Yazarlar Şifahaneye şifa gerek

Şifahane’ye şifa gerek

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı

Kemal Sunal’ın oynadığı güzel filmlerden biriydi…

Bir sahnesi geldi aklıma…

Yanındaki yavrucakla bir tas çorba içecek parası olmadığı için bir dolap çevirmişti Garip.

Zabıta üniforması çalarak…

Girdiği dükkânda zabıta kılığıyla teftiş yapma bahanesiyle bakkala ilk yüklenişi şöyleydi: “Şu peynir gözüme şüpheli göründü, sanki kokuşmuş gibi…”

*

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Mehmet Şeker : Şifahane’ye şifa gerek
Haber Merkezi 09 Şubat 2018, Cuma Yeni Şafak
Şifahane’ye şifa gerek yazısının sesli anlatımı ve tüm Mehmet Şeker yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Ancak bana bu sahneyi hatırlatan konu, ‘Garip’ filminden daha garip bir film!

Ülkemizin önemli bir kurumu üzerinden çevrilen bir film bu…

Bin yıllık yazma İslâm eserlerinin ve coğrafyamıza ait evrakların, “restorasyon ve konservasyon çalışması” başlığı altında elden yitirilmesi tehlikesinden söz ediyorum.

*

Daha önce Can Kemal Özer yazdı…

Haber Ajanda dergisi de üzerine giderek geniş çaplı bir dosya hazırladı…

Bireysel çaptaki hamleleriyle elde edemedikleri belgeleri ve eserleri vakıf/dernek kimliği kullanarak ülkemizden kaçırmaya yeminli birileri var.

O birileri, İstanbul’da kurulan Kitap Şifahanesi’nin yetkilerini kullanarak, ülkemizin yetkin uzmanlarının zaten üzerinde titizlikle çalıştıkları eserlere ve belgelere, tıpkı zabıta kılığına girmiş Garip gibi şöyle diyor:

“Şu evrak gözüme yırtık göründü, sanki tamire muhtaç gibi…”

Can Kemal Özer’in de, Haber Ajanda’nın da değindiği isimler mevcut…

*

Kısa adı “TIMA” olan bir ajanstan bahsediyorlar.

Ajans, Alman kökenli bir vakfa bağlı hareket ediyor.

Türkiye’de eski dostluklarını kullanarak irtibat sağladıkları bürokratlar mevcut ve bu bürokratların sağlam koltukları ile sağlam yetkilerine dayanarak istediklerini yapıyorlar.

Engel olanların yerlerinden olması vaki olduğu gibi, emellerine engel olduğu için emekliliğini bekledikleri yetkililerimiz de var.

Ajansı ülkemizde konu edinen ilk yayın, İstanbul Müftülüğü’ne ait…

“Din ve Hayat” dergisinde söz konusu ajansın önemli isimleri amaçlarını anlatıyor.

*

Yine garip olanı, bu yöneticiler Türkçe'yi çok iyi konuştukları halde çalıştıkları Şifahane’de ve diğer yazma eserlerin bulunduğu müzelerimizdeki çalışanlara bunu hiç belli etmemişler…

Bu noktada önemli yazma eser üstatlarından İslam Seçen’in çok kıymetli bir uyarısı da olmuş!

TIMA’ya dair birtakım şikâyetler alınmış olsa da ilginç bir şekilde söz konusu ajans sürekli kollanmış.

Kimler kollamış?

Meselenin etrafındaki bazı bürokratlar…

Buna karşı tek bir hamle dahi yapılmamış!

*

Tarihî eser kaçırmanın anlam derinliği müthiş!

Yazma eseri tahrif etmek ve/veya kaçırmaksa, daha müthiş!

Ne de olsa söz uçar, yazı kalır…

İşte bu hırsız-ajanlar, yazının da uçmasını sağlamak peşindeler!

Günün birinde bir haber bülteninde karşılaştığınız filan Avrupa ülkesinin veya ABD’de falan şehrin müzesinde sergiye açılan bir İslâm eserinin çalınarak o şehre getirildiğini örtmek için hikâyeler dahi uyduruyorlar!

“Falancanın dedesinin dedesinin dedesinin dedesi…”

*

Sonra?

Sonrası yok!

Uydurmanın şerbetlisi…

Bu hırsızlıklara çanak tutanları belki elimizden kaçırdık.

Ancak yenilerini engellemek elimizde.

Şerbete şeker, hırsızlığa teker olmayalım.

Bu restorasyonlar gözümüze şüpheli görünüyor zira, sanki hırsızlık kokuyor gibi…

Yanılıyor olmayı ne çok isterim.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.