Yazarlarİran Eski soruların yeni kuluçkası

İran: Eski soruların yeni kuluçkası

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

İsim, şeye şeylik kazandırmak kastıyla onu lafzen işaretlemektir.

Terim, şeyin şeyliğine bir had belirlemek maksadıyla, onun lafızla yüklendiği (ismî) hakikati mana yönünden çerçeveleyerek tanımlamaktır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : İran: Eski soruların yeni kuluçkası
Haber Merkezi22 Aralık 2017, CumaYeni Şafak
İran: Eski soruların yeni kuluçkası yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


“Seyyid Şerif Cürcânî, ünlü eseri et-Tarîfât’ta ıstılahı ‘bir topluluğun herhangi bir şeyi bir isimle isimlendirmeden görüş birliğine varmaları’ diye tanımlar. Başka bir görüşe göre ıstılah veya terim, bir ilişki nedeniyle lafzın sözlük anlamından başka anlamda kullanılması veya bir grubun belirli bir mânâ karşılığında bir lafzın kullanımında görüş birliğine varmış olmalarıdır.” (Abdürrezzâk Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü, çev.: Ekrem Demirli, İz yay.; sunuş yazısı)

Yazıma bu tanımlarla başlamamın nedeni, İran’da ekonomik sorunlara bağlı olarak çıktığı veya devlet kurumları arasındaki iktidar çatışmaları nedeniyle bir kurum tarafından planlı olarak çıkartılıp, öngörülemez bir safhaya evrildiği ya da ABD, İsrail, İngiltere ve Suudi Arabistan’ın müdahalesiyle gerçekleştiği sanılan toplumsal kargaşanın dayandığı temel bir hususa dikkat çekebilmek içindir.

Bu öylesine bir temel husustur ki, isim-terim ilişkisi içinde, hasılası dünyada elde edilen, ancak kendisi hiçbir dünyevi olguya indirgenemeyen dinin (İslam’ın), modern kamusal alandaki uygulanma problemlerine bitişiktir.

Çünkü her şeyden önce, Modernizm’in ürettiği dünya görüşüne ve yaşayış tarzına bağlı isimlendirmeler ve tanımlar, dinin ürettiği dünya görüşünün ve yaşama tarzının isimlendirmeleri ve tanımlarıyla bir mütekabiliyet arz etmediği gibi, bilakis nazarî ve pratik düzeyde ciddi bir çelişkinin fenomenleri olarak öne çıkmaktadır.

Örneğin, hemen bir üst paragrafta kullandığım “kamusal alan” terimi, seküler olarak muteber, ancak dinî olarak irapta mahalli bulunmayan bir terim olduğu halde, din’e dair bir bahsin açılmasında kendisini bizzat dayatarak, düşünceye (seküler) bir karakter verebilmekte, dolayısıyla sıradan (kendiliğinden söylenmiş) bir terim olmanın ötesine geçivermektedir.

İran, Hz. Peygamber’in vefat ettiği tarihteki bir savaşla Müslüman’ların fethine açılmış bir yerdir. Emevi, Abbasi, Tahiri, Samani, Gazneli, Selçuklu, Harzemşahlı, Timurlu, Safevi, Afşarlı, Zandlı, Kaçarlı... adlarıyla birçok Müslüman sülale, kavim ve hanedan tarafından yönetilmiş; bunlar da yönetimlerini (devletlerini) İslam ile nitelemeye ihtiyaç duymamışlardır. Merhum İmam Humeyni’nin liderliğinde gerçekleştirilen 1979’daki devrimden sonra ise adı “İran İslam Cumhuriyeti” olarak belirlenmiştir.

İslam ve devlet kelimelerinin birlikte kullanılışı bir ahir zaman icadıdır. Daha açık bir söyleyişle modern devlet tanımın yerleşik hale geldiği zamanda, İslam devleti de bu dine özel bir mahiyet ve aidiyet belirtmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.

İslam devleti tanımının, yukarıda ilettiğimiz şekliyle her şeyden önce modern bir tanım olduğunun açıkça anlaşılması bu bahiste bize şimdilik yeterli gelmektedir.

İran İslam Devrimi’yle (devletiyle) İslam ümmetinin çelişkiye düştüğü ilk husus söz konusu adlandırmadan başlamıştır. Bunda bir konsensüs söz konusu değildir çünkü, İran daha devrimin başlangıcında, bin bir umutla İslam dünyasından kendilerine sığınan muhalif Müslümanlara vatandaşlık vermemek suretiyle resmi bir mesafe uyguladığı gibi, Şii olmayan unsurların devrim nedeniyle İran’a duyduğu muhabbeti de siyasi biat (Şiileşme) talebiyle sınamaya tabi tutmuştur.

İran İslam Devleti’yle ümmet arasındaki ikinci çelişme noktası ise, mevcut mülkiyet ve temellük ilişkisinin hiçbir zaman sorgulanmamış ve değiştirilmemiş olmasıdır. Oysa ki, bir devrim ancak bu ilişkileri sorguladığı ve onu kendisini doğuran zihniyete göre değiştirdiği zaman devrim adını hak edebilmektedir.

Bunlara göre evvelinde (ilk tanım ve ilk ricat açısından) sorunlu olan İran İslam Devleti, İslamofobik tedhişin (ve bunu da içine alan geniş çaplı ambargonun) muhataplarından biri olarak, kendi halkını ekonomik eşitsizliğin kıskacından kurtaramamıştır; hatta, Müslümanların iktidarının kendilerine her şeyi ganimet kılacağını sanan kimi mollaların gayri ahlaki davranışlarından dolayı da söz konusu eşitsizliği daha da derinleştirmiştir.

İran’ın mevcut durumunda dış müdahalelerin ve iktidar çekişmelerinin etkisi ne olursa olsun, sonuçta şu soru, bu vesileyle sadece İran’ın da değil artık İslam ümmetinin bir sorusu olarak kendisini pekiştirmektedir:

İslam, modern zamanda bir devlete ad olarak seçildiğinde, içi İslam’a göre doldurulabilir ve Suudi Arabistan’daki, İran’daki zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, toplumsal travmaya bitişik olumsuz uygulamaların da üstesinden gelinerek, İslamofobik bir malzeme olmaktan kurtarılabilir mi?

İran’daki olaylar bir şekilde biter ya da bitirilir. Önemli olan, onun kuluçkasında türeyen eski-yeni soruların hakkını verecek şekilde, modern zamanda Müslümanca düşünmenin ve eylemenin mümkün olup olmadığını test edebilmektir.