Yazarlar Bir ifade özgürlüğü istisnası olarak laiklik

Bir ifade özgürlüğü istisnası olarak laiklik

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Hafıza-ı beşer nisyan ile malul hakikaten. TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın yeni Anayasa konulu bir toplantıda sarf ettiği “yeni Anayasada laiklik maddesi olmamalı” ifadesi sonrası kopan kıyamet bugünlere nerelerden geldiğimizi hatırlamamıza vesile oldu.
Sosyal medyada başlatılan etiket kampanyalarında edilen küfür ve hakaretlerden tutun Kahraman'a yöneltilen “Ya sev ya koltuğu terk et” çıkışlarına, 'Yüce Divan' çağrılarına, hatta CHP İstanbul Milletvekili Müslim Sarı'nın “Laikliği kaldırmak isteyen kelleyi koltuğa alsın” cümlelerinde olduğu gibi tehdide varan ifadelere nostalji dolu bir iki gün geçirdik. Bu ülkede dindar olmanın, çok değil 10-15 yıl öncesine kadar ne kadar zor olduğunu, dindarsan nasıl bir tehdit olarak görüldüğünü, bu yüzden de nasıl kolaylıkla ve rahatlıkla tehdit edilebildiğini, dinin kadar ifade özgürlüğünün de laiklik adına kolayca kısıtlanabildiğini hatırımızdan çıkarmışız. Son birkaç yılın ana ve tali gündemleri sayesinde, neredeyse iddia ettiklerine inanmış, onların 'modern', 'özgürlükçü' ve 'eşitlikçi', bizlerinse 'eski kafalı' olduğuna şartlanıvermişiz. Ama öyle 'flashback'ler canlandı ki gözümüzün önünde şu son tartışma sayesinde, sizi bilmem ama ben verilen mücadelenin nasıl bir zihniyete karşı ne kadar zorlu şartlarda gerçekleştiğini bir kez daha hatırlamış oldum. Hele İzmir'de Cumhuriyet Kadınları Derneği üyelerinin İsmail Kahraman'ın bezden maskotunu parçalayıp, topuklarıyla kafasını ezip, süpürüp çöp kutusuna attığı görüntülerden sonra durup birkaç defa “halimize hamdolsun” dedim.
Geçen yıl 'Osmanlıca dersi' tartışmalarının olduğu günlerde katıldığım bir televizyon programında konu elbette özgürlüklere, IŞİD'e ve hatta kafa kesmelere kadar gelmiş, oradan da Atatürk devrimlerine kadar gitmişti. Muhalif konuklardan birinin “Devrim dediğin kansız olur mu? Fransız Devrimine bakın, giyotinleri hatırlayın. Tabi ki devrim söz konusu olduğunda kan akar, kafalar kesilir,” demesiyle yine Kahraman'ın sözlerine verilen tepkileri görünce olduğu gibi, uyandırıcı bir tokat yemiş gibi olmuştum. Anlamıştım ki, IŞİD'in kafa kesmesi ve kanlı eylemleri değil, bunu din adına yapması korkutuyordu önde gelen laikçileri. Sabah akşam yaptıkları tüm Müslümanları IŞİD'e eşledikleri çarpıtmaların ardında insani korku, insani endişe, insan temel hak ve hürriyetleri namına pek de bir şey yoktu aslında. Bizim kanımızı donduranla onların kanını donduran aynı şey değildi. Nitekim laiklik için kan akıtılmasında, şapka kanunu vb nedenlerle gerçekleştirilen idamlarda onlara irrasyonel gelen bir durum da yoktu; devrimdi bu, elbette ki kan akar, kelleler uçardı. Tıpkı ifade özgürlüğünün sadece onlar için garanti altına alınması gerektiğine kani olmaları gibi, dindar olanların fikrini ifade etme hürriyetine sıra geldiğinde içinde 'kelle alma' türü imalar bulunduran tehditler neredeyse gururla savrulabildiği gibi, din değil ama laiklik adına kafa kesilip kan akıtıldığında neden sorun olsundu ki?
Üstelik Kahraman'ın ifadeleri üzerine “cin şişeden çıktı”, “ağızlarındaki baklayı çıkardılar” şeklinde hop oturup hop kalkanlar, konuşmanın tamamını her zaman yaptıkları gibi dinlememişlerdi bile. Kahraman söz konusu konuşmasında bizim mevcut anayasamızda olduğu gibi tarifi dahi olmayan bir laiklik ifadesinin sadece Fransa'da ve Hollanda'da olduğunu söyleyerek Avrupa ve dünyadan çarpıcı örnekler vermişti. Yaratıcıya atıfta bulunan İrlanda ve İsviçre örneklerinden doğrudan bir mezhebe, Evangelik Lüteryenliğe yer veren Norveç ve Danimarka anayasalarına değinen, Danimarka'da kralın sadece inancının değil mezhebinin de anayasayla belirlendiğini söyleyen, İngiltere'de kral ya da kraliçenin aynı zamanda kilisenin başı olduğunu ifade eden Kahraman'ın konuşması maskot yakmalarla, baş ezmelerle ve kanlı tehditlerle karşılanmasa, aslında oldukça nitelikli bir tartışmanın da başlangıcı olabilirdi. Nitekim Kahraman, “Madem Batı'da da böyle örnekler var, o zaman bizde de böyle olabilir” diye kestirip atmıyordu; dine ve yaratıcıya vurgu yapan anayasaların var olduğu ülkelerin laik olmadığı gibi bir sonuca varılamayacağı gibi, tarifi olmayan, kamusal hayattan dini söküp atan militer laikliğin yer aldığı bir anayasanın da, bir ülkenin insanlarının kalbinden inandıkları dini söküp atamayacağını anlatıyordu. Maalesef nasıl bir anayasaya sahip olmamız gerektiğine dair dolu ve doyurucu bir tartışma fırsatını daha, cadı avına dönüşen bir kampanyayla beraber kaçırmış olduk. “..... yiyorsa dene” tarzı bol küfürlü köşe yazılarının kaleme alındığı bir ortamda nasıl seviyeli tartışabilirdik ki zaten?
İş öyle bir noktaya sürüklendi ki, gerek Ak Parti çevrelerinden gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan konuya ilişkin çeşitli açıklamalar geldi ve 'laiklik ifadesi'nin anayasa çalışmalarında var olduğu, Meclis Başkanı'nın kendi kanaatlerini paylaştığı tekrar tekrar söylendi. Ne din temelli bir gerilime ayıracak vaktimiz olduğu ne de toplumun buna enerjisi kaldığı için olsa gerek, konu hızlı bir biçimde kapansın istendi. Özetle, “yazık oldu Süleyman Efendi'ye.”

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.