Yazarlar Kırk bin güzel adam

Kırk bin güzel adam

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Merhum Rasim Özdenören,Yedi Güzel Adam mottosunun Cahit Zarifoğlu’nun şiirinden hareketle kullanıldığını, ancak bunun sayısal bir sabitliğe ve belli birkaç isme işaret etmediğini muhtelif söyleşilerinde belirtmiş, hatta Hz. Ömer’in (ra) 40. Müslüman sayılmasının da yine sayısal bir tespit olmadığını, bilakis Mekkeli müşriklerin zulmünden bunalan ilk Müslümanların, Hz. Ömer gibi cesaretli, şecaatli ve adaletli Müslüman olmasıyla ilk kez çokluk duygusunu yaşadıklarını ve mezkûr sayının da duygunun ifadesi olduğunu belirtmiştir.

Rasim Bey’in ahirete yolcu edildiği gün, Tvnet’in merasim alanından yaptığı canlı yayında, Mehmet Önder’in konuğu olan Bedri Gencer, onun bu konudaki sorusunu cemaat kelimesiyle karşılayarak, çok daha özel ve çok daha makul bir ıstılâhî zemine oturttu.

Yedi Güzel Adam, aynı adla yapılan dizi filmin reklamı için kullanılan bir mottoydu.

Onu böyle kullananlar da mazurdu çünkü, Kur’anî bir kıssa olması itibariyle bizim bilgimize dahil olan ama halk arasında kadim zamanlardan beri bir efsane olarak anlatıldığını bildiğimiz Yedi Uyurlar’a (Ashab-ı Kehf’e) kadar inen bir mitleştirmenin farklı bir formla yeniden tekrarlanması insan algı ve anlayışı gereğince zorunluydu.

Sanırım ilgili kişilerce bu zorunluluğun seviyesi iyi ayarlanamadı ve iki yanı da keskin bir bıçak hükmündeki o motto, şimdi Mavera dergisinin edebi ve sosyal değerini, tırnak içinde İslamcılık terimiyle çerçevelenmiş bir dizi başarı ve başarısızlık hikayesini konuşmayı önleyen bir çığlığa evrildi. Halk söze bakmaz çığlığa koşar hükmünce, önce merhum Rasim Bey’in yukarıda ilettiğimiz değerlendirmesi o çığlığa feda edildi.

Benim şahsen bu hususu önemsememin nedeni ise, Mavera’dan yetişmiş biri olmamdan değil, bilakis Sırât-ı Müstakîm / Sebîlürreşâd ile başlayıp, İstiklal’i Büyük Doğu’yu, Diriliş’i, Mavera’yı, Kayıtlar’ı, İtibar’ı, Cins’i, Muhit’i ve daha birçok dergiyi de içine çekerek bugünlere ulaşan bir cemaat yayıncılığının, kendi ilk ve belki de iyi niyetli çerçevesini de kırarak bir reklam mottosuna feda edilmesi ve dolayısıyla dergilerin mutfağında yer almak suretiyle işin ağır yüklerini omuzlayan, yazmadıkları halde bu kervanın yürüyüşüne dâhil olan yüzlerce Müslümanın halis gayretine, azmine, idealine, dava sevdasına karşı haksızlık yapılması ihtimalidir.

Mavera’yı konu olarak seçtiğimize göre örneklerimizi de onun üzerinden verelim.

Nedim Ahmet Özalp ağabeyimin, İtibar dergisinin Ocak 2016, 52. sayısında yayımlanan, Zafer Çarşısı’nda Bir Darü’l Eman: Akabe Kitabevi başlıklı uzunca bir hatıra metnine davet edeyim sizleri (Bkz. www.dunyabizim.com).

Özalp’in kendisi başta gelmek üzere, Mavera dergisinin yayımına katılan, aynı zamanda dergi için muhtemel sermaye katkısı gözetilerek açılan Akabe Kitabevi’nin işetilebilmesi için emeklerini ve zamanlarını harcayanlardan hangisi Yedi Güzel Adam’dan biri değildir?

Hüsnü Çakmak, Fatih Yurdakul mu, Recep Yumuk mu, Ersin Nazif Gürdoğan mı, İsmet Özel mi, Mehmet Ragıp Karcı mı, seksenli yıllarda dergiyi yönetecek olan Yusuf Yazar mı?...

Allah aşkına bunlardan hangisi Yedi Güzel Adam’dan biri değildir.

Mimarlık tarihçileri yapının cüssesi ile ilgili olmayan ama strüktürü ve estetiği bakımından onda aranan ilk şey olarak oran’ı, küçük olanın büyük olanda tekrarlanması diğer bir söyleyişle en küçük parçanın bütünü ile benzeşmesi şeklinde tanımlarlar.

Benim kastettiğimiz cemaat da böyle bir cemaattir. Küçük binlerce parçadan oluşur ve her bir parça, kendi özgünlüğünden, biricikliğinden (hatta bu bahiste eleştiri hakkından) vaz geçmeksizin benzediği ve ancak onda / onunla var olabileceği o bütüne yani cemaate katılır.

Orada Müslümanca umutlar, gayretler, hizmetler merkezinde, yayım-dergicilik faaliyeti olarak adlandırdığımız tek bir çivi vardır ve o çiviye vuran yüzlerce çekiç…

Bu oluşta yazarların ön-plana çıkması işin tabiatındadır ancak bu diğerlerinin hakkını gasp etmek, emeklerinin üstüne oturmak değildir. Bilakis yazar dergisini, dergi de yazarını büyütür ve bu süreçte yer alan herkes de bundan bir pay alır.

Mavera’nın dizi filmi yapıldı ama hikayesi henüz anlatılmadı. Merhum Rasim ve Erdem beylerin söyleşilerinde dağınık bahisler halinde duran o hikayedeki kavuklu bakışı olarak niteleyeceğimiz ilgili malzemelerin, Pişekar bakışıyla eleştirisi de henüz yapılmadı.

Bu bağlamda sizleri kardeşim Selçuk Türkyılmaz’ın dünkü Yeni Şafak’ta yer alan, Rasim Özdenören ve okurları başlıklı eleştirel ama son derece de müeddep yazısını tekrar okumaya davet ederek noktalayayım bu yazımı.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.