Yazarlar Türkiyenin oyu kime gitti Trumpa mı Sorosa mı?

Türkiye’nin oyu kime gitti: Trump’a mı Soros’a mı?

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel İnternet Yazarı

ABD ara dönem seçimlerini Trump adına referandum olarak değerlendirmek, Kongre sandalyelerinin teknik detayları, illa konuşmanın bir yerinden ‘Topal Ördek’ geçirmek, anketler üzerinde gezinmek, iktidar ama muktedir olmayan Washington lideri açısından bu sandığın ikinci döneme ilişkin işaretler vereceğini söylemek…

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Nedret Ersanel : Türkiye’nin oyu kime gitti: Trump’a mı Soros’a mı?
Haber Merkezi 05 Kasım 2018, Pazartesi Yeni Şafak
Türkiye’nin oyu kime gitti: Trump’a mı Soros’a mı? yazısının sesli anlatımı ve tüm Nedret Ersanel yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Klişe ama hepsine eyvallah...

Amerikan seçimleri eğlencelidir ve sonuçları küresel etki üreteceği, özellikle bizim gibi ABD ile bir şekilde, sıklıkla birden çok şekilde muhatap olan ülkeler için önemlidir...

Başkanlığı boyunca genel olarak gergin, bu seçimlerden ancak 10 gün öncesi ‘ilişkilerde yakınlaşma’ işaretleri veren ‘süper güç’ patronunun bundan sonrası için oyunu nasıl kuracağını kestirebilmenin bir yolu da elbette “ne kadar oy aldığı” ile ilgili...

Ama seçim sonucunu oylar kullanılmadan biliyor olsak dahi; Türkiye ile Ortadoğu’ya etkisi ‘demokrasinin’ takdir ettiği kadar olmayacak...

DONALD AMCA-SAM AMCA’YA KARŞI!

Trump’ın genellikle ‘kafasına esmiş’ gibi gözüken kararlarını “ergen davranışı” olarak görme eğilimi, ‘dışarıdan bakanları’ çoktan yanılttı ama hala bayat okumalardan vazgeçme niyetinde değiller. Sebebi, kendilerine daha güvenli gelecek “izahı” bulamamaları...

Örnekle anlatalım/verelim...

Beyaz Saray kısa süre önce, ‘Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekileceğini açıkladı. Haliyle II. Dünya Savaşı ertesinde kurulmuş nizamın payandalarından birine daha baltayı vurmuş oldu. İş o hale geldi ki; Rusya, ‘Küba’da askeri üs kurabileceğini’ duyurarak, Soğuk Savaş’ın en sembolik olaylarından ‘Küba Füze Krizi’ne (1962) gönderme yaptı. Nükleer felaketin eşiğinden dönüldüğünü hatırlattı!

Trump’ın üst üste aldığı kimi ikili/çoklu anlaşmadan çekilme kararlarından biri olarak, ‘tipik’ kategorisinde analiz edildi bu cayma. Oysa daha önce Trump, “kullanılabilir mini nükleer silahları” ‘muhataplarına’ müjdelemişti!

Amerikan seçimleri ile ilgisi iki yönlüdür; Trump bu hamleyle, koltuğa oturduğu ilk günden kendisini yarım bırakan “müesses nizam”ın özellikle askeri, askeri sanayi cephesine, “oyuncaklarınızı elinizden almıyorum, üstelik kullanabileceğiniz daha iyilerini veriyorum” derken, seçmen kitlesine de, “bu anlaşma yeni silahlar yapıp satmamızı engelliyordu. Artık yeni işleriniz ve paranız olacak” mesajını verdi...

Bu vaadlerin kamuoyu, en azından Cumhuriyetçi ve Trump eğilimli seçmen tarafından anlaşıldığını biliyoruz. Ama-bu satırlar yazılırken-satın alınıp alınmadığını daha bilmiyoruz.

ORİJİNAL PLANI HATIRLAMAK...

Washington gerçeklerine toslamadan evvel Başkan Trump’ın hızla kurmak istediği, özellikle süper güç dengeleri üzerinden yürüyen bir “master planı” vardı...

Bu ana aksiyon planı; siyasetteki rakipleri, Bill-Hillary Clinton-Obama liderliklerinin, “Pasifik Yüzyılı”nın temel kabulü olan, bir şekilde Çin’le yüzleşileceği gerçeği üzerinden örülmüştü. 2011 tarihli ve Hillary Clinton imzalı makaleyle dünyaya duyurulan bu Demokrat politika, Obama Tokyo’da kendini, “Pasifik Başkanı” olarak tanımladığından, yani en az 2009’dan beri uygulanmak isteniyordu.

Bu politikanın vereceği tavizler ve alacağı ödünler her ne ise, Trump yönetimine akıl/destek verenler tarafından yeterli bulunmadı, ‘ulusal güvenlik’ açısından ‘izlenecek yöntem’ tehlikeli görüldü.

Alternatif yaklaşım; Çin’i teslim almanın, ABD hegemonyasının uzantısı haline getirmenin yolu olarak Rusya manivelasının kullanılmasıydı...

Böylece bir tür ABD-Rus ittifakı kurulması yoklanmaya başlandı...

İşte, Trump-Rusya ilişkilerinin bir azil sürecine gidebilecek kadar yükseltilmesi adımları da böyle atıldı. Çünkü Amerikan müesses nizamının bir tarafı da, ‘Pasifik Başkan’lığı üzerine menfaat kurmuştu. Üstelik bu taraf, sadece ülke içinde Hollywood ve medya gibi ayaklara değil, Avrupa (Almanya-NATO), Ortadoğu (Otele hapsedilen prensler) ve Pasifik’te güçlü ortaklara sahipti...

TRUMP’LA KAZANIP TRUMP’LA KAYBEDECEK ÜLKELER…

Ankara, Amerika ile ilişkilerdeki sarsıntının sadece bu yönetimle ilgili olmadığını, yapısal olduğunu biliyor. Bu nedenle Trump’ın seçim karnesinin en çok değerlendirileceği ülkelerden biri Türkiye olacak.

Amerikan devlet sistematiği içinde Türkiye’ye haksızlık yapıldığını düşünenler var. Kaşıkçı vakasından sonra iki ülke arasındaki yakınlaşmaya da memnunlar. Ama bu onların yüzü suyu hürmetine fedakârlık yapılacağı anlamına gelmiyor.

Tersine, Ankara daha çok ‘diğer gruba’ odaklanmalı. Örneğin Amerika’da kimi sinagoglara yönelik saldırılar ile seri biçimde Trump muhalifi siyasilere ve kamuoyu önderlerine gönderilen patlayıcı düzenekli “mektupların” seçim hedefi iyi anlaşılmalı.

Büyük bir kitlenin Amerika’ya doğru yürüyüşe geçmesi, ordu birliklerinin sınıra getirilmesi, yaşanacak bir kazanın ABD içindeki göçmenler/akrabalar üzerindeki etkisi, bunun bizzat Başkan tarafından, ‘Soros tezgâhı’ olarak okunması-ki gönderilen ilk bomba teçhizatlı kargonun adresi Soros’tu-Ankara’nın seçim sonrasını iyi hesaplamasını gerektiriyor.

Bizim için Rusya veya ABD’nin tek başına önemi yok. Yeni dönem böyle ve bir türlü anlayamayanlarla yavaşlıyoruz. İkisi birlikte olmalı. Beraber değil ama bizimle...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.