Yazarlar Farklı bir Kesik Baş Hikayesi

Farklı bir Kesik Baş Hikayesi

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

“Râviyân-ı ahbâr ve nâkilân-ı âsâr” yoluyla hikayemizin önemli temalarından biri olarak, mevlidlere de eklenip dilden dile, metinden metine bize aktarıla gelen Kesik Baş Hikayeleri’nden (destanlarından) asıl maksat, Hz. Peygamber’in faziletleriyle, Hz. Ali’nin kahramanlıklarını öğrenmek ve yeni nesillere öğretmektir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Farklı bir Kesik Baş Hikayesi
Haber Merkezi 11 Haziran 2019, Salı Yeni Şafak
Farklı bir Kesik Baş Hikayesi yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Olayları benzer bir biçimde gelişen söz konusu hikayelerde, sadece başını değil karısını, çocuklarını ve dünyalığını zalim bir deve kaptırmış bir mazlum, Hz. Peygamber’e gelerek yardım ister.

Mazluma yardımı şeriatında kaçınılması, ertelenmesi, ihmali mümkün olmayan bir emir haline getiren ve uygulanmasında tüm müminlere bizzat önderlik eden Hz. Peygamber, yanındaki Hz. Ali’yi görevlendirir. Hemen Düldül’üne atlayıp, mağribin ya da maşrıkın çok uzak bir noktasına sefer eden Hz. Ali, zalim devi bulup Zülfikâr’ıyla öldürür ve Kesik Baş’ı başına, ailesine, dünyalığına yeniden kavuşturur.

Gönlüm isterdi ki, şimdi size Endülüs esaslı olarak nakledeceğim bir Kesik Baş Hikayesi de zikrettiğim türden olsun. Gerçekliği yürek yakmasın, muhayyelat içinde hakikatin değerini, Peygamberimize muhabbetin önemini, Hz. Ali’nin cesaretini ve kahramanlığını teyid etsin. Nakledeceğim hikaye, sonucu itibariyle bunları teyid ediyor etmesine ama, alışılmışın dışında, farklı bir yönden teyid ediyor.

Şöyle ki:

Endülüs’ün iki fatihinden biri olan Musa b. Nusayr, İberya’nın neredeyse tamamını fethettikten sonra, halifenin zorlamasıyla Şam’a dönerken, oğlu Abdülaziz’i İberya İslam mülkünün başında, “halifenin valisi” olarak bırakıyor.

Abdülaziz, babasının başarıları nedeniyle değil, kendi başarıları nedeniyle bu görevi hak ediyor. Önemli şehirlerin fethinde babasıyla birlikte İslam ordusuna komuta eden, Pireneleri’in arkasına yapılan seferlerde bizzat kılıç kuşanarak savaş meydanına çıkan Abdülaziz, yeni topraklardaki yeni toplumsal şartların gereğince oluşturulması için de büyük bir çaba harcıyor.

Bu yolda gözettiği kültürel olgulardan biri, evlilik. Müslümanların yerli kadınlarla evlenmelerini sağlayarak, onların yeni topraklarda tutunmalarına sebep olmak, evlilik yoluyla oluşan akrabalıklarla yerli halkla ünsiyetlerini pekiştirmek istiyor. Sünnete (geleneğe) uygunluğu bakımından Nebevi olan bu uygulamayı bizzat izleyen Abdülaziz, fetih savaşlarından birinde ölen Vizigot Kralı Roderik’in dul karısı Egilona ile evleniyor.

Şam’a dönüşünden sonra, İber fatihi Musa b. Nusayr’ı, emrine ittat etmediği gerekçesiyle cezalandırarak yıldızını söndüren Emeviye’nin yeni halifesi Süleyman, onun olası bir destek temin etmesine karşı, İberya’daki elinin kırılmasını, yani Musa’nın oğlu Vali Abdülaziz’in katlini emrediyor.

Bizim, önceki yazılarımızda tarihî kayıtların kuruluğunda unutturulan sıcak hikayeler olarak zikrettiğimiz durum, bu olayda çok somut olarak tahakkuk ediyor. Zira, Süleyman’ın mezkur emri verdiğine dair bir delil yok. “Zalimin zulmünde delil olmaz” hükmünce, Müslüman muhayyilesi, ilgili tüm boşlukları doldurarak, elde ettiği hikayeyi geleceğe naklediyor.

Bu nakil önemlidir çünkü, Vali Abdülaziz’in Emeviye tarafından katledilmesi, ondan 776 yıl sonra sonra vuku bulacak olan düşüşün (Gırnata Sultanlığı’nın 1492’de yıkılışının) habercisi gibidir; diğer bir ifadeyle bu acı son aslında, İber İslamı’nın sonunun başlangıcını işaret etmektedir.

Arap kabileleriyle, Berberilerin ve yerli halkın asabiyetlerini, menfaatleri bakımından bir dengede tutmaya çalışan Vali Abdülaziz, yeni devletin yönetim merkezi, saray vb. yönünden kurumlaşmasını sağlayacak yapıları inşa etmeye uğraşırken, kendi yardımcısının Halife Süleyman ile anlaşarak altını oymaya çalıştığından habersiz kalır.

Vali’nin karısı Eiglona’nın etkisi altına girdiğini hatta Hristiyanlaştığını, içeriden (saraydan) sağlam (muteber) bir bilgi olarak halk arasında yayan yardımcısı, Süleyman’ın suikastçileri için gerekli iş tutma ortamını böylece hazırlamış olur.

Süleyman’ın suikastçileri 716 yılı Şubat ayının bir cumasında, halka yaptırılan nümayiş esnasında, Vali Abdülaziz’i namazda iken katlederler.

“İktidar oyunudur, olur bunlar” deyip geçebiliriz ama konu burada kalmaz. Önceki yazımızda zikrettiğimiz şekliyle bir vicdansızlıkörneği olarak da akıllara şu nedenle kazınır:

Vali Abdülaziz’in katlinin akabinde Emevi Halifesi Süleyman, itibar ve aile kaygısına düşürdüğü Musa’yı sarayına çağırır.

Musa, Halife’nin huzuruna vardığında, Halife’nin korumaları bir torbayı açıp, evladı Abdülaziz’in kesik başını Musa’nın ayaklarına doğru yuvarlarlar.

Halife, Musa’ya sorar:

“-Sen bu başı tanıyor musun?”

Evladının kesik başına kısa bir süre bakan Musa, kendisine yakışan vakarla Halife’ye şu cevabı verir:

“-Evet, tanıyorum. Benim kendisini Allah ve Hz. Peygamber sevgisiyle yetiştirdiğim kişidir.”

Emeviye’nin İberya fatihine reva gördüğü bu zulüm, tam da onun kelimeleriyle, şu hakikatin teyididir:

“Allah’tan başka hiçbir şeyin baki olmadığı bu hayatta, onun bekasına yakışacak tek şey müminlerin ona ve Resülüne duyacakları sevgidir.”

Bizim tarihle ve ondaki insanî / imanî / kültürel boşlukları doluracak hikayelerle ilişkimiz de bundan ibaret değil midir?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.