Yazarlar Yeni evlerin ilk hatırası, yanarak tükenmiş hatıralar olacak

Yeni evlerin ilk hatırası, yanarak tükenmiş hatıralar olacak

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bizim Erol Üstündağ’ın, “Kimse evi eski diye ‘Keşke yansaydı’ demez. Siz o duvara asılan biberin, soğanın kıymetini, duvarlara vurulan sıvanın değerini bilemezsiniz. O aidiyettir...” şeklinde, sosyal medyadan ilettiği itirazı gördüğümde, ancak bir yeniyetmenin gösterebileceği tepkiyle “evet” diye seslendim, martıların seherin ilk ışıklarıyla şenlendirdikleri evlerin çatılarına doğru...

Üç hafta önce Milas’taydım. Günümüzde Milas’ın bir mahallesi olan Beçin’de, 14. yüzyılda Menteşeoğulları tarafından inşa edilmiş külliyenin bulunduğu eski Milas’ı görmek için gittiğimde, önce metruk bir evle karşılaşmıştım. İnşallah yanmamıştır diye umut ettiğim bu ev, son yangınlarda yanan evlerin tipik bir örneğiydi.

Evin son sahibesi olan kadın, bakıma muhtaç hale geldiğinden, ilgili devlet kurumunun karar ve vesayetiyle, bir kaç ay önce Milas’a götürülmüş.

İğreti bir duvarla çevrelenmiş avlusunda bir tandır, odunluk ve tuvalet yer alıyordu. Doğu yönündeki tek penceresi ise, ancak Fas şehirlerinde görebileceğimiz şekilde –akrebin geliş yönüne göre- mavi renkli bir boyayla boyanmıştı.

Soğan, sarımsak asmak; biber, bamya vs. kurutmak için avluya bakan duvarına çakılmış çiviler yerli yerinde duruyordu. Evin köpeği de daha birkaç gün öncesine kadar oradaymış. Aç kaldığından, koyunlarını eski Milas’ta otlatan çobanlardan birinin peşine takılıp gitmiş de olabilirmiş.

Yardım maksadıyla son sahibesi olan kadını buradan çıkartan ilgili kurum, gerçekte onu hatıralarından kopardığı için, evin meçhul ve muhtemel hikayesi, yaylanın derin sessizliğinde gökyüzüne asılı kalmış gibiydi; ev, zamana karşı direnişiyle, kendi hikayesini tekrar yere indirebilmek, hayata katabilmek için hayal, haber ve rivayet ehlini beliyordu sanki.

Bu manada her ev, ev olmaktan çok daha fazlasıdır. Genel planda tarihtir, bir özgeçmişler toplamıdır. Özel planda dantel duvaklı Yörük gelinleriyle yeşeren bir soy ağacıdır; toprağı önce topuklarıyla ıslah eden çocukların neşesidir; yaşama nöbeti devralınmış birinin tabutla yolcu edilmesidir; cepheye çağrılmış bir askerin telaşıdır; seferde sır olmuş erlere yakılan ağıttır; yıkılan hayallerle devam eden hayat arasında tutunulacak yegâne daldır; gece ile gündüzü, ataletle gayreti, hüzün ile sevinci, arzu ile sevgiyi... kendinde birleştiren bir berzahtır:

“Evlerinin içi ayna döşeli

Ayna hâtıra gözler ve sevmek

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli

Bir köşe gidince bin köşe yeniden gelecek

Ayna hâtıra gözler ve sevmek

Evlerinin içi kabartma bahar

Köşelerinde keklik gibi bakıp duran saksılar

Halıları öpe öpe nakış yapar nakış gibi ayaklar

Siz söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar

Köşelerde keklik gibi bakıp duran saksılar

Evlerinin içi yeni güllerden

Görülmemiş güneşleri görülmemiş gözlerine getiren

Sağ köşedeki entari sol köşedeki şapka

Beni katil suların ortasına bıraka

Katil sular güneşi gözlerinden götüren

Evlerinin içi gurur döşeli

Benim aşkım bin bir köşeli ah bin bir köşeli”

(Sezai Karakoç, Gündoğmadan, Köşe 2)

Yukarıda da söylediğimiz gibi, her ev ev olmaktan çok daha fazlası olunca, Üstündağ’ın mezkur itirazı, AK Partili bir belediye başkanının, son yangında evleri yananları teselli etmek için sarf ettiği şu sözlere olmalıydı:

“Evleri kullanılamaz hale gelen vatandaşlarımız için TOKİ tarafından 20 yıl ödemeli, istedikleri şekilde evler yapılacak. Evi eski olan vatandaşlar, ‘keşke bizim de evimiz yansaydı’ diyecekler.”

Yangın nedeniyle hayatları altüst olan ve gelecek telaşına düşen insanları, doğru bir bilgiyle teselli ve ikna etmek cümlesinden, ilk bakışta isabetliymiş gibi görünüyor bu sözler. Ama zamanı ve zemini itibariyle tartışmasız olarak yanlıştır. Tıpkı, yanan elbisesini söndürme telaşına düşmüş birine, markalı yeni takım elbise vaadinde bulunmak gibidir. Can derdine düşmüş olana, mal garantisi sağlamak, ilk hatırası acıya bitişecek olanın, eski eviyle birlikte yanan hatırlarından ve aidiyetini yitirmesinden sevinç duymak gibi...

Çay dağıtmak da buna benzer bir yanlıştı. Başkan Erdoğan’dan, ilgili bakanlardan, son işçiye kadar yüzlerce serdengeçtinin yangını söndürmek için ortaya koydukları o müstesna, o destansı çaba, bu iki yanlışın gölgesinde bırakılmamalıydı; bunlarla pusuda bekleyen hainlere, klavye düşkünü müfsitlere, CHP ile İP’in yalancı ve müfteri sözcülerine fırsat verilmemeliydi.

Yangın mağdurlarının, yangını söndürmek için halis bir niyetle ve büyük bir azimle çalışanların hislerine, kayıplarına karşı lütfen hürmet gösterelim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.