Yazarlar Kamyondan düşmüş karpuzlar

Kamyondan düşmüş karpuzlar

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Geçtiğimiz günlerde Taraf, -pardon o kapanmıştı- Karar gazetesinde yer alan özel röportajdaki toplu hatıra fotoğraflarına bakarken, zihnime kuruluveren şu imgeyi, onca gayretime rağmen yok etmekte başarılı olamadım:

Kamyondan düşmüş dört karpuz!

Bu imgeyi, kaynakları ve nedenleri konusunda başta kendim mutmain olmak için özel olarak uğraştıktan sonra zikretmeliydim ama, onu doğuran sebeplere ilişkin güçlü sezgilerime haksızlık etmek istemedim.

Elbette, konuşturulan kişi, eski bir cumhurbaşkanı olunca, bu kadarcık bir zikretmeyle de yetinmek durumundayım, zira, zatın kendisine değilse de, geçmişte temsil ettiği makama gösterilmesi gereken bir saygının sınırında durmak zorundayım.

Dolayısıyla mezkur imgeyi şimdilik paranteze alarak, konuşmanın yapısına ve mahiyetine bakalım:

Röportaj terimi özelinde konuşan, bir durumdan haber veren, konuşturan ise, verilecek haberi belirleyendir.

Bu manada mezkur röportaj, hakiki olmayan realitelerin, dörtlü bir ağız tarafından dile getirilmesinden ibarettir.

Çünkü, konuşan ve konuşturan yakın geçmişe ve şimdiye mahsus realitelerden söz etmektedir ancak bu realiteler, adını siyasi propaganda, yeni bir partinin PR çalışması, daha özel bir söyleyişle günah çıkarma ve daha genel bir söyleyişle Türkiye üzerinde oynanmak istenen yeni bir nifakın ayak sesleri.. olmaları bakımından bugünün realitesiyle sınırlıdır ve bu nedenle konuşturulan /konuşulan her husus kendi hakikatinden kopartılmıştır.

Örneğin, “Siz 1991’de Refah Partisi’nde siyasete başladığınızdan bu yana dış politikanın içindesiniz. Dışişleri Bakanlığı da yaptınız. Son olarak İdlib’de yaşananlarla başlayalım isterseniz. Nasıl bakıyorsunuz? Bugünden baktığınızda Suriye’de nerede yanlış yapıldı?” şeklindeki soru, bir realiteye işaret ediyor ama, bu soruya muhatap kişinin, artık sorumluluk taşıma esasında Dışişleri Başkanı olmayışını bilakis bu kişinin, kurulması amaçlanan yeni bir siyasi partinin bir bileni oluşunu ihtiva etmiyor.

Röportajın yapısı bakımından, konuşanın uzmanlığına, eski mesleğine ve mümkün birikimine vurguda bulunulup, daha başlangıçta okuyucuda beyan edilecek şeylere karşı bir güven hissini yaratma çabası, reel planda normal görünüyor, ancak, bu kişinin şimdi makam, mansıp bakımından ferdi kimi beklentilerine olumlu karşılık verilmemesi nedeniyle kurucularından olduğu partinin dışına düşmesi, mümkündür ki bu saikle gün geçtikçe katılaşan bir hırsı da yüklenmiş olması vereceği olası cevabın mahiyetini a priori olarak belirleyeceği için, söz konusu doğruluk da daha başlangıçta tahribe uğruyor; röportajın toplam yapısında ve mahiyetinde belirleyici olan bu durum nedeniyledir ki, okuru da hakiki olmayan bir realiteye maruz bırakılıyor.

Soru cihetinden bu böyle. Bir de bir soruya cevabıyla birlikte bakalım:

Soru: “Şehir Üniversitesi ve Bilim Sanat Vakfı’na kayyım atandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisiyle bu konuda telefonda konuştuğunuzu açıkladı. Bilim ve Sanat Vakfı’na kayyım kararı sonrası da ilk defa İslami vakıflar ses çıkardılar. Bu konuda ne dersiniz?

Cevap: Üniversiteyi hep beraber kurduk. Sayın Cumhurbaşkanı’yla beraber açtık. Üniversiteye kayyım atanma sürecinde açıklamalar yapsam faydası olmayacaktı. Bu gidişatın yanlış olduğuna inandığım için kendisiyle konuştum. ‘Hep beraber kurduk’ dedim, o da bana ‘Bu işi ben yaptım, tahsisi sonradan devire çevirmişler’ dedi. (...) Öte yandan, diğer vakıfların bilahare Bilim ve Sanat Vakfına da kayyım tayin edilmesine tepkisini de önemli buluyorum.”

Soru, bir konuda gelinen iki sonucu, nedenlerinden bağımsız olarak birlikte ihtiva ediyor: 1) Şehir Üniversitesi ve Bilim Sanat Vakfı’na kayyım atanması, 2) Bilim ve Sanat Vakfı’na kayyım kararı sonrasında ilk defa İslami vakıfların ses çıkarması.

Birinci şıkkın cevabı, muhatabının “tahsisin sonradan devire çevilmesi”nden kaynaklandığını beyan etmesiyle karşılık bulurken, ikinci şık, soruda “kayyım atanmasının çok ağır bir borç yükünün eseri olduğu”nun saklanması yüzünden, sıradan bir önemlilik atfedilerek geçiştirilmekte, ama asıl hem soruda hem cevapta “ses çıkarma”nın yeni kurulan bir partinin istismarından ibaret olduğu ise maharetle saklanmaktadır; dolayısıyla burada da okur, hakiki olmayan bir realitenin tanıkları haline getirilmektedir.

Böylesi bir röportajın siyasitertipçileri açısından baktığımızda, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değip değmediğini de sormak gerekir.

Yazımın başlığında zikrettiğim imge yine yolumu kestiğinden, bunun cevabını okurlarıma bırakayım artık.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.