Yazarlar Şibliden sanatkarlar için söz fenerleri

Şibli’den sanatkârlar için söz fenerleri

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Geçen Pazar, Şeyh Ebu Bekir Şiblî’nin “İlmin dili ibâre, mârifet(in) dili işârettir” sözü üzerine sanat yönünden, Deleuze’den şerh tarzı bir alıntı eşliğinde yazarken, “İslam âleminde sanat tasavvufun çocuğudur; tohumu (özü) Kur’an ve Sünnet’ten gelir; tasavvuf tarafından doğurulur, emzirilir. Dolayısıyla sanata dair tanımların, yüklenen mahiyetlerin, öncelikle sûfîler tarafından dile getirilmesi doğaldır” şeklinde bir kanaat belirtmiştim.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Ömer Lekesiz : Şibli’den sanatkârlar için söz fenerleri
Haber Merkezi 01 Temmuz 2018, Pazar Yeni Şafak
Şibli’den sanatkârlar için söz fenerleri yazısının sesli anlatımı ve tüm Ömer Lekesiz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bu manada sûfîlerin sanata katkısının sadece tanım ve mahiyetle sınırlı kalmadığını, sanatçının terbiyesine mahsus en esaslı bilgi ve görüşlerin de onlardan geldiğini söylemeliyim.

Buna dair örneğimi yine Feridüddîn Attâr ile Molla Câmî’nin nakillerine yaslanarak, Şeyh Ebu Bekir Şiblî’den vereceğim ama önce Şiblî’nin özgeçmişinden kısaca bahsedeyim:

861 yılında, Sâmerrâ’nın Şibliye köyünde doğan Şiblî, Türk asıllı bir aileye mensup alim, fakih ve müzekkir bir zattır.

Şiblî’nin hayatı hakkında fazla bir bilgi yoksa da, onun iyi bir öğrenim gördüğü, Abbâsîler’den Muvaffak’ın veliahtlığı sırasında onun arkadaşlarından olduğu ve daha sonra hâcibliğini yaptığı, devlet kademelerinde hızla yükselerek, Rey’e bağlı Dünbâvend’e vali tayin edildiği bilinmektedir. Valiliği esnasında devrin sûfîlerinden Hayr en-Nessâc’ın sohbetine katılmış; ondan etkilenerek valilik görevini bırakıp tasavvufa yönelmiştir. Bilahare Cüneyd-i Bağdâdî’ye intisap eden Şiblî, tasavvuf eğitimini devrin bu en ünlü sûfîsinin yanında tamamlamıştır. Cüneyd’in, “Her topluluğun bir tacı vardır, sûfîlerin tacı da Şiblî’dir” sözü onun tasavvufta ulaşmış olduğu makama işaret etmektedir. Seyrü sülûkünü genç yaşta tamamlayan, 22 defa akıl hastanesine atılan ve çokça seyahate çıkmış olan Şiblî, 946 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. (Geniş Bilgi için bkz.: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Dilaver Gürer imzalı Ebu Bekir Şiblî maddesi)

Kısaca bu hayata ve vasıflara sahip bulunan Şiblî’nin hünerverânın / sanatkarın terbiyesine de esas teşkil edebilecek sözlerinden birkaçı şöyledir:

-“Benim dayanağım acizliktir.

-Asamı çeken niyaz(ım)dır.

-Ben dört belaya düşkün olmuşum, bunlar dört düşmandır: Nefs, dünya, şeytan ve heves.

-Gönlünde dünya ve ahiret düşüncesi olanın bizim meclisimizde bulunması haramdır.

-(Şiblî) Cüneyd’in yanına gitmiş, onu üzgün bulunca ‘Ne oldu?’ diye sormuştu. Cüneyd ‘Arayan bulur’, dedi. Şiblî karşılık verdi: ‘Hayır, tam tersine, bulan arar.’

-Fena dünyevi, zuhur ilahidir.

-Tasavvuf duyu organlarını zapt etmek ve nefisleri kontrol etmekten ibarettir.

-Sevgi, lezzetteki dehşet, nimetteki hayrettir.

- (Şiblî) Bir gün adamın birine sordu: ‘Sendeki tevhidin niçin sıhhatli olmadığını biliyor musun?’ Adam ‘hayır’ deyince, ‘Çünkü onu kendinle arıyorsun’ dedi.

-Üç marifet vardır: Allah’ı tanımak, nefsi tanımak, vatanı tanımak. Hakkı marifet (tanımak) için farzları yerine getirmeye, nefsi tanımak için riyazete, vatanı tanımak için O’nun kazasına ve hükümlerine rıza göstermeye ihtiyaç vardır.

- (Şiblî’ye) Marifetten sorulunca, ‘Evveli Allah olur, ahirinin nihayeti bulunmaz’ diye cevap verdi.

-Davet üç çeşittir: İlmin daveti, marifetin daveti, muayenenin (ve temaşanın) daveti.

-O’na ibadet etmek şeriat, O’nu talep etmek tarikat, O’nu görmek hakikattir.

-İstikamet, O ne buyurmuşsa onu yerine getirmektir.

-Kulun gözünde kul zahir olduğu sürece bu kulluk makamıdır. Ona Hakkın sıfatları zahir olunca bu da müşahede olur.

-Hakka karşı dilini salıvermen edepsizliktir.

-Recâ makamlarının en yücesi hayâdır.

-Şükür, nimeti görmeyip nimeti vereni görmektir.

-Marifet ehlinin bir an Allah’tan gafil olmaları şirktir.

-En acaip şey nedir diye soranlara dedi ki: ‘Allah Teala’yı tanıdıktan sonra ona asi olan gönlün hali(dir).’

-‘Müminlere gözlerini sakındırmalarını söyle’ (Nur 24:30) ayetini okuyan Şiblî ağladı ve ‘Baştaki gözü namahremlerden, gönüldeki gözü Allah’tan başkasına bakmaktan alıkoymak gerekir’ dedi.”

Bu sözler ne hakikatli terbiye esaslarıdır ki, 861 yılında doğan Şiblî’nin –örneğin “Gönlünde dünya ve ahiret düşüncesi olanın bizim meclisimizde bulunması haramdır” sözü, ondan üç yüz yetmiş yedi sene sonra doğan Yunus Emre tarafından dilin has kalıbına şöyle dökülür:

“Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni”

Başka söze ne hâcet!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.