|
Büyük Felaket

1096-1099 yılları arasında gerçekleşen tarihteki ilk Haçlı Seferi'nin uluslararası ilişkiler ve siyasi tarih açısında önemi oldukça büyüktür. Dolayısıyla birçok araştırmacı bu konu hakkında yüzlerce kitap yazmıştır. Bunlardan belki de en kayda değeri Amin Maoluf'un yazdığı “Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri" adlı kitabıdır. Bu kitapta, Ortadoğu'ya ilişkin anlatılan pek çok dramatik hikaye bugün yine aynı şekilde yaşanıyor.



Haçlıların 1098'de Suriye'nin Maarra kentinde vahşeti anlatmak kolay değildir yazar için. O da bunu dolaylı bir anlatımla Hristiyan bir tarihçi ve Müslüman bir ozanın cümleleriyle aydınlatmak ister. Haçlıların saldırılarından sonra ortaya çıkan tabloyu, Maarralı bir ozan şöyle anlatır:

“Burası yabani hayvanların kol gezdiği bir çayırlık mı yoksa benim evim mi, doğduğum yer mi, bilmiyorum."

Bu yorumdan daha vahimini ise Fransız bir tarihçi ise şöyle nakleder:

“Maarra'da bizimkiler yetişkin dinsizleri kazanlarda kaynatıyor, çocukları ise şişe geçiriyor ve kızartıp yiyorlardı."


Maarra'daki katliamdan çok değil, yaklaşık 850 yıl sonra bu kez yıkımın adresi yine Ortadoğu olur. Fakat bu kez yer Suriye'nin Maarra kenti değil Filistin'in Deir Yassin köyüdür. Ayrıca katliamın failleri bu kez Hristiyanlar değil Yahudiler, mağdurları ve kurbanları ise yine Müslümanlardır. Hristiyanlar bu kez gözlemci pozisyondadırlar. Müslümanlara ilişkin olumsuz her olayda olduğu gibi…



Deir Yassin köyünün ahalisi her şeyin olağan akışında olduğu bir günde olacaklardan habersiz bir şekilde evlerine çekilmişti. Kimi uyuyor, kimi ibadet ediyor, kimi de gecenin karanlığına bakıp ufku seyrediyordu.



“Köyü terk edin…"



“Köyü terk edin…"



Hoparlörlerden gelen bu kararlı anons, Filistinlilerin yaşadığı ne ilk ne de son trajedi olacaktı. Stern ve Irgun adlı Siyonist gruplar, 9 Nisan gecesi Kudüs yakınlarındaki Deir Yassin köyüne saldırdı. Önce evler ateşe verildi. Sonra ateşin ve dumanın yoğun etkisinden dolayı evden çıkanlar kurşuna dizildi. Çığlıkların sonsuzluğa karıştığı bu gecede kadınların kulakları kesilmiş, hamile kadınların üzerlerine mermi yağdırılmıştı. Hatta onların karnındaki cansız bedenler bıçaklarla dışarı çıkarılmıştı. Bilanço oldukça korkunçtu. 254 kişi katledilerek kuyulara atılmıştı. Kalanlar ise sonsuz acılar gark edilmişti. Çünkü onların imtihanı bitmemişti. Hayatta olan kadınlar ve kız çocuklar çırılçıplak soyundurulup Yahudi yerleşim bölgelerinde teşhir edilmişti.



O korkunç gecenin ertesinde kanlı baskının hemen ardından bu bölgeye giden Kızılhaç gözlemcisi, 11'inci yüzyılda Fransız tarihçiyle aynı duyguları paylaşıyordu. Manzara her yönüyle korkunçtu.



Deir Yassin köyünde yaşanan katliam, fısıltılar yoluyla Filistin'in dört bir yanına ulaştı. Filistinliler için korkunç günler başlamıştı. Hiç kimse rahat değildi. Zira ölümün nereden ve nasıl geleceğini kestiremiyorlardı. Sonuçta İsraillerin yarattığı terör dalgasının temelde iki amacı vardı: Oluşturulması planlanan İsrail devletinin

Filistinlilerden arındırılması ve Filistinlilere korku salınmasıydı. Nitekim amaçlarına ulaştılar. 1948-1952 yılları arasında gerek korkudan gerekse de büyük yıkımdan dolayı 750 bin Filistinli ülkelerinin zeytin ağaçlarına son bir kez baktılar ve bir daha ülkelerine dönemediler.



Deir Yassin köyü bu süreçte boşaltılan 400 civarı köyden sadece biriydi ama içlerindeki en sembolik olanıydı. Zira daha sonra İsrail Başbakanı olan Menachem Begin bu durumu şöyle izah ediyordu: “Eğer Deir Yassin zaferi olmasaydı, İsrail Devleti de olmazdı."



Deir Yassin katliamı, İsrail devletinin kuruluşuna giden sürecin en önemli kilometre taşıydı. Nitekim bu katliamdan yaklaşık bir ay sonra 14 Mayıs 1948 İsrail devlet kuruldu. Filistinliler bugünü Nekbe yani Büyük Felaket olarak tanımladı. Günümüzde ise Ortadoğu'da yaşanan pek çok sorunun kaynağı olan bu tarih, İsrailliler için büyük bir coşku nedeni olurken Filistinliler için ise tarihin en büyük felaket günü olmaya devam ediyor.

#Nekbe
#Büyük Felaket
#Filistin
#İsrail
7 yıl önce
Büyük Felaket
Ziyankârın cezasını ikram ile kesmek...
Çanlar Biden için çalıyor
Ankara-Şam diyaloğu başlamadan bitecek mi?
Köpekleri değil yaşam tarzlarını savunuyorlar
Nedir bu hallerimiz, hangi ara böyle olduk…