Yazarlar Haccın sevk ve idaresi

Haccın sevk ve idaresi

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Bu yılın rakamı üzerinden söyleyecek olursak, üç milyon hacının Mekke’ye taşınması, otellere yerleştirilmesi, beslenme ve sağlık hizmetlerinin karşılanması, hac mahalline götürülüp getirilmesi, Kabetullah’a sürekli erişiminin sağlanması… çok çok büyük bir iştir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Haccın sevk ve idaresi
Haber Merkezi 16 Ağustos 2019, Cuma Yeni Şafak
Haccın sevk ve idaresi yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Üstelik söz konusu hareket ve hizmetler, ibadet esaslı olmaları bakımından eğitimi ve menasik merkezli irşadı da gerektirerek, turizm kelimesini fersah fersah aşan bir özelliğe sahiptir.

Bu hususlarda gerek organizatörler, gerekse organizasyona muhatap olanlar, optimal bir yeterliliğe erişmedikleri sürece büyük problemler ortaya çıkar ki, bunların hariçtekilerce doğru kavranması da imkansızdır.

Zira, her nefis rahatlığı talep eder ve asliyetinde zor bir ibadet olan hac konusunda dışarıdan okunacak radikal gazellerin, manevi güzellemelerin hiçbir karşılığı yoktur.

Diğer bir söyleyişle temizlenme, uyuma, dinlenme, haberleşme, tedavi görme, ulaşım… vb. temel hizmetler konusunda başı rahat olmayan, asgari ölçekte de olsa kendisini güvende hissetmeyen hacı adayını, velev ki konu hac da olsa manevi kazanımlardan söz ederek teselli etmek oldukça zordur.

Elbette, salt Kabetullah’a ve hac mahalline erişmiş olmayı Rabbinden bir nimet olarak gören müminler de vardır ve hep olacaktır. Ancak bunların sayısı yüzlü rakamları geçmez. Zira son tahlilde nefis sahibi insandan ve nefsini sahih istikamette tutmak için çaba göstermesi gereken Müslümandan söz ediyoruz.

Kraliyet’in Hac Bakanlığı, Hac Müessesesi ve Hac Mektepleri başta gelmek üzere, Diyanet’in ve diğer ülkelerde onun muadili hükmündeki kurumların (BİSE), TÜRSAB’ın ve özel tur şirketlerinin, bu hususların farkında olmadıklarını söylemek hakkaniyete uygun düşmez.

Bunların yukarıdan beri zikrede geldiğimiz hizmetlerin ifası konusunda gayret göstermenin ötesinde, hizmetlerin yıldan yıla daha da iyileştirilmesi konusunda ciddi manada zihin yordukları da yadsınamaz bir gerçektir.

Ne var ki, ilgili sorunların her yeni yılda kendilerini farklı boyutlarda, farklı yüzlerde artırarak yenilemeleri ve her hizmetin her sene artan yüklüce bir bedel karşılığında yapılması, masa başında düşünülenle, sahada vuku bulanların asla birbirleriyle örtüşmemeleri, haccın sevk ve idaresi meselesini sürekli dinamik / güncel tutmaktadır.

Örneğin, Arafat’ta, Meşari’l-Haram’da taharet ve abdest meselesinin, masa başında sayısal olarak çözülmesi, hacıların ilgili mahallerde oluşturdukları uzun kuyrukları ortadan kaldırmamaktadır.

Diğer bir örneği de sağlık konusunda verebiliriz. Hacı kartı taşıyan herkes, ikamet edeceği günler boyunca Kraliyet hastanelerinde tedavi imkanına kağıt üstünde sahip görünmekte, hatta TÜRSAB’ın da ifa ettiği hizmetler cümlesinden hasta hacılara tercüme hizmeti yaygın olarak sürdürülmektedir. Bu hizmette de hastalık potansiyeli masa başında planlanmaktadır. Ne var ki, daha ilk umresinde uyarılmadıkları için Tavaf’ta terleyen hacıların, dinlendirilmeksizin soğuk hava deposu hükmündeki Safa ile Merve’ye aniden yönlendirilmeleriyle, bir anda yüz bin kişilik nur topu gibi hasta ordusu üretilebilmektedir. Yüz bin kişinin bir anda hastanelere yapacağı hücumda hangi sorunların ortaya çıkacağı ise aşikardır. Aynı durum, özel hastanesinde, parmak ısırtacak bir mükemmellikte Türk hacılara (elbette ücretlerini peşinen almış olarak) hizmet sunan Diyanet için de geçerlidir.

Öte yandan, zikrettiğimiz ve zikredebileceğimiz diğer problemlerin başıboş kaldığını, denetimsiz bırakıldığını da sanmayalım. Zira, örneğin Türkiye Cumhuriyeti, hem Diyanet’in ve TÜRSAB’ın yetkili elemanlarıyla, hem de onlardan bağımsız olarak, kendi ilgili birimlerine erişen şikayetleri süratle değerlendiren hızlı ve işinde yetkin bir ekibi Mekke’de bulundurmaktadır. Bu uygulama sanıyorum diğer ülkeler için de geçerli olsa gerektir.

Fakat, son tahlilde esasları ve uygulaması (her daim ücreti karşılığında) Kraliyet tarafından gerçekleştirilen haccın sevk ve idaresinin, hacda taraf olan ülkelerin ilgili işlere aktif katılım oranları artırılmaksızın eksikliği giderilemez, problemleri çözülemez gibi görünmektedir.

Buna göre sorulması gereken asıl soru şudur: Arabistan dışından gelen hacıların, Kraliyet nezdinde statüsü nedir? Onlar hac turizminin aracı ve dolayısıyla para harcamaya gelmiş geçici konuklar mıdır, yoksa Allah’ın ve hatem Peygamber’in mülkü olan beldede onların misafirleri ve bu mukaddes hak üzerinden buranın sahipleri midir?

Kraliyet’in beldenin hakimi (muktediri) olarak, kendi suretini, gücünü gölgeleyecek ya da talileştirecek hiçbir teşebbüse göz yummayacağı ortadadır. Fakat sahiplik (ve sahiplenme düzeyi) İslami bir zihniyet içinde yeni zamana göre formüle edilerek hayata geçirilmediği takdirde, haccın sevk ve idaresini tartışmanın da bir karşılığı olmayacaktır.

Zira kimi neye göre misafir kabul ettiğiniz ve bunların sorunlarını hangi statüye göre çözeceğiniz, ona vereceğiniz değerle doğru orantılıdır.

İlginç olan bu hususun sadece Kraliyet merkezli olmaması, hacı gönderen ülkelerin kendi hacılarına bakışlarıyla da bizzat bitişik bulunmasıdır.

Bunu da hacca dair dört meselenin en nazik halkası olan haccın ekonomisinde konuşalım inşallah.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.