Yazarlar AK Parti"nin en zayıf noktası

AK Parti"nin en zayıf noktası

Osman Özsoy
Osman Özsoy Gazete Yazarı

Altı ay önce (25 Aralık 2012 tarihinde) kaleme aldığımız yazı "AK Parti"ye en büyük tuzak" başlığını taşıyordu.

Yazıda; AK Parti"yi ülkeye hizmet yarışında geçemeyeceklerini anlayan ve Türkiye"nin parlak geleceğinin önüne takoz koymak isteyen çevrelerin başvurabilecekleri en büyük tuzağın, ülkedeki genel huzur ve güven ortamını sabote etmek ve "kaotik bir ortam" oluşturmak olacağının tespitini yapmıştık.

Bu konuda öncelik verecekleri en önemli iki adımın da, üniversitelerin ve sokakların giderek karıştırılması ve güven ortamının bulandırılması olacağının altını çizmiştik.

Bahsi geçen yazıda, kitlelerin tarihsel reflekslerinin nasıl cereyan ettiğinden hareketle şu tespitte bulunmuştuk: "İnsanlar kendilerini güvende hissetmediklerinde ürkek bir kuş halini geliverirler ve inanılmaz bir savrulurlar. Evladını güven içinde okuluna, üniversitesine gönderemeyen anne babayı bunun dışında başka hiçbir şeyle teskin edemezsiniz. Böyle durumlarda güven vaat eden bir güce dayanma ihtiyacı yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi olsa da, önceliğini yağmurdan kaçmaya veren kitleler ardının dolu olacağını bu atmosferde öngöremezler.

Sandıktan ümidi kesenlerin ve sandıktan çıkacak sonuçlarla kendilerinde ülkeyi yönetme ihtimali görmeyenlerin, ülkeyi yönetilemez hale getirme çabalarına tanıklık ediyoruz. Türkiye bu oyuna düşmemeli…

AK Parti ülkenin sokak ve meydanlarında, eğitim kurumlarında gerekli güvenliği sağlayamazsa ve bu konuda gevşeklik gösterirse ülkeyi yönetme gücünü kaybeder" yazmıştık.

Görüyorsunuz, son 1 haftadır ülkenin dört bir yanından hükümeti protesto amaçlı tencere tava sesleri geliyor, ortalık yakılıp yıkılıyor, cam çerçeve indiriliyor. Bir hafta önce sütliman olan berrak görüntüdeki bir ülke, bir hafta sonra bulanık bir iklime doğru hızla evriliverdi.

Tez elden durumu etraflıca analiz etmeye ve stratejik adımlar atmaya ihtiyaç var. Mesele sadece AK Parti meselesi değildir. Vurulmak istenen hedef Türkiye"dir.

Kuşkusuz son bir haftada yaşananlardan çıkarılması gereken en önemli ders, ülkenin çok kısa süre içinde karıştırılmasının çok da imkansız olmadığı gerçeğinin ortaya çıkmasıdır.

Maalesef Türkiye kitlesel olaylara mukavemet açısından yeni bir teste tabi tutuldu. Kitleler biraz daha tahrik edilirse etkili sonuç alınabilecek zayıf bir halkası tespit edildi. Üstelik "spor fanatizmi" konusundaki fitne organizasyonları da yedeklenmiş olarak pusuda beklemekte. Kısa süre sonra muhtemel ki bu da kaşınacaktır.

"Çözüm Süreci"nin başarısı ülkeyi düze çıkaracak derken, geçtiğimiz bir hafta içinde yaşadığımız olaylarla, bu ülkenin asla kendi haline bırakılmak istenmeyeceğinin bir tür provasına şahit olduk.

Bu noktaya gelinmesinde hükümetin hiç mi hatası olmadı…

Elbette oldu…

Yaşanan son olaylarla ilgili Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı"nın yaptığı, "Muhalefetin senelerce uğraşsa da başaramayacağı bir şeyi, 5 günde başardık. Normal koşullarda bir araya gelmesi düşünülemeyecek olan birbirinden çok farklı kesimleri, fraksiyonları toz duman içerisinde birbirleriyle buluşturduk" değerlendirmesi bunun en önemli göstergesi..

Nabi Avcı"nın açıklamalarını okuyunca, 1 Mayıs gösterilerinin yaşandığı gün kaleme aldığım 2 Mayıs tarihli "Yerel seçimde CHP-MHP işbirliği ve olası ittifaklar" başlık yazıda üzerinde durduğum tespitler geldi aklıma… Nabi Avcı ile benzer noktalara parmak basmışız. Bugün yaşadıklarımızı daha net kavrayabilmemiz açısından, 1 ay önce bu köşede yayınlanan yazıdaki tespitleri aynen aktarıyorum…

Şöyle yazmışız;

"Dünkü 1 Mayıs gösterilerindeki Taksim ısrarını sadece 1 Mayıs"la ilişkilendirirseniz eksik analiz olur. "Bir vesile" ile sokaklara çıkmaya yarayacak "belli semboller" üzerinden hareket edip, AK Parti karşıtı ittifakların giderek genişletilmesi ve örgütlenmesi için yeni hazırlıklar olarak değerlendiriyorum ben bu tür ısrarları. Çankaya seçimi yaklaştıkça, giderek ayrıştıran, kabuk bağlayan ve zamanla duvar haline gelen çetin bloklaşmalara şahit olacağız.

Başbakan Erdoğan"ın sert üslubu, AK Parti karşıtı işbirliği arayışlarında motive edici bir faktör olarak algılanacaktır.

Başbakan Erdoğan gibi karizmatik liderlerin hayranları da muarızları da uç noktalarda gezinirler. Bunun ortası yoktur. "Ayran ve alkol" örneğinde olduğu gibi, ince detaylar konusunda bile Başbakan Erdoğan"ın bu kadar öne çıkması merkezi giderek boşaltıp farklı kitlelerin kemikleşmesine neden olurken, tsunami öncesi suların önce geriye geçilip sonra hızlıca kıyıya vurması gibi, önce yerel seçimlerde, ardından Çankaya seçiminde sandıkta büyük bir kapışmaya şahit olacağız.

Başbakan Erdoğan"ın karşıt cepheyi kemikleştiren değil, çözen bir iletişim stratejisine ihtiyacı var. Üstelik dikkat ediyorum, giderek sertleşen üslubunun sevenleri üzerinde de bir kaygı oluşturduğunu görüyorum…" yazmışız.

Bu sözlerin üzerine daha ne denilebilir ki? Biraz da özeleştiri gerekiyor…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.