Yazarlar Tayyip Erdoğan"ın gerçek dönüşü

Tayyip Erdoğan"ın gerçek dönüşü

Mustafa Karaalioğlu
Mustafa Karaalioğlu Gazete Yazarı

Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi yani Ak Parti''nin kuruluş toplantısında yaptığı konuşmadan sonra Bilkent Otel''deki odasında Tayyip Erdoğan''la birlikteydim. Sohbete başlamak üzereyken televizyonda haberler başladı ve izlediğimiz kanalda birinci haber, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek''in bu partiye "kesinlikle" katılmayacağını açıklamasıydı. Erdoğan, yüzünden olumlu ya da olumsuz tek bir tepkinin izi olmadan haberi izledi, hiçbir şey söylemedi. Sadece, Gökçek''in kurucu sayısını 154 olarak telaffuz etmesi üzerine, "Milletvekilleriyle bile o kadar etmiyoruz, Melih bu 154 rakamını nasıl buldu!" diye mırıldandı, o kadar.

Bu tavırdan şu anlaşılıyordu: Erdoğan için, partinin kuruluş işlemlerinin tamamlanması gerçekten çok önemliydi ve artık siyasi kariyerinde yeni bir dönem başlatmış bulunuyordu. Türkiye''nin kaderini değiştirmeye talip bir hareketin lideri olarak, kitlelerin yıllardır kendisini yakıştırdığı parti liderliğine ulaşmanın rahatlığı ve gururunu taşıyordu. Bu yüzden olacak, yeni partinin ismi ve amblemi üzerindeki tartışmalardan, kurucu listesinin daha zengin olabileceğine kadar birçok eleştiriye kulak kabartıyordu ama bunlardan daha çok omuzlarına binen yükün sorumluluğunu önemsiyordu.

Kabul etmek gerekir ki kamuoyunda oluşan beklenti Ak Parti''yi, diğer bütün değerlerinden çok Tayyip Erdoğan''ın ismi ile anılan ve bu isimle güç kazanan bir haraketin adı haline getirmiştir. Erdoğan''ın tevazusu bile kamuoyundaki bu kanaati değiştirmeye yetmemektedir. Buna karşılık, partiyi kurumsallaştırmadaki başarısı da dünkü konuşmasında belirttiği, "Bu parti bir ilkler ve ilkeler partisi olmaya adaydır" sözünü ne ölçüde gerçekleştirdiğiyle ölçülecektir. Erdoğan''ın bir görevi de dün belirttiği gibi; kendilerine "neyiniz yeni" diyenleri "üzmek", yani artık partileşen "yenilikçi hareket"in yeniliklerini topluma gösterebilmektir.

Kuruluş toplantısında, bazen duygusal bazen de ülkenin içinde bulunduğu dramatik tabloya ilişkin tesbitlerle dolu içerikli bir konuşma yapan Erdoğan, aylardır kendisine koro halinde yönelen "değiştin mi, değişmedin mi?" sorusunu incelikli bir dille ve bana kalırsa tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde cevapladı: "Bu sayfa, hayatımızdaki diğer bütün sayfaların toplamı ve bütün bu sayfaların bir sonucudur." Ve sanırım, bu ince cevabın dikkatten kaçma ihtimalini düşünerek de ekledi: "Hatasıyla sevabıyla bu bizim hayatımızdır... Ayrıca, kimse bizi yönlendirmeye kalkmasın. Neyi, ne zaman deklare edeceğimizi bilecek kadar profesyoneliz.."

Tayyip Erdoğan, doğal olarak bundan sonra basının önünde daha fazla olacak ve bu anlamsız "değişme polemiği" de giderek buharlaşacaktır.

Erdoğan kendisine artık daha fazla güveniyor çünkü, haraketin adı konmuş ve rotası çizilmiştir. Bu rotanın ana eksenine halkın kendisine olan sevgisi ve güvenini oturtacağına şüphe yoktur. Nitekim bunun işaretini de açıkça vermiştir. "Yurt gezilerinde halka, ''Başlattığımız yürüyüşü engellemeye çalışanlar var. Onlara ne diyeceksiniz'' diye sordum. Onlar da bana ''Türkiye biziz'' cevabını verdiler" derken, toplumla arasındaki yazısız sözleşmeyi de alenileştiriyordu. Erdoğan''ın bu sözlerinin anlamı, "Eğer siz Türkiye''yi sahiplenirseniz ben de sizin için bu yükü omuzlarım"dan başka birşey değildi.

Gerçekten de Erdoğan, parçalanan ve itibar kaybeden siyasetin ağır yükünü omuzlamaya hazır görünüyor.

Anayasa Mahkemesi''nin bir ay önce verdiği karar Erdoğan''a kapıyı aralamış ve dönüş hazırlığına start vermişti. Şimdi ise, Ak Parti ile Erdoğan üç yıldır haksız yere uzak tutulduğu siyasete gerçekten dönmüş bulunuyor.

Kısacası, "Anadolu''dan yükselen çığlık artık Ankara''ya düşüyor."

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.