Yazarlar Ne amiriz, ne memur

Ne amiriz, ne memur

Mustafa Özel
Mustafa Özel Gazete Yazarı

İş hayatı ve bürokraside herkes hem amir, hem memurdur. Amir, emir veren, buyuran demektir. Memur ise, emir alan, görevlendirilen. Genel Müdür, şirkette çalışan herkesin amiri; fakat Yönetim Kurulu'nun memurudur. Departman Müdürü, departmandaki tüm personelin amiri; fakat Genel Müdürün memurudur. Yönetim Kurulu, Genel Müdürün üzerinde olduğu halde; Departman Müdürünün amiri değildir. Üstüdür, ama amiri değildir. Onun amiri Genel Müdürdür. Genel Müdür, bazı yetkilerini departman müdürlerine (veya bazen onların üzerinde yer alan Genel Müdür Yardımcılarına) devredebilir; fakat sorumluluk yine onda kalır.

YETKİ DEVREDİLİR, SORUMLULUK DEVREDİLMEZ!
Her kademede amir olunabilir. Bant Şefi, bantta çalışan bütün elemanların amiridir. Genel Müdürden Bant Şefine kadar, her kademedeki amirlerin başarılı olabilmeleri için minimum 12 şart vardır:

  • Planla. Bir hafta, bir ay, üç ay veya bir yıl gibi her planlama dönemi için neyin, kim tarafından, ne zamana değin, hangi maliyetle yapılması gerektiğini belirle.
  • Paylaş. İş, sorumluluk ve yetkiyi paylaş ki, emrinde çalışanlar kabiliyetlerini maksimum kullanabilsinler.
  • Talimat ver. Memurlarına aksatmadan günlük görevler ver ki, yapılmasını istediğin şeyleri, yapılmalarını arzu ettiğin zamanda, yapılmalarını arzu ettiğin biçimde yapsınlar.
  • İşbirliği yap. Memurlarının birey ve grup olarak istekli ve etkin çalışmalarına yardımcı ol. Emir verip köşene çekilme.
  • Sorun çözücü ol. Günlük sorunlar için, memurlarınla beraber çözüm geliştir ve bunları uygulat.
  • Adam al. Şirketteki fonksiyonunla alakalı konumların her birine vasıflı bir kişinin getirilmesini sağla. Amirlerini bunu yapmaya zorla.
  • Eğit. Birey ve grupları, işlerini nasıl daha iyi yapacakları ve verimliliklerini nasıl arttıracakları hususunda kesintisiz eğit.
  • Motive et. Hem kısa hem uzun vadede, memurlarının somut ve soyut kişisel ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı ol, onları havaya sok.
  • Danış. Memurlarınla nasıl daha iyi iş yapabilecekleri, kişisel sorunları nasıl daha iyi çözebilecekleri veya nasıl daha tutkulu olabilecekleri hususunda birebir görüş.
  • Geliştir. Kaliteyi sağlamak ve üretkenliği arttırmak için daha iyi yöntem ve prosedürler geliştir.
  • Baskıdan yılma. Duygusal stres veya bastırıcı talepler karşısında pes etme; amir olarak üzerine düşeni anla ve yap.
  • Kontrol et. Amaçlarına ulaşmak için, ilerlemeyi ölç ve gerektiğinde düzeltici eyleme geç.

    Bu 12 aşamada kademe kademe her amir 0-100 arası bir başarı derecesi elde edebilir.
    Dikkatlerimizi tepedeki %10 ile tabandaki %10'a odaklandırıp, en iyilerle en kötüleri ayırabildiğimiz zaman, yüksek performans yolunda ilk ciddi adımı atmış oluruz.
    Hedefimiz, +10'dakilerin özelliklerini benimsemek, -10'dakilerin kusurlarından ve anlayış bozukluklarından uzak durmak olmalıdır.
    KALİTE HASTASI KEMAL
    Pantoloncu Kemal gerçek bir kalite hastasıdır. (Görüyorsunuz, dilimiz bozuldu. Kalite ustalarına, usta değil hasta diyoruz artık!) "Pantolonlarımı giyen insanlar mutlu olmalı" diyor. Bunun için de gecesini gündüzüne takıp çalışıyor. Fakat aynı zamanda, bu kadar koşuşturmanın kendini huzursuz ettiğini söylemekten de geri durmuyor. Benden derdine ilaç istedi, tam "kelin merhemi olsa başına sürer" diyecekken, Direkler Arası'ndan aşağıdaki mesaj geldi. Kemal'e ve bütün kalite hastalarına sunuyorum:
    Günlerden bir gün, halkı tarafından çok sevilen bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar, birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece iki tanesinden hoşlanır. Resimlerden birinde sükûnetli bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslemektedir. Resme kim baksa, onun mükemmel bir resim olduğunu söylemekten kendini alamamaktadır. Diğer resimde de dağlar vardır. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor, şimşekler çakıyor. Dağın eteklerindeyse köpüklü bir şelale çağıldıyor. Kısaca, resim hiç te huzurlu gözükmüyor. Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında, kayalıklardaki çatlaktan çıkan minnacık bir çalılık görüyor. Çalılığın üstünde, anne bir kuşun örttüğü küçük bir kuş yuvası gözüküyor. Kulakları sağır eden bir gürültüyle akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kurmakla meşguldür. Harika bir huzur ve sükûn örneği.
    Ödülü ikinci resim kazanıyor. Kralın açıklaması şöyle: Huzur, hiçbir gürültü veya sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile, kalbimizin sükûn bulmasıdır.

    Kâmil'in Köşesinden Motivasyon mesajları
  • Karşılığını veremeyecek birine bir iyilik yapmadıkça, mükemmel bir gün yaşamış sayılmazsınız. John Wooden
  • Başarı merdiveni istirahat etmek için değil, o merdivende tırmanan birinin bir ayağını, öteki ayağından daha yükseğe çıkarmasına imkân verecek kadar tutması için yapıldı. Thomas Huxley
  • Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime "Vazgeçme!" dedim. Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa. Muhammed Ali
  • İyimserler ve karamsarlar arasında tercih yapmamız gerekmez. Onlara ihtiyacımız var. Meselâ; iyimserler uçağı icat ettiler, karamsarlar paraşütü...
  • Hayat oyununda seyirci koltuklarında oturmaya heves etme, sahneye çıkmaya çalış. Hayat bir oyuna benzer, uzunluğu değil iyi oynanıp oynanmadığı önemlidir. Seneca
  • Zorluklar, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. Henry Ford
  • Rüzgârın nasıl estiği fark etmez. Farkı yaratan, yelkenlerinizi nasıl açtığınızdır. Vera Peiffer
  • Olumsuz düşünen kişi, çiğ bir yumurtayı bütün halde kabuğuyla yutmuş bir adama benzer. Yumurtanın kırılacağı korkusuyla hareket edemez, civciv çıkacağı korkusuyla da hareketsiz duramaz.
    RUS ATASÖZÜ
    "Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüzbirinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir." Jacob Rils

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.