı davranırsa, kazançlı çıkar yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Kim çözecek?

Yunanistan ile Türkiye işte böyle bir durumda. İki ülke ilişkilerini iyi bilen, bilhassa Batı Trakya’yı yakından tanıyan bir arkadaşıma son gelişmeleri değerlendirmesini istedim. Söyledikleri kayda değer…

*

Cumhurbaşkanımız tarafından geçen hafta Atina ve Batı Trakya’yı kapsayan iki günlük Yunanistan ziyareti, birçok açıdan önem arz etmektedir.

Bu ziyaret, 65 yıl sonra cumhurbaşkanı düzeyinde gerçekleşen ilk ziyaret. İki komşu ülke için, 65 yıl uzun bir süre. Bu kadar uzun fasılanın ana sebebi, başta Kıbrıs olmak üzere, ilişkileri etkileyen tartışmalı alanlardır.

1952’de Celal Bayar, Yunanistan’a iade-i ziyaret düzenlediğinde, bambaşka bir siyasî iklim vardı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman, İtalyan ve Bulgar işgalinden ciddi ölçüde sarsılmış olarak çıkan Yunanistan, Batı Trakya dâhil olmak üzere, kuzey bölgelerinde 1949’a kadar süren İç Savaş’ta daha da hırpalandı.

Bu vesileyle, Batı Trakya Türkleri tarafından “andart (anarşist) dönemi” olarak anılan İç Savaş sırasında, eski tüfek sosyalistlerimizden Mihri Belli’nin, “Kemal Kaptan” takma adıyla komünistlerin safında savaştığını hatırlamak gerekir.

*

Türkiye ve Yunanistan için artık ana tehlike, kuzeyden gelen Sovyet tehdidiydi. Truman Doktrini ve NATO üyeliği ile Batı Blokunda yer alan iki komşu ülkenin ilişkilerinde bahar havası esiyordu. Bayar ziyareti, işte bu siyasî iklimde gerçekleşmişti. 1955’ten sonra büyüyen bir kriz haline gelen Kıbrıs sorunu, bu baharın kısa sürmesine yol açtı.

Cumhurbaşkanımızın ziyaretini önemli kılan ikinci faktör, bizatihi Erdoğan isminin hissettirdikleridir. Batı Trakya’da gösterilen teveccüh, son derece yüksek seviyede. Bunun bilincinde olan Yunan devleti, programlara katılımı sınırlı tutmak amacıyla, “bazı zinde çevreleri” harekete geçirerek, Türk halkını tehdit eden bildiriler dağıttırmış, ziyaret günü dağ köylerinden gelmek isteyen bazı soydaşlar engellenmiştir.

*

Üçüncü olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verilen mesajlar, son derece büyük önemi haizdir. Batı Trakyalı soydaşlarımızın baş müftülerini seçemediğini ve Yunan devletince dayatılan “atanmış müftüleri” kabul etmediğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’deki gayrimüslim vatandaşlarımıza, ezcümle Rumlara tanınan hakları hatırlattı.

Türkiye’deki Rumların haklarını bir insan hakları konusu olarak algılayıp, Washington ve Brüksel üzerinden dayatmayı alışkanlık haline getiren; ancak söz konusu Batı Trakya olunca, yaşanan onca hak ihlalini örtmeye ve iç işlerinin bir mevzusu olarak takdim etmek istemeyen Yunan devleti için bu bilinçli söylem, arzu edilmeyen bir tablodur.

Sayın Erdoğan’ın sözlerinin omurgasını oluşturan “mütekabiliyet” ilkesi, ne Avrupa’dan ne de İslam dünyasından destek bulamayan Batı Trakya Türkünün ana sığınağıdır. Anavatanın varlığına ve gücüne duyulan ihtiyaç, “Türkiye hapşırırsa, biz zatürree oluruz” deyişiyle ifadesini bulmaktadır.

*

Tabii ki bizler, toplumumuzun bir parçası gördüğümüz gayrimüslim vatandaşlarımızın ibadet hürriyetini ve hayat kalitesini, âdetullahın korunması ve çağdaş dünyanın bir standardı kabul eder ve hiçbir şarta bağlamayız. Ancak, Türkiye’de elde edilen imkânları, komşularımıza ve diğer muhataplarımıza da aktarmak hakkımızdır.

Batı Trakya Türklüğünün hiç anılmamasını,  ya da suya sabuna dokunmayan ifadelerle geçiştirilmesini tercih eden Yunanistan için siyasî, ekonomik ve sosyal sorunlara vurgu yapan her bir ifade, silkeleyici etki yapmıştır.

*

Cumhurbaşkanımızın, Batı Trakyalı kardeşlerimizin, artık dayanılmaz hale gelen ekonomik sıkıntılarına vurgu yapması, son derece önemli. Ekim ayında Mustafa Cambaz fotoğraf sergisi vesilesiyle gittiğimizde bizzat gözlemlediğimiz üzere, soydaşlarımızın zaten düşük olan iktisadî imkânları, ekonomik kriz sebebiyle daha da gerilemiştir. Bunun neticesinde, binlerce gencin geçici ya da kalıcı olarak AB ülkelerine göç ettiğini üzülerek müşahede etmiştik.

Diplomaside üst düzey ziyaretlerin sembolik anlamının yanı sıra, geleceğe dönük işbirliği açısından, ufuk açıcı işlevleri olabilmektedir. Artık, çok daha güçlü bir Türkiye’yle muhatap olduğunu Yunanistan da gayet iyi biliyor.

Hiç kimsenin toprağında gözü olmayan, dünya ve bölge istikrarını arzulayan Türkiye’den elde edebileceklerinin çok daha fazla olduğunu fark etmesi de isabetli olacaktır.

Kimliğini Türk “ötekisi”, stratejisini de muhayyel bir Türk tehdidi üzerine inşa eden Atina’nın Ankara’yla işbirliğini artırması, sadece bu iki komşunun değil, tüm bölgenin ekonomik ve siyasî gelişimine olumlu katkı sağlayacak. Yeter ki bunu fark edecek irade gösterilebilsin.