Yazarlar Bu yazı bir gün lazım olabilir

Bu yazı bir gün lazım olabilir

Murat Zelan
Murat Zelan İnternet Yazarı

Geçenlerde Ekvator’daydım. Ekvator çizgisinin geçtiği Latin Amerika ülkesinde. Peru, Kolombiya ve Brezilya gibi, bir amazon ülkesi. Önemli ölçüde petrol rezervine sahip. Ancak, para birimi olarak bildiğimiz Amerikan doları, yani “USD” kullanılıyor.

Ekvator’da şu aralar en çok tartışılan siyasi konuların başında, başkanın görev süresi geliyor.

Yakın zamana kadar, ülkede başkanlar sadece bir dönem seçilebiliyordu, bir önceki devlet başkanı Rafael Correa, bir dönem seçilme hakkını, öncülük ettiği referandumla süresiz seçilmeye dönüştürdü. Ancak, referandumun hemen öncesinde halka, ilk seçimlerde aday olmayacağına dair bir söz vermişti; olmadı da… Yerine bu yıl içinde gerçekleştirilen seçimlerde Lenin Moreno geldi.

Lenin Moreno’nun önceki Devlet Başkanı Rafael Correa tarafından uygulamaya konan ve 'Yurttaş Devrimi' olarak bilinen bir dizi ekonomik ve sosyal reformları sürdürmesi bekleniyor. Keza, Lenin Moreno, 2007-2013 yılları arasında yerine geldiği Correa'nın yardımcısıydı zaten. 1998'de uğradığı silahlı saldırıdan bu yana tekerlekli sandalye kullanan Moreno, iktidardaki sosyalist partinin adayı olarak seçime girdi ve oyların yüzde 51’ini kazandı.

Ancak vaktiyle yardımcılığını üstlendiği eski başkan Correa ile Moreno arasında bir konuda görüş ayrılığı var.

Moreno, önceki başkan Correa’nın referandumla getirdiği “süresiz seçilebilme” hakkını, yine bir referandumla iptal etmek istiyor. 2018 Şubat’ında ülkede bu amaçla bir referandum gerçekleştirilecek. Sonuç ne olur, kestirmek zor.

Ancak, bu güncel siyasi tartışmadan daha çok, Ekvator’da uygulanan başkanlık sistemi ilgimi çekiyor. Keza, Ekvator’daki başkanlık siteminin daha doğrusu başkanlık gerçekleştirilen seçim sisteminin başkanlıkla yönetilen birçok ülkeden temel bir farkı var.

O da şu:

Ekvator’da yüzde 50 ile değil; yüzde 40 ile bile başkan seçilebilmek mümkün. Şöyle ki; eğer başkanlık için yarışan adaylardan biri, ilk turda geçerli oyların yüzde 40’ını almış ve en yakın rakibine yüzde 10 puandan fazla bir fark atmışsa, ikinci tura gerek kalmadan yüzde 40 veya üzeri oy alan aday doğrudan başkan seçilmiş oluyor. Yani, ikinci sırada gelen adayın ikinci turda yarışabilmesi için ya birinci sıradaki adayı yüzde 40’ın altında tutması, ya da en azından aralarındaki oy farkını yüzde 9,9’a indirmesi gerekiyor.

Bana göre, bu sistemin gözettiği iki ana unsur var; ilki; birinci ve ikinci parti arasında yüzde 10 ve daha fazlası gibi bariz bir fark varken, ikinci tur seçime giderek ülkenin kaynaklarının israf edilmesinin önüne geçebilmek.

İkinci ve daha önemli ilke ise şu: Yüzde 40 oy oranına ulaşmış ve toplumun gövdesini, ana arterini oluşturan bir partinin, yüzde 3’lük, 5’lik, 9’luk partilerin yüzde 20 veya 30’lar civarındaki bir partiyle, salt iktidarı yıkmak bahanesiyle kuracakları bir ittifakın önüne geçebilmek… Yani ortak bir gelecek, ortak bir proje, ortak bir projeksiyon yerine salt toplumun ana gövdesini ya da ana yolunu saf dışı bırakmak üzerine kurulu bir siyasi oluşumu önlemek… Özetle, “marjinaller ittifakına” fırsat vermemek…

Ekvator, bu sistemi uygulama konusunda yalnız değil. Aynı sistem, oranlardaki küçük farklarla Arjantin’de de uygulanıyor. (Not: Arjantin’de Başkan art arda iki kere seçilebilir. En az bir dönem ara verdikten sonra tekrar seçilmesi de mümkün. Ekvator ile benzerlik, ikinci tur seçime gerek olup olmasını belirleyecek oy oranlarında…)

Şöyle ki:

Arjantin’de devlet başkanlığı seçimleri mevcut başkanın görev süresinin bitimine iki ay kala yapılıyor. Seçim sonucunda en çok oy alan aday yüzde 40’ın altında oy alırsa en çok oy alan iki aday ikinci turda yarışıyor. Fakat en çok oy alan aday yüzde 40 oy almışsa ve ikinci sıradakiyle arasında 10 puan fark varsa ikinci tur seçime gidilmiyor. Öndeki aday yüzde 45 oy alırsa doğrudan başkan seçilmiş oluyor.

Peki, Ekvator ve Arjantin’de uygulanmakta olan bu sistemin bizim için anlamı ne…

Hepimizin bildiği gibi, bu yıl 16 Nisan’da bir referandum gerçekleşti ve Türkiye, adına Cumhurbaşkanlığı sistemi (ki, biz adına ne dersek diyelim, bütün dünyada bunun adı başkanlık sistemidir) dediğimiz bir sisteme geçti. Bu sisteme geçişteki temel motivasyonlardan biri, hiç kuşkusuz, yıllarca koalisyonlar ile yönetilen Türkiye’nin siyasi istikrara kavuşması ve güçlü iktidarların işbaşına gelmesiydi. Özetle, koalisyonlar devrinin sona erdirilmesi, parçalı yapıların, gelecek ve istikrar vaat etmeyen, görev sürelerini kayıkçı kavgalarıyla geçiren siyasi ittifakların ortadan kaldırılmasıydı.

Oysa son zamanlarda iç siyasette en çok gündeme taşınan konulardan biri, 2019 yılında gerçekleştirilecek olan seçimlerde yapılması muhtemel ittifaklar. Türkiye’deki bu güncel siyasi tartışmalar, koalisyon dönemlerinden kalma eski günlerin habercisi gibi duruyor. Bir yanda CHP, HDP ve şu aralar hemen herkesin FETÖ ile iltisaklı olduğunu peşinen kabul ettiği parti; diğer yanda bilhassa MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği ve AK Parti ile ittifakı öngören cephe… Bahçeli bunun adına da “Cumhur İttifakı” demişti.

Adı hoş duruyor, ancak, her şeye rağmen ittifak ittifaktır ve bence bu tür senaryolar 16 Nisan’da gerçekleştirilen referandumun ruhuna, motivasyonuna, hedefine terstir. Bir gün, başkanlık sistemini revize etmeyi tartışacağımız günler gelirse, sanırım Ekvator ve Arjantin’de uygulanan seçim sistemini tartışmak zorunda kalacağız. Bu nedenle, bu yazıyı bir kenara not edin, günün birinde lazım olabilir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.