Yazarlar Tezyin, tezhip ve sanat

Tezyin, tezhip ve sanat

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Arapça zyn köküyle zinet’ten gelen et-tezyin: bezemek ve donatmak demektir; izyan: bezenmek ve donanmak; el-izdiyan: bezenmek; el-izyinan: gereği gibi düzünüp kuşanmak’tır. Yevmu’z-zinet terkibinde de bayram anlamına gelir.

Arapça zhb kökünden ez-zehep: ilk ve en maruf anlamıyla altın demektir. El-Mezhep: yürüyüp gitmek, seyr ve gidilecek yer; el-izhab: gidermek ve iletmek, bir nesneye altın sürüp yaldızlamak anlamındadır. Tezhip ise, Bir nesneye altın sürmek ve yaldızlamak manasındadır; altın sürülmüş ve yaldızlanmış nesneye de el-Müzehhep denir.

Mütercim Âsım Efendi’nin Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi’inden aktardığımız bu tanımları, Celâl Esad Arseven, Istılâhât-ı Mi’mariyye’sinde “Tezyinat: Binaların harçlı ve dâhili cidârlarını tezyin içün yapılan oya veya resimli nukuş; Tezhip: Bir satıh tezyinatını altun varakla yaldızlamak” şeklinde sadeleştirerek vermiştir.

Bunlara göre altını ana malzeme edinen tezhip, tezyinatın bir dalıdır. Diğer bir söyleyişle tezyin işi genel, tezhip işi onun içinde özeldir. Dolayısıyla tezhip, bir tezyin imkanı olarak geometriyle birlikte bitkiler aleminin denizidir.

İslam sanat programının ilk örneği olarak, Kubbetü’s-Sahra özelinde geometriyi önceki yazılarımızda ana hatlarıyla da olsa konuştuğumuza göre, şimdi oradaki bitkisel tezhibi konuşabiliriz.

Kubbetü’s-Sahra’daki uygulanışıyla bitkisel tezhibi, önemli değer kata yükselten şey, onun cennet kaynaklı olmasıdır.

Taberî’nin Milletler ve Hükümdarlar Tarihi’nde ilgili ravilerden rivayet ettiğine göre, “...Âdem cennetten yere indirildiğinde başında cennet ağaçlarından yapılan bir taç bulunuyordu. Âdem yere indikten sonra tacın yapıldığı ağacın yaprakları kuruyarak yere döküldü. Bunun döküntüsünden her türlü hoş kokulu nebatlar bitti. Diğer kimselerin rivayetine göre yeryüzünde hoş kokulu nebatların bitmesi Tanrı’nın kitabında anlatıldığı gibi, Âdem ile Havva’nın vücutlarını örtmüş oldukları cennet yapraklarının kuruyarak yere dökülmesinden olmuştur. Doğrusunu Tanrı bilir. Diğer bir kitlenin rivayetine göre Âdem, yüce Tanrı’nın kendisini yere indirdiğini bildikten sonra, cennetteki her ağacın yanından geçtikçe dallarından bir tane koparmış, bu dalları kendisiyle beraber yere götürmüş, bunlar kuruduktan sonra yaprakları yere dökülerek yeryüzündeki hoş kokulu nebatların aslını teşkil etmiştir.”

Bu cümleden olarak Taberi’nin Âdem’in Hint toprağına (Seylan’daki Âdem Tepesi’ne) indirildiği yönündeki rivayetleri önemsemesinin nedeni de ortaya çıkmış olmaktadır, çünkü Hint kıtası, bitki çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin yeridir.

Öte yandan, daha önce de söylediğimiz gibi bitki, meyve, kadeh vb. nesnelerden baktığımızda bunların doğrudan –cennetle yeryüzü tasvirlerine de konu olarak- Kur’an’dan seçildiğini; otuz ayrı surede, kırk dört kez zikredilen ot/lak, hububat, ağaç, çekirdek, hurma/ağacı, üzüm, zeytin, nar, incir ile on iki surede yirmi üç kez zikredilen kudret helvası, sirke, tuz, sebze, mercimek, süt, bal vb. yiyeceğin Allah’ın verdiği nimetlerdeki sonsuz çeşitliliğin işaretleri olarak bizzat Kur’an’dan örneklendirildiğini görürüz ki, bu da bitkisel tezhibi değer olarak İslam sanatında büyük bir kata yükselten nedenlerin başında gelir.

Bu bahiste beyan etmemiz gereken bir diğer husus da, insanın fıtrî özü itibariyle güzel olan şeye / zinete / süse meylinin, ilkin bitkiler üzerinden anlatılabilir olmasıdır.

Örneğin, “Çiçekler, aynı zamanda hem zenginler hem de fakirler için açılır diyen” diyen bir Lisan’ı Ezhâr mütercimi Avânzâde Mehmed Süleyman, çiçeklerin baharın tebessümü, tabiatın şiiri, aşkın en tatlı ve ruh okşayıcı bir timsali olduğunu söyleyerek, şu güzel kelimeleri kaydeder:

“”(Çiçeklerin) Çocukları letafetten, ölümleri ise güzel kokulu bârândan ibarettir ki yeryüzünde sükût ederler. Daima doğururlar, letafet ve tazelik halinde çoğalırlar. Güzellik ve letafet ve halâvetin (hoşluğun) timsalidirler. Hiçbir şeyleri çirkin olmayıp sırf güzellikten ibarettirler. (...) Çatı arasında, fakirhâne bir kulübede, miskinâne bir hanede muzdarip ve inleyen bir halde bulunan bir fakir de tabiatın bu ziynetinden faydalanabilir. Manzarasıyla sevinir, rayihasıyla mest olur ve haz alır. İhtimal ki muhtaç olduğu teselliyi o çiçekte bulur.”

Bitkiye dair idrakin kadimliği ve bitkisel tezhibin insanlığın ortak mirası olması bakımından oluşan genelliğin, Kubbetü’s-Sahra özelinde, İslam esaslı olarak müstakil bir şekle ve manaya bürünmüş olmasının gerektiği ise açıktır.

İzleyen yazımızda buradan devam edelim inşallah.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.