Yazarlar Dünden Bugüne Kültür Dergiciliği

“Dünden Bugüne Kültür Dergiciliği”

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Boğaziçi Üniversitesi'nin Kuzey Kampüsü'ndeki “Dünden Bugüne Kültür Dergiciliği” adlı etkinlik bugün bitiyor.
Sahibi: Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü (BİSAK).
Geçtiğimiz salı günü benim, “Türkiye'de İslami Dergiciliğinin Serüveni” başlıklı konuşmamla başlayan etkinlik, bugün Nihayet dergisinden Nazife Şişman'ın saat 17:00'de İbrahim Bodur Oditoryumu'nda gerçekleşecek konuşmasıyla tamamlanacak.
Boğaziçi'nin farklı fakültelerinde ve bölümlerinde okuyan gençler BİSAK'ın çatısı altında, daha önce de kulübün üyelerine yönelik konferans, seminer tarzında kimi faaliyetler gerçekleştirmişler. Şimdiki ise dışa yani Boğaziçi'ndeki tüm öğrencilere açık olarak düzenlenen ilk faaliyetleri.
Bununla, dergilere karşı ilgi uyandırmayı ve katılımcılara dergi kültürünü aşılamayı hedeflemişler; aynı zamanda fikri ve edebi akımların mutfağı olan ve yine bu akımların nesilden nesle aktarımında büyük rol oynayan dergiciliğin önemine dikkat çekmeyi düşünmüşler.
Bu maksatla Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü'nde arşivlerine, koleksiyonlarına ulaştıkları eski dergilerle, yeni dergilerden bir sergi açmakla kalmamışlar, Albayrak Medya Grubu'ndan Cins ve Nihayet dergilerini çıkaran elemanların da katılımıyla, dergi mutfaklarının havasını oraya taşımışlar.
Dergi dendiğinde Cemil Meriç'in efradını cami ağyarını mani olan şu sözleri hatırlanıverir hemen: “… Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar.”
“Dergi” kelimesinin kendisi bile bir fikir çatışmasının ürünü. “Der” kökünden türetilmiş. Der, derlemek, devşirmek toplamak demek.
Cemiyet kelimesi “dernek”le değiştirilince, “mecmua” kelimesine de bohçasını toplayıp, dil evinden ayrılmak düşmüş. Çünkü zaman, kabile dilinin hakimiyet kurma zamanı.
Dergi kelimesi çabuk tutunmuş. Neticede uydurulmuş bir kelime olmaktan çok mecmuadan yapılmış bir çeviri gibi görünmüş çünkü.
Elbette mecmua kadar etkili bir çağrışım gücüne yaslanamamış dergi; mecuma ile aynı kökten gelen cemaat, camiyet, içtima… vb. kelimelerin oluşturdukları geniş bir aileye mensup değil, dolayısıyla aileden çok bir ferdi işaret etmiş.
Salı günü bunları söyleyerek başlayan konuşmamda, Eşref Edip'in, Ebu'l Ulâ Mardin ve Mehmed Akif'le 14 Ağustos 1324 / 27 Ağustos 1909 tarihinde yayımlamaya başladıkları Sırât-ı müstakîm (182. sayıdan itibaren: Sebilü'r-reşâd) mecmuasını, bugün de emsalleri için “öz belirleyici” olarak işaretledikten sonra, Muhîtü'l-maârif, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Kayıtlar, Dergah ve Hece dergilerinden ana hatlarıyla söz ederek, silsileyi İtibar'la tamamladım.
Gençlere, bizim kuşağımızın dergi çıkarmaktan çok daha fazla dergiyi çıkarmayı konuşmayı sevdiğini de söyledim.
Dergi çıkarmayı konuşmak büyük bir eylem planını konuşmak gibi gelirdi bize. Bir dizi kültür projesinin, varoluş çabasının nüvesi gibiydi dergi çıkarmayı konuşmak. Dolayısıyla bu sayede hem mevcut kültür, sanat ortamını doğru değerlendirmeyi öğrenmiş, elimizdeki malzemenin bir envanterini çıkarmış olurduk. İmkanlarımız ve imkansızlıklarımız böylece ortaya dökülür, yeni yürüyüşümüzün istikametini bunlara göre belirler, değiştirir, yeniden kurgulardık.
Bu bağlamda şu anıyı hiç unutmam:
Mavera'nın kapanmasından sonra Ankara'daki yazar-çizerler olarak Dral Dede'nin düdüğü gibi ortada kalınca, uzun toplantılardan, tartışmalardan sonra Ramazan Dikmen ve Ahmet Şirin'le birlikte Kayıtlar dergisini çıkarmaya karar verdik.
Benimki dahil bu üç ismin kavga etmekten iş yapmaya zaman bulamayacağını bilenler iyi bilir. Nitekim sonuç da böyle oldu ve biz üçümüz hem sözünü dinleyebileceğimiz nihai kişi hem de isabetli bir hakem olması bakımından Hasan Aycın'ın kapısını çaldık. Hasan Abi bizi sabırla dinledi ve kendisi de müdahili olarak işi doğru bir mecraya oturttu.
Söz bitince, garip bir sessizliğe büründük. Merhum Ramazan, koridoru arşınlıyor, oturuyor, tekrar kalkıyor... Bir tür huzursuzluğun pençesinde çırpınıyor kısaca. Hasan Abi dayanamayıp Ramazan'a “Yine ne var?” diye sorunca, Ramazan sıkıntılı bir ses tonuyla şu cevabı veriyor: “Tamam, dergiyi konuşmaya artık gerek yok, o çıkacak. İyi de biz dergiyi konuşmayacağımıza göre, bundan sonra neyi konuşacağız.”
Dedim ya, dergi demek bizim için bir dizi kültür projesini konuşmak, bir varoluş çabasını dile getirmekti.
Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü'nü kuran ve zikrettiğim etkinliği gerçekleştiren gençlerin gözlerinde de ben bunları gördüm. Bir dergi çıkarıp çıkarmayacaklarını sormadım, ama, onların büyük bir kültür projesinin eşiğinde oturduklarını fark ettim.
Onları kutluyor ve başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.