Yazarlar Kullanıcıların dikkatine Vatsap ayağınıza geldi

Kullanıcıların dikkatine… Vatsap ayağınıza geldi

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı

Evvel zaman içinde, internet diye bir şeyin bilinmediği, varlığı duyulsa da yaygın kullanımının başlamadığı dönemde, bilgisayar ile tanışan gazeteci milleti, o aleti bir müddet daktilo olarak kullandı.

Bilgisayara alışamayan eski kafalıların bazıları ise bildikleri usulden vazgeçmeyip emektar daktilolarını kullanmaya devam ettiler.

Koridorlarda çat çat sesleri duyuldu bir süre daha.

Kimi istihbarattaydı, kimi spor servisinde.

Daktilonun çat çatları gelince, anlardık ki filanca abimiz haberini veya yazısını yazıyor.

*

Yeniliğe açık olanlar, bilgisayarı benimsedi.

Yine de ekranda yazı yazarken, satır sonuna gelindiğinde, eski alışkanlıkla şaryoyu atmak için elini kaldıranlar az değildi.

Ekrandaki yazı kendiliğinden alt satıra geçse de buna alışmak zaman aldı.

*

Sayfa bitince daktilodan cırt diye kâğıdı çıkarmak ne harika bir işti... Bilene sormalı.

Bilgisayarda o zevkten mahrum kalmanın ne demek olduğunu, şimdi kimseye anlatamayız.

Satır sonuna gelince nasıl alta geçiyorsa, sayfa yazıyla dolunca, kendiliğinden bir sonraki sayfada devam ediyordu.

Vay canına!

*

O dönemde uzak bir yerde olan, yazısını veya haberini gazeteye faksla gönderirdi.

Cihazdan çıkan yazılar her zaman fotokopi çekilmiş gibi düzgün olmazdı. Bazen uzar, yamulur, sıkışır ve satırlar üst üste biner, okunamayacak kadar berbat çıkardı.

Öyle durumlarla karşılaşınca, okunamayan kısımları telefonda düzeltmek en makul yöntem görünürdü.

Günlerden bir gün, yüzlerce kilometre uzak bir yerden yazımı fakslamak istedim.

Postaneye gittim. Elimde yazı. Numarayı söyleyip gazeteye faksladık.

Görevli orijinal nüshayı istedi.

Bu bana garip geldi. Çünkü benim elimde bulunması daha mantıklıydı. Okunamayan yer olursa satırları telefonda tamamlamak için.

Olmaz dedi memur, usul böyle. Fakslanan metnin bizde kalması gerek. Dosyaya koyacağız.

“İyi de, mektup gönderenlerin de orijinal nüshasını alıyor musunuz?” diye sordum. “Yahut telefonla konuşanların sözlerini?”

Haksız mıyım?

“İlle dosyaya konması gerekiyorsa, bir nüsha fotokopisini çekiverin.”

O da bana aynı şeyi söyledi. Fakat elinde fotokopi makinesi olan ben değildim.

*

Neyse, bir şekilde hallettik. Kural kuraldır. Bir sebebi vardır. Memurun dosyasında fakslanan yazı bulunmazsa, “öyle göstermek” geleneği devreye girip, usulsüz işlemlere fırsat doğabilir.

Bilirsiniz, bu gelenek önemlidir. Öyle olmasından ziyade, öyle göstermek pek çok durumda çıkış yolu olarak görülür.

*

Daha ileri bir tarihte, kalabalık bir grup halinde Bitlis’e gitmiştik.

İlk işimiz, Bitlis’e ilk defa giden herkes gibi minareleri saymak olmuştu.

Çoğu genç otuz kırk akademisyen yanında Mustafa Cambaz ile ben de gazeteci olarak katılmıştık.

Herkesin elinde fotoğraf makineleri. Ahlat, Tatvan, dolaşıyoruz.

O dönemde cep telefonuyla fotoğraf çekmek yeni yeni yaygınlaşıyordu.

Mustafa, bir düzlükte top oynayan çocukların fotoğrafını çekti.

Çocuklardan biri “Fecaat… Fecaat…” diye defalarca bağırdı.

Şaşkınlık içine düştüm. Ne fecaatı? Ne var fotoğraf çekmekte? Hem, öyleyse niye gülerek bağırıyor?

*

Meğer “Faceye at” diyormuş. ‘Face’ diye bir şey olduğunu duymuş öğrenmiş de bizimle dalga geçiyor.

Kastettiği, Face yazılıp feys okunan ‘Facebook’ imiş.

*

Bunları nereden hatırladık?

Vatsap, verileri Feysbuk’a aktarmaya niyetlenmiş de…

Kullanıcılarından izin isteyesi tutmuş. Ne büyük incelik!

Sonra tepki görünce geri adım atar gibi gösterip süreyi ertelemiş de…

Nereden nereye geldik… Şimdi herkes kullanır oldu da bağımlısı hâline geldi.

Sosyal medya bağımlılığı konusunda, Hürriyet sitesinde Ergi Şener’in Edward Tufte’den yaptığı alıntı çok çarpıcı… “Müşterilerine kullanıcı diyen sadece iki sektör var: Yasa dışı uyuşturucu ve yazılım.”

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.