Yazarlar Sanat ve nefs

Sanat ve nefs

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Kubbetü’s-Sahra’da uygulanan, İslam sanatına mahsus ilk programın, insanın Hz. Peygamber’in zamanına kadar sınanmasıyla, ondan sonraki sınanmasına oluş ve tekrar bakımından örnek teşkil ettiğini belirterek, o günün sorumlu / muktedir Müslümanlarınca esas alınan Kur’an ve Hadis merkezli zihniyetin mezkur yerden başlayarak işe koyulduğunu ifade etmiş ve buna örnek olarak da Taha Suresi’nin 85 ila 98. ayetlerinden birkaç ibarenin altını çizmiştik.

Bu ibarelerden ilki, Tur Dağı’ndan dönem Hz. Musa’ya, kavminin sınandığı (fetenna, Taha 20: 85), ve onların bu sınanmada Sâmirî’nin yaptığı ses çıkaran bir altın buzağı heykeline taparak başarısız oldukları haber verilmiştir. Bu sınanmada kalplerine buzağı sevgisinin yerleştirilmesinde İsrailoğulları’nın küfre düşkünlüklerinin etkili olduğu (Bakara 2:93) göz ardı edilmemelidir.

Diğer bir söyleyişle onlar buzağı heykeli nedeniyle küfre düşmemişler, küfre düşkünlükleri nedeniyle onunla sınanmışlardır. Yani nefsin küfre meyletmesi önce, buzağının yapılması ise sonradır. Öte yandan Sâmirî’nin –Keşşâf’ın sahibi Zemahşerî’ye göre- “Müslüman olmakla beraber münafık ve sığıra tapan bir kavimden olduğu” da dikkate alınmalıdır.

Çünkü, mezkur ibare eşliğinde bunlarla söylenen, inanç nedeniyle hayata dair bir boşluğa sebep olunduğunda, bu boşluğun bir kafir tarafından doldurulmaya açık olacağı ve dolayısıyla inananların buna sebep olmamak için hayat ve inanç ilişkisinde bir boşluk yaratmamaları gerektiğidir. Sanatı konu edindiğimize göre, söz konusu boşluğu bu alanda düşünmeli ve Kubbetü’s-Sahra’da uygulanan ilk sanat programının mezkur zihniyete tabi bir gayretin ürünü olduğunu söylemeliyiz.

Hz. Musa’nın “kızgın ve üzgün bir şekilde” kavmini sorgulamasına karşılık onlar “...Biz sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymadık. Fakat biz o kavmin süs eşyasından (zinetî) ağırlıklar yüklenmiştik. Biz onları ateşe attık aynı şekilde Sâmirî de attı.” (Taha, 20:87) dediler.

Kuşeyri, bu mealdeki ayeti şöyle tefsir etmiştir: “Kıptilerin süslerinden aldığımız eşyalar vardı ya, Sâmirî onlardan bir buzağı yaptı. İşte dünya malından haram olan şeyler de bir uğursuzluk geride bırakır mutlaka. Müşriklerin malları ve ganimet onlara haram kılınmıştı. Onlar, Kıptilerden süs eşyasını ödünç aldılar. Ellerindeki mülk ise kendilerine döndü. Bu durum onların buzağıya ibadetinin vesilesi oldu. Helal yoldan olmadan dünyayı talep peşinde koşanlar, dindarlık hakkında tehlike üzere bulunurlar. Allah Teala şöyle buyurur: ‘Hevasını ilah edineni gördün mü?’ (Casiye, 23)”

Bizim Kuşeyri’nin tefsirine, konumuz esasında eklemeye cüret edebileceğimiz şey şudur: Saptırıcıların, sanatlarına ilahi bir nitelik yükleyerek, bir hikmet ya da özel bir hakikat isnat ederek, onu bize sevdirmeleri mümkündür. Oysa ki biz bu konuda Allah’ın ve Peygamberinin koydukları hadleri esas almalı, ne kafirlere ne de işlerinin güzelliğine kanmamalıyız. Kubbetü’s-Sahra’daki tezyinatın bu manada ayırıcı, fark belirtici bir nitelik taşıması mezkur zihniyet esasında bir gereklilikti.

Hz. Musa’nın “Ey Harun sana ne engel oldu ki, bunların sapıklığa düştüklerini gördüğün zaman benim peşimden gelmedin yaksa benim emrime mi karşı geldin” şeklindeki sorgulamasına karşılık, Hz. Harun’un “Ey anamın oğlu! Saçımı, sakalımı çekiştirip durma. Senin, ‘Benim sözümü gözetmedin de İsrailoğlulları’nın arasında ayrılık soktun’ diyeceğinden korktum” diye cevap vermesi de (Taha, 20: 92-94) yine konumuz esasında son derece önemlidir.

Hz. Harun’un, Hz. Musa’dan kendisinin yokluğunda kavmindeki birliğin muhafazası yönünde aldığı emir öne geçmiş, bu nedenle o şirke karşı uyarıda bulunmayı ihmal etmemekle birlikte, fiili bir tedbire baş vuramamıştır.

Muhammedî şeriatta ise Allah’a şirk koşmamak akidenin başına yerleştirilmiş; İ’lây-ı Kelimetullah, Kelime-i Tevhid’e tabi tutulmuş; nefislerin bunun aksine olan durumlara yönelmeleri yasaklanmıştır. Nitekim Muhammedî şeriattaki bu önemli fark, Sâmirî’nin tasarrufuyla ilgili “Böyle yapmayı bana nefsim hoş gösterdi (sevvelet lî nefsî)” (Taha, 20: 96) şeklindeki sözünde karşılık bulmuştur.

Bu ilahi ibareden baktığımızda, Kubbetü’s-Sahra’da uygulanan ilk sanat programının, başını yukarı kaldırma ve gözünü cennetin güzellikleriyle buluşturma cihetinden, nefis hevasına kapılmaması için bir hat belirttiğini ve ayrıca bununla onun hoşluk hissetme hakkının gözettiğini ileri sürebiliriz. Öte yandan nefsin yukarıdan edindiği hoşlukla bakışını yeryüzüne diktiğinde, aynı hoşluğu buraya taşıması da murat edilmiş olunabilir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.