Yazarlar Fidan

Fidan

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Fidan yetiştirmek, bebek büyütmeye benzer.

İğne ile kuyu kazmak gibidir.

Bebektir ağlar, niçin ağladığını bilemezsin. Ağzı var dili yok derdini diyemez. Gazı mı var, bir yeri mi ağrıyor, acıktı mı? Bunlar hep deneme-yanılma ile anlaşılır, tecrübe burada çok işe yarar. Anaların, ninelerin nasihatleri genç annelere çözüm olur.

Gece kaldırır seni, terlemiştir, ya fanila değiştirirsin, ya sırtına bez koyarsın. Acaba ateşlendi mi diye endişelenirsin. Eğer ateş varsa, kusma falan telaşlanırsınız, gecenin bir vakti doktor doktor dolaşırsınız.

Bir gün değil, beş gün değil bu bakım bu ihtimam yıllarca sürer. Giyiminden yemesine, yatmasına kadar hep sizin ilginize muhtaçtır.

Büyür okula gider, okul bitirir, işe girer, evlenir çocuk sahibi olur yine sizin omuzunuzda gezer. Analık-babalık böyle bir şeydir. Çocuklar da büyüyüp çocuk sahibi olduklarında ana-babalığın ne menem birşey olduğunu anlarlar.

Lise ve üniversite yıllarında tatillerde devletin ağaçlandırma birimlerinde çalıştım.

Çok fidan diktik. Erozyonu azaltmak için hendekler kazdık, küçük dereleri ıslah yolunda akıntıyı kesmek için duvarlar ördük.

Eğer o ilde bu ağaç işine bakan dairenin âmiri mesleğini seviyor, tabiatla içli-dışlı ise, hele ki fidanlara bebek gibi bakıyorsa, o fidanlar şanslıdır. Umulur ki o amir o şehirde uzun süre hizmet eder, fidanlar kök tutar, boy atar. Yok adamın tayini çıkıp gidince fidanlar yetim kalır. Yerine gelen âmir ağaçları, suları, çiçekleri değil de; kulüpte briç oynamayı, okey taşı saymayı seviyorsa bu yetimlik çekilmez olur. Fidanlar yetersiz beslenmeden, susuzluk ve bakımsızlıktan daha yaprak açmaya fırsat bulamadan kurur.

Yurdumuzun büyük bölümü kara iklimi altındadır. Yazın sıcak, kışın soğuk. Pek çok bölge dağlarında, tepelerinde ağaç yoktur. Çıplak tepeler. Bozkır da otsuz, ağaçsız uzayıp gider. Buraları ağaçlandırmak emek ister, devamlılık ister.

Fidanı dikseniz de, bebek gibi eliniz sürekli üzerinde olacak.

Kar, yağmur, fırtına toprağı sıyırıp götürür. Güneş yakar, kar yağar, don olur, toprak bir dondu mu baharda ancak çözülür. Susuzluk büyük derttir. İcabında o kel tepelere araçla su taşımak gerekir. Gübre şarttır. Koruma da lazımdır; keçiden, domuzdan öteki otçul hayvanlardan.

Fidancık biraz canlanıp boy atınca, rüzgâr, fırtına onu sallamaya başlar, kökünü oynatır. Onu bir sağlam sopa ile desteklemelisiniz.

Velhasıl fidan yetiştirmek de çocuk gibi seneler alır. Ben bu yolda çok dikilip kuruyan ağaçlandırma alanları gördüm.

Bazı şehirlerin girişindeki tepelerde bazı tabelalar görürsünüz. Falan devlet dairesi ormanı, falan lise ormanı, falan âmirin adını taşıyan orman vb.

Orman yok olmuş, yani fidanlar kurumuş, tabela hatıra kalmıştır. Çok melodramatik bir şey ama tabelalarda “Hatıra Ormanı” ibaresi yer alır. Âmir bir heves personeli harekete geçirerek fidanları bulmuş, kanallar kazdırmış, dikime bizzat katılmıştır. Adını taşıyan tabela oraya çakıldığında gözleri yaşarır. Belki her bahar oraya pikniğe giderler.

Tâ ki âmirin tayini çıkıp gidinceye kadar. Daha önce söyledik yetim kalan fidanlar kurur, tabela öylece durur.

Türkiye’de binlerce vakıf var. Bunların büyük kısmı biraraya gelse, fidan dikim mevsiminin bir ayını “Ağaç Bayramı” (Belki böyle bir bayram vardır. Bilmiyorum. Gönül ister ki “Sevgililer Günü” kadar ilgi uyandırsın) ilan etse. Devlet ricali, bölgenin mülkî âmirleri, öğrenciler, askerler, halk iştirak etse davul-zurna ile bir şölen verilse ve bir ay süre ile fidan dikimine devam edilse. Bir ayda kaç milyon fidan dikilir?

Şunu anlatmak istiyorum: Fidan dikmekle iş bitmiyor. Asıl önemlisi onu büyütmek, kendine yeter hâle getirmek.

Yani bir sevda, bir tutku, bir ideal. Diktiği ağaçların yıllar sonra genç bir orman olduğunu gören kişinin gözleri yaşarmaz mı? Şu gökkubbenin altından ne diye geçip gidiyoruz? Geride ne bırakıyoruz?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.