Yazarlar Tarihte Müslümanlar tarihi vesilesiyle bir terimin sorgulanması

“Tarihte Müslümanlar” tarihi vesilesiyle bir terimin sorgulanması

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Önceki yazımda, İrfan Aycan’ın riyaset ve denetiminde, 184 akademisyenin metinlerinden oluşan Tarihte Müslümanlar adlı 8 ciltlik çalışmanın bilgisini iletirken, “...Tıpkı İhsan Süreyya Sırma Hocamızın kendi eserine Müslümanların Tarihi adını vermesindeki gibi, konu edindiğimiz esere verilen Tarihte Müslümanlar adı da sorunlu sayılmaya meyyaldir.” diyerek, “...Genellemeler içinde düşünüp, fakat ayrıntılar içinde yaşadığımıza göre, İslam tarihi şeklindeki genel tanıma itibar etmeksizin, daha özel isimlerle sunulan aynı tarihin, salt bu nedenle yaşantımıza tekabül eden ayrıntıya daha çok denk düşeceğini düşünmemizde peşin bir haklılık söz konusu olmasa gerektir.” şeklinde kesinlik içermeyen bir beyanda bulunmuştum.

Bundan kaynaklı olarak Mustafa Fayda Hocam nezaket gösterip aradılar ve asıl İslam tarihi teriminin sorunlu olduğunu, bu tanımın Müslümanların bidayetinde olmadığını, ilk defa ez-Zebîdî tarafından kullanılması bakımından muahhar devre ait olduğunu ileterek, günümüzdeki kullanımının ise daha uygun bir tanımın bulunmayışından kaynaklandığını belirttiler.

Mustafa Fayda Hocama, uyarı kipindeki bu açıklaması için şükranlarımı arz ediyorum.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde ilim ve terbiye hususunda büyük emeği geçmiş bulunan ve hâlen bu minvaldeki fiilî yardımlarını, desteklerini esirgemeyen Mustafa Fayda Hocamızın, Müslümanların tarihiyle ilgili kıymetli eserlerinin yanı sıra, TDV İslâm Ansiklopedisi’nde, İslâm Tarihi ve Medeniyeti, Coğrafya, Fıkıh, Hadis, Türk Tarihi ve Medeniyeti konularında 119 maddeye de imzasını attığı ve Tarihte Müslümanlar adlı çalışmayı gerçekleştiren hocalarımıza hocalık yaptığı malumdur. Dolayısıyla iletme nezaketinde bulundukları bilginin ayrıntılı bir anlatımını ve mezkur sorunlu terimin sorgulanmasını da –Rabbimizin izni ve nasibiyle- kendilerinden beklemeliyiz.

Bugün bana düşense, konumuz esasında, zikrettiğimiz terimle sorunlulukta müşterek olan İslam Sanatı’nı, tanım ve tasnif zorunluluğuyla kullandığımızı, bizzat bu köşedeki kimi yazılarımda ve sözlü olarak muhtelif topluluklarda beyan etmiş olmanın rahatlığıyla, Mustafa Fayda Hocamızın işaret ettiği hususa dair kimi –çokları tarafından bilinen- kimi kayıtları pekiştirmekten ibaret olacaktır.

Bu manada, İmam Muhammed b. Cerîr et-Taberî’nin (v. 310/923), meşhur tarihi Târîhu’l-ümem ve’l-mülûk’ünü (ki, ismi Târîhu’r-rusül ve’l-mülûk; Târîhu’r-rusül ve’l-enbiyâ ve’l-mülûk ve’l-hulefâ; Ahbârü’r-rusül ve’l-mülûk; Târîu’-aberî olarak da maruftur) yazdığı devirden, yaklaşık beş asır sonra gelen İbn Haldûn’un (v. 808/1406) da, bizlerin sadece mukaddimesini okuyabildiğimiz tarihine Kitâbü’l-İber ve dîvânü’l-mübtede ve’l-haber fî eyyâmi’l-Arab ve’l-Acem ve’l-Berber ve men-âsarahüm min-evi’s-sulâni’l-ekber adını vererek, İslam Tarihi demeye tenezzül etmediğini özellikle vurgulamalıyız.

Bunun sebepleri üzerinde fazlaca zihin yormamıza gerek yoktur, zira tarihi Peygamber Efendimiz’le birlikte başlayan (ve din olarak kökü vahiyle Hanifliğe bağlanan) İslam içinde, Peygamber Efendimiz’in yaşadıkları devir bile kendi mübarek adlarına mahsus tarih kaydıyla tesmiye edilmez. Onun tarihinin adı, kısaca Siyer’dir.

Daha yakın zamandan bir örnek vermemiz gerekirse, Cevdet Paşa’nın (v. 1895), daha çok Tarih-i Cevdet olarak bildiğimiz tarihinin adı da Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ’dır ki, bu isimlendirmeyle ilmi geleneğin haysiyetine uygunluk –son zamanlara kadar- gözetilmiş olmalıdır.

Söz konusu geleneğin oluşma zamanlarına ve ilgili isimlerine dair kayıtlar için Muhammed b. İshâk en-Nedîm’in (v. 385/995?) el-Fihrist’ine başvurmamız yeterlidir. Hazret, bu eserinin, Tarihçiler, Nesepçiler, Olaylardan Bahsedenler ve Edebiyatçıların Haberleri hakkındaki Üçüncü Makalesini ayrıntılı bir biçimde buna tahsis etmiştir.

Peki ne oldu da, bizler, bidayetinde milletlerin ve hakimlerin hayatına mahsus olan tarih terimini babamızdan bir mirasmışçasına yükleniverdik?

Bunun cevabı da basittir. İslam Sanatı gibi sorunlu bir terimi, sanki hiç sorunlu değilmiş gibi dilimize dolamamıza neden olan şey, aynıyla buna da neden olmuştur: Dilinizi kaybetmeye görünüz, dininizi ve onun içinde şekillenen ilimlerinizi, tanımlarınızı, ıstılahlarınızı... da kaybetmeye başlarsınız.

Bunu unutmamamız gerektiğini belirterek, İrfan Aycan ve kıymetli çalışma arkadaşlarına hazırladıkları eser nedeniyle bir kez daha teşekkür etmeliyim.

Zira eser, önemli tartışmaları da açabiliyorsa eserdir!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.