Yazarlar Suriyedeki Rus üslerine saldırı bilmecesi

Suriye’deki Rus üslerine saldırı bilmecesi

Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç Gazete Yazarı

Yedi yılın ardından Suriye iç savaşına dair öğrenmiş olmamız gereken en temel mesele, hiçbir bilgiye kesinlik atfetmememiz gerektiği... Kimin kazanıp kimin kaybedeceğinden tutun, kimin kiminle ittifak ettiğine, kimin kime dost ya da düşman olduğuna, kimin kime saldırdığına hemen hiçbir konuda kesinlik yok Suriye’de...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Merve Şebnem Oruç : Suriye’deki Rus üslerine saldırı bilmecesi
Haber Merkezi 07 Ocak 2018, Pazar Yeni Şafak
Suriye’deki Rus üslerine saldırı bilmecesi yazısının sesli anlatımı ve tüm Merve Şebnem Oruç yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Örneğin bugün PYD/PKK’ya verdiği destek nedeniyle 180 derece ters düştüğümüz ABD’yle savaşın ilk yıllarında aynı cephede olduğumuz farz edilir. Öyle görünse bile, PYD faktörü ortaya çıkmadan önce dahi, Washington ve ABD pek çok konuda fikir ayrılığı yaşamıştır. Suudi Arabistan’la aynı cephede yer aldığı düşünülse de, her iki ülke de “Esad gitmeli” demesine rağmen, Müslüman Kardeşler meselesinden sahada desteklenen muhalif gruplara, hatta hatta rejimle mücadelede öncelik verilmesi gereken alanlara pek çok konuda farklı noktada durmuştur Ankara ve Riyad. Katar’la Türkiye’nin yaklaşımları belki birbirine en yakın diyebileceğimiz politikalardı ancak, bir BAE faktörü var ki, savaşın başından beri ‘Esad karşıtı’ Körfez ülkeleri arasında kendini gizlese de, hiçbir zaman bu iddiaya uygun davranmamıştır. Batı cephesinde de durum farklı değil; İngiltere’nin ABD’den, ABD’nin Fransa’dan, Almanya’nın hepsinden farklı fikirleri, görüşleri, ajandaları oldu hep. Savaşan muhalif grupların durumunu açıklamak içinse bunu en az onla çarpmak gerekir.

DAEŞ’in ortaya çıkışı, bu dağınıklığın bir odakta toplanmasını sağlarken –Hatırlayalım, ABD’nin son üç yıldır en sık kurduğu cümle “Herkes DAEŞ’le mücadeleye odaklansın”dı– iç savaşın yeni bir rotaya sokulmasında da belirleyici oldu.

Muhalifler cephesinde durum böyleyken, rejim cephesinde de buna benzer tablolar ortaya çıkmadı değil. Elbette, muhaliflere göre daha derli topluydular, zira varmak istedikleri sonuç hayatiydi: Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın rejimi korumak ve muhalif hareketi sonlandırmak... Ne DAEŞ ne ABD’nin PKK/PYD’ye verdiği destek, hiçbiri bu nihai hedeften sapmalarına neden olmadı; aksine her ikisi de ana amaçlarına varmak için birer aparat olarak kullanıldı. Bu yüzden bugün Esad ve destekçileri kazanırken, muhalifler ve destekleyenleri kaybeden durumundalar. Ama yine de dışarıdan kor ateşte dövülmüş demir gibi perçinlenmiş zannedilen Şam rejimi, İran ve Rusya ittifakının da içinde garip şeyler oldu. Sahada her şeyiyle Esad için savaştığı düşünülen İran destekli grupların, ellerinde tuttukları ve rejim askerlerinin girmesini yasakladığı bölgeleri gördük örneğin. Her ülkeye karşı Şam’ı savunan Rusya’nın, söz konusu İsrail olduğunda, İsrail Şam’a ya da Hizbullah pozisyonlarına saldırdığında, oralı bile olmadığını, Suriye’ye konuşlandırılan S-400’lerin bu saldırılara karşı hiç çalıştırılmadığına şahit olduk. Öte yandan rejimin, Rusya’yı ikna etmek istediği ama edemediği konularda sahte bayrak operasyonları düzenlediğini de birkaç defa fark ettik. Gördüklerimiz, göremediklerimizin çok çok azıydı elbette; bu nedenle Suriye’deki savaşta hiçbir bilgiden yüzde yüz emin olamamayı öğrendik.

Suriye rejiminin İdlib’in güneyinden ilerleyişini sürdürerek çatışmasızlık anlaşmasını ihlali sırasında, gündem bir anda Rusya’nın Suriye’deki Tartus ve Hmeymim askeri üslerine yapılan saldırılara odaklandı. Ankara’nın İran ve Rusya’ya, rejimi durdurmaları için yaptığı çağrıyı, Moskova’nın “Üslerime saldırıldı,” iddiası bastırdı anlayacağınız. Rus medyasının Hmeymim’e yapılan havan saldırısında iki Rus askerinin öldüğü, 10’dan fazla askerin yaralandığı ve en az 7 savaş uçağının kullanılamaz hale geldiği yönündeki haberleri Rusya Savunma Bakanlığı tarafından doğrulanmadı. Ancak daha sonra Hmeymim ve Tartus’a İHA saldırısı düzenlendiği Rus yetkililerce açıklandı; hatta Çarşamba günü saldırıda kullanıldığı iddia edilen İHA’ların görüntüleri de medyayla paylaşıldı.

Rus medyası 4 Ocak’ta haberleştirdiği 31 Aralık’ta yapıldığı söylenen havan saldırısının arkasında Ahrar eş-Şam grubunun olabileceğini iddia etmişti. Ancak yine Rus sosyal medya kaynaklarına göre, bu saldırıyı Özgür Alevi Hareketi adlı bir grup üstlenmişti. Türk medyasına da haber ilk olarak bu şekilde yansıdı. Adı sanı pek duyulmamış olan, kimdir nedir pek bilinmeyen bu grubun varlığından 1,5 yıl kadar önce de Beşar Esad’ın eşi Esma Esad’ın bir korumasının öldürülmesi olayında bahsedilmişti. Böyle bir grup gerçekten var mıdır bilinmez, ama söz konusu Suriye olduğu için kesin olarak yoktur da denilemez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasında bu hafta gerçekleşen telefon görüşmesinden medyaya aktarılan Putin’in sözleri ise Rusya Savunma Bakanlığı’nın duyurduğu 5 Ocak tarihli İHA saldırılarıyla ilgiliydi; iddia edilen saldırının failleri ile ilgili gündem de bambaşka bir yere kaydı. Putin şöyle demişti Erdoğan’a: “Düzenlenen saldırıların arkasındakileri biliyoruz. Bu saldırıların arkasında Türk devleti ve ordusu yok.” Açıkçası bunu söylemesine de gerek yoktu Putin’in. Ama bu garip ifadeden ziyade, medya Putin’in “saldırının arkasında ABD ve Ukrayna’nın olduğunu” ima ettiği iddialarının üzerine yoğunlaştı. Peki ama Putin, saldırıyı kimin yaptığını biliyorsa niye adını vermedi?

Özetlersek, İdlib’e yönelen rejim güçleri Nusra bahanesiyle ilerleyişini sürdürüyor. Derken Rus Kommersant gazetesi 4 Ocak tarihinde, 31 Aralık gecesi Hmeymim üssüne havan saldırısı olduğunu yazıyor. Rus Savunma Bakanlığı ise 5 Ocak gecesi Hmeymim ve Tartus üslerine İHA saldırısı olduğunu açıklıyor. Ve bunların hepsi, 9 Ocak’ta Ankara’nın “Rusya ve İran, rejimin çatışmasızlık ihlallerini durdursun,” çağrısından sonra büyük bir gündeme dönüşüyor. Bu gariplik sorgulanınca da, Rus Kızılyıldız gazetesi, Rus Genelkurmay Başkanı’nın Hulusi Akar ve Hakan Fidan’a 6 Ocak’ta uyarı mektubu yazdığını iddia ediyor. Rejim güçlerinin şiddetlenen saldırıları sonrası evlerini terk eden aileler Türkiye sınırına yönelirken, Afrin meselesi sıcaklığını korurken, şimdi herkes durdu, hangi Rus üssüne, hangi tarihte, kim, neyle ve kimin desteğiyle saldırdı, bunu çözmeye çalışıyor.

Suriye’deki garipliklere alışkın olanlar için dahi garip bir durum... Peki, bu işin arkasındaki sır perdesi çözülecek mi? İddia edilen saldırının kim tarafından yapıldığı ortaya çıkacak mı? Yine Suriye’deki sır yumaklarına alışkın olanların hızlıca tahmin yürütebileceklerin dillendireceği şekilde biz cevap verelim: Muhtmelen hayır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.