Yazarlar Futbol bazen sadece futbol olmalı

Futbol bazen sadece futbol olmalı...

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Rahmetli dedem futbol sevdalısı, Fenerbahçe aşığıydı. Kız kardeşlerimle bana bulaşan futbol merakının baş sorumlusuydu. İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, şartlar ne olursa olsun Fenerbahçe maçlarını asla kaçırmaz, kalabalıkta da olsa yalnız da bağıra çağıra takımını izlerdi. Biz torunları da bir yandan “Şimdi kalbine inecek,” diye korkar, bir yandan da ona eşlik ederdik.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Merve Şebnem Oruç : Futbol bazen sadece futbol olmalı...
Haber Merkezi 31 Mayıs 2018, Perşembe Yeni Şafak
Futbol bazen sadece futbol olmalı... yazısının sesli anlatımı ve tüm Merve Şebnem Oruç yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Rahmetlinin ilkokuldayken beni alıp Lüleburgazspor’un maçına götürdüğü günü, yeşil sahanın kokusunu hala unutmuyorum. Bir meşin yuvarlağa kilitlenmiş koca koca adamların hali çok garipti, ama o yuvarlak da bugün hala açıklayamadığım şekilde benim için bile cezbediciydi. Babam futbolu sevmediği için poster astırmazdı ama yine de o yaşlarda futbolcu kartları biriktirir, gazetelerden maç enstantaneleri bulunca kesip bir deftere yapıştırırdım. Büyüyünce teknik direktör olmayı hayal eder, TV önünden geçerken maç varsa otomatik durur, dalar giderdim. “Kız çocuğudur, zamanla unutur, ilgisi geçer,” dediler; öyle olmadı. Büyürken, gizli eğlencelerimden biri, sokak aralarında küçük çocukların halı saha maçlarını izlemek, genç yetenekleri keşfe çıkmaktı.

Sonra üniversitede, Simon Kuper’in adı Türkçe’ye “Futbol asla sadece futbol değildir” olarak çevrilen “Football against the Enemy” kitabı elime geçti ve 22 kişinin bir top peşinde 90 dakika oynadığı oyunun o oyundan ibaret olmadığını, o güne kadar kah ucundan kenarından duyduğum kah asla aklımın ucuna bile gelmeyecek gerçek hikayelerle öğrendim. Sol açık oynayan gizli polis şefi ‘Rus Pelesi’ Eduard Streltsov ya da Stasi’nin caydırmadığı Alman futbol muhalifi Klopfleisch’le Herta Berlin’in kuruluş hikayesi gibi Kuper’in kısa öyküleriyle başlayan futbol hikayelerine merakım geçmedi ondan sonra. Futbol ve siyaset, insana dair tüm diğer şeyler gibi etkileşim içindeydi. Hakikaten de, total futbolun babası Rinus Michels, “Futbol savaştır,” sözünü boşuna etmemişti.

Örneğin, Hollanda, Batı Almanya’daki 1988 Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Almanya’yı 2-1 yendiğinde Hollanda’da milyonları sokağa döküp bir galibiyeti çılgınca kutlatan sadece maçı kazanmak değil, II. Dünya Savaşı’nda Hollanda’yı işgal eden Almanya’yı sahada bozguna uğratmış olmaktı. Çünkü Hollanda sokakları hep bir ağızdan “1940’ta onlar geldiler, 1988’de biz geldik” diye bağırıyordu.

Ya da 1990 Dinamo Zagrep-Kızılyıldız maçında Zagreb’in Kötü Mavi Çocuklar’ına saldıran Arkan lakaplı Zejko Raznatoviç’in önderliğindeki Kızılyıldızlı Delije taraftar grubunun, Maksimir Stadı’nı savaş alanına çevirişi Yugoslavya’nın dağılmasına giden iç savaşın fitilini alevleyen şey değil miydi? O gün Sırp olduğunu düşündüğü bir polisi tekmeleyerek bir Dinamo taraftarını kurtaran Hırvat futbolcu Zvonimir Boban kahraman ilan edilmiş, ama 59 polis ve 79 taraftarın yaralandığı olaylarda iç savaşın provası yapılmıştı.

İspanya’da kralın takımı Real Madrid’in delisi diktatör Franko’nun Katalan Barcelona ve Bask Bilbao takımlarına karşı çevirdiği entrikalardan İtalya’nın faşist Lazio’suna ve kuzey tribününe, futbolun Che Guevara’sı Maradona’nın İngiltere’ye eliyle attığı gole ve Celtic’le Rangers arasındaki din savaşlarına, sosyoloji ve siyasetle iç içe geçmiş onca futbol hikayesi vardı ki, acaba futbol sadece futboldan ibaret olmadığı için mi bu kadar vazgeçilmezdi?

Türkiye’de de futbolun siyasetten çok da uzak olmadığını bilsek de, FETÖ’nün 3 Temmuz 2011 kumpasına kadar, asla o denli siyasileşmemişti. Aziz Yıldırım gibi Türk futbolunun önemli isimlerinin, “şike yapmak, teşvik primi vermek için organize suç örgütü kurmak,” suçlamalarıyla FETÖcü savcıların kurguladığı soruşturmada tutuklanması ve devamındaki süreç, Türkiye’de futbolu ve de tribünleri daha önce olmadığı kadar politize hale getirdi.

Aziz Yıldırım, çıkması için canla başla uğraştığı şike yasasının FETÖcüler tarafından istismar edilmesinin ilk kurbanı oldu, ama futbolun getirdiği ezeli rekabet ve o güne kadarki namı rakiplerinin insaflı davranmasına engeldi. FETÖ’nün gerçek yüzü başta siyaset olmak üzere Türkiye’deki tüm çevrelerce anlaşıldıktan ve FETÖcü savcıların açtığı davaları kapanıp onlara karşı kumpas davaları açılmaya başladıktan sonra Türk futbolu, belki de çok başka olayların fitilini ateşleyecek taşkınlıklara sahne olmaktan ucu ucuna döndü.

Aziz Yıldırım, cezaevinden çıktığından beri FETÖ’yle mücadelesini sürdürüyor, bunu da tüm Fenerbahçe kulübünün desteğiyle yapıyordu. Ama futbol branşının başı çektiği Fenerbahçe spor kulübünün esas mücadele yeri olması gereken yeşil sahada kendinden bekleneni veremiyor olması, çiğnenen onurunu ayaklar altından kaldırmak isteyen ama bir yandan da artık yavaş yavaş normale ve futbola dönmeyi arzulayan taraftarda uzunca süredir bıkkınlık hissine sebep oluyordu, yoruyordu.

İtalya’da 2006’da yürütülen temiz eller operasyonunda Juventus kulübü şikecilikle suçlanmış, ikinci lige düşürülmüş, son iki şampiyonluk ünvanını kaybetmişti. Bir sonraki sezonda eksi 17 puanla başlamasına karar verildi, yöneticilerine ve futbolcularına futbol yasakları getirildi, pek çok futbolcu takımı terk etti. Ancak buna rağmen, Juventus hem önce birinci lige geri yükselmeyi, hem de şikeden aklanıp tazminat almayı bildi. Üstelik son yedi yıldır üst üste İtalya şampiyonu olarak onuruyla oynayanlara yeşil sahada tokat üstüne tokat atmayı sürdürüyor.

Fenerbahçe taraftarının da arzuladığı Juventus’unkine benzer gururlu ve onurlu bir gelecek ama Aziz Yıldırım’la bu geleceğin yakın zamanda gelmeyeceği görünüyordu. Kimi muhalif gazeteci, yazar ve sosyal medya kullanıcısı Ali Koç’un Aziz Yıldırım’a karşı aday olmasını ve başkan seçilmesini 24 Haziran genel seçimlerine benzeterek okumuş ümitlenmiş olsa da, kimi iktidar destekçisi Koç ailesine ve İstanbul sermayesine atıfta bulunarak Ali Koç’un başkanlığına kızmış olsa da, Fenerbahçe’de çoğunluk FETÖ’yle mücadeleye elbette devam diyor, ama artık futbolun ön planda olduğu bir gelecek istiyor, normalleşmeyi arzuluyor. Ali Koç’un başkanlığına da yeni bir başlangıç, temiz bir sayfa olarak bakıyor. Ben de futbolun bazen sadece futboldan ibaret olduğu zamanları özlüyorum. Artık travmaları geride bırakmayı, futbol seyretmeyi ve keyifli doksan dakikalarda takımımı heyecanla desteklemeyi istiyorum.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.