YazarlarMensubiyet mesuliyeti yaratır

“Mensubiyet mesuliyeti yaratır”

Ömer Lekesiz
ÖmerLekesizGazete Yazarı

Yazımızın başlığı İhsan Fazlıoğlu Hoca'mızın son söyleşisinden.

Hocamızın ismini zikrettikten sonra, “O'nu tanırsınız.” diyerek ayrıca bir bahis açmama gerek yok. Çünkü onu tanıyanlar iyi tanırlar, tanımayanlar da şu saatten sonra tanımasınlar zaten; tanırlarsa bir düşünürün düşüncesi üzerine zihin yormak zorunda kalırlar ki, bu da boşluğuyla rahat başlarının ağrımasına sebep olabilir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : “Mensubiyet mesuliyeti yaratır”
Haber Merkezi24 Aralık 2017, PazarYeni Şafak
“Mensubiyet mesuliyeti yaratır” yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Fazlıoğlu Hoca'mızın son söyleşisi Karabatak dergisinin Kasım–Aralık 2017 tarihli nüshasında yayımlandı. “Derginin yeni sayısı çıkmak üzereyken mi okuyabildin ki, geç akitte bundan söz ediyorsun.” dediğinizi duyar gibiyim.

Mazeret değil hâl beyanı olarak arz edeyim ki, Karabatak’tan başka İtibar, Post Öykü, Mahalle Mektebi, Nazariyat, Nihayet ve Cins dergilerini ancak düzenli olarak takip edebiliyorum.

Bu dergilerimizin maşallah müstakil ve kallavi birer kitap hacminde çıktıkları ise malumdur. Hüseyin Su Ağabey'in hacimli dergi çıkarma işini başımıza musallat ettiği günden beri, benim dergi okumalarım da kitap okuma fiiline dahil olduğundan, kimi dergileri yeni sayılarının kapaklarını açmayı erteleyerek, kitap sırasına göre okumam mecburi hale geldi.

Nazariyat dergisinin İhsan Fazlıoğlu Hoca'mızın gayret ve emekleriyle yayımlandığını da belirterek, Karabatak’taki konuşmasından altını çizdiğim iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Fazlıoğlu’nun şu ana kadar yayınlanmış dokuz kitabı var: Fuzuli Ne Demek İstedi, Kendini Bulmak, Kendini Aramak, Akıllı Türk Makul Tarih, Kayıp Halka, Derin Yapı, Sözün Eşiğinde, Soruların Peşinde ve Nazari Ufuk.

Mehmet Sabri Genç’in gerçekleştirdiği söyleşide, bu kitapların yazılma, yayınlanma süreçleriyle, onları doğuran düşüncenin seyri ve genel manada mevcut düşünce ortamının değerlendirilmesi ağırlıklı olarak yer alsa da, Fazlıoğlu’nun bir malumu bile farklı veçheleriyle görme ve gösterme konusundaki hassasiyeti daha belirgin olarak öne çıkmış. Örneğin, “Ben daha çok makale ve deneme yazmak, bir de ders, seminer, konferans vermek, ayrıca atölye tarzı çalışmalar yapmakla yetinmek istiyordum; hâlâ da öyle. Çünkü kitabı daha çok kemâle ermiş bir fikrin ifadesi olarak görüyorum.” derken bile, okurlarına, “eksikliğin farkında olan ancak tamlığı (kemâli) hak edebilir” düşüncesini üretme imkanı sunar Fazlıoğlu.

Nitekim yazımın başlığı olarak seçtiğim zarf formundaki sözünün içini doldururken, düşüncesini söylemenin yanısıra, okurunu da düşünmeyi düşünme ve bunun gereğince eyleme iklimine şöyle dahil eder Fazlıoğlu:

“Mensubiyet, mesuliyeti yaratır; mesuliyet de insanı söyletir. Söyleyemezseniz mahcubiyet yaşarsınız. Gayretim, en nihayetinde mahcup olmamak; emaneti yerine getirmektir. Elden geldiğince bir vazife bilinci ile iş yapmayı önemsiyorum. Çünkü şuna inanıyorum: Önceden tanımlanmış bir beklentisi olan, kaybetmeyi ya da kazanmayı önemser; yalnızca vazifesini yapan için yapmak yeterlidir. Ve yine inanıyorum ki, akıbetinden emin olmak kibirdir. İnsana düşen vazifesini yapmaktır; akıbetini hesaplamak değil; istikameti olan akıbetini hesap etmez çünkü. (...) Hazır aklıma gelmişken, samimiyetle iş yapan genç arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Başkasının sesini taklit eden, kaynaktaki değişikliklere göre, sesine ayar vermek zorunda kalır. Başka seslere ibret almak ve faydalanmak için dikkat kesiliniz; ancak en nihayetinde kendi sesinize kulak veriniz. Ne demiştik: Hiçbir kulağı varsaymadan, kişinin kendi şarkısını terennüm edebilmesi, yaşama cesaretinin zirve ifadesidir. Bu şarkı terennümündeki tek ilke şudur: İş tutuşumuz kalbî; iş yapışımız aklî/istidlâlî olsun. Birincisi sizi samimi ve ihlaslı kılar, ikincisi titiz ve başarılı.”

Bu yöntemli olma hassasiyetiyle, kendi yöntemini bulmaya davet etme arasında salınan nazari bakıştan, oluşu ve uygulanışı itibariyle sürekli pratiğe bitişen bir olgunun muhteviyatını da şöyle çerçeveler Fazlıoğlu:

“Hakikat ile siyaset hayatın birbirini tamamlayan iki farklı tecellisidir. Önemli olan bu hakikatin sarih ve sahih olmasını temin etmektir ki, siyaset de istikamet verici olsun. Siyasetin bir milletin varlık duyuşu olduğunu düşünüyorum; o halde varlığa ilişkin bir hakikat araştırması siyasetten bağımsız olamaz. Bu çerçevede sarih ve sahih bir hakikat çanağında yol almayan bir siyaset de insanlara muhkem istikamet veremez. (...) Her zaman söylediğim gibi, geleceğe ilişkin hesabı olan milletler, geçmişte bu hesabı nasıl gördüklerini merak ederler. Yine de unutmayalım ki en derin siyaset bilgidir; çünkü siyaset beka-i devleti, bilgi ise beka-i milleti sağlar.”

Sizlere tavsiyem, İhsan Fazlıoğlu Hoca'mızın konu edindiğim söyleşisinin tamamını Karabatak dergisinden okumanızdır.

Okuyunuz; eminim ki, düşünceleriniz okuyuşunuzdan önceki gibi kalmayacak ve zihniniz hemen en yeni, en sahici ve en sizin olana doğru kanat çırpmaya başlayacaktır.