Yazarlar Atatürk ve Kaf dağındaki muasır medeniyet

Atatürk ve Kaf dağındaki muasır medeniyet

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Önceki gün, yani 10 Kasım"da bir video düştü internete. Kayıtta bir kadın, bir belediye otobüsünde, Atatürk"ün ölüm saatinde, 09.00"u 05 geçe, 1 dakikalık saygı duruşu için sirenler çalarken; ayağa kalkmayan yolculara, "Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk için ayağa kalkmayanların bir gün kafasına sıkacağız" diye bağırıyor.

Elbette, Atatürk"e saygıyı başkalarına saygısızlık yaparak bekleyen o kadın; kınandı, telin edildi, eleştirildi, ayıplandı. Bu tepkiler, bir zamanlar kamusal alanda gözükme kriterlerini belirleyen ve yeterince modern ve medeni olmadıklarını düşündüklerine sınırlamalar getirenlerin fikirlerinin giderek marjinalleştiği, marjinalleştikçe bilendiğinin, bilendikçe şiddete kaydığının ve şiddete kaydıkça daha da marjinalleştiğinin göstergesi.

Bu açıdan olumlu. Tuhaf olansa, kadındaki özgüven. "Buralar benim, kimin nasıl davranacağına dair kararları da ben veririm" abukluğu, histerisi, görgüsüzlüğü...

Oysa, toplum zıtlık içinde anlamlıdır. Ve bu zıtlık, yakalamak için onyıllardır peşinden koşulan "Muasır Medeniyetler"de yabancılar arasında yaşamayı mümkün kılan tekniklerle aşılır. Bunların başında da, sosyolog Erving Goffman"a göre "medeni kayıtsızlık" tekniği gelir. Özetle şöyle bir şeydir: Modern ve yüzyüze ilişkilerle belirlenmeyen büyük bir şehirde, kamusal alanda; yani bir kamu binasında, sokakta, havaalanında, rastgele karşılaşmış olan yabancılar, birbirlerine bakmıyor ve birbirini dinlemiyor gibi yaparlar.

Bir otobüstesiniz sözgelimi, karşındaki yabancıyla göz göze gelmekten kaçınırsınız; zira gözlerin karşılaşması yabancılar arasında her zaman izin verilebilir olandan daha kişisel bir ilişki fazına davettir. Bu, göz göze iletişime izin verdiğiniz her insan için, "herhangi birisi" olma hakkından vazgeçtiğiniz anlamına geleceği için, hiç tanımadığınız bir yabancıya sunacağınız bir ayrıcalık değildir.

Kazara baksanız, gözünüz birine kaysa bile, durmamak ve odaklanmamak kaydıyla karşınızdaki yabancıya kendisine yönelik özel bir dikkat göstermediğinizi izhar edersiniz. Hiç bakmadan da önünüzü göremeyeceğiniz için bakmıyormuş gibi yaparak, yani karşı tarafı rahatsız ve tedirgin etmeden görürsünüz. Sokaktaki bir yabancıyla selamlaşıp karşılıklı gülümserken bile ilgisiz gözükürsünüz, bu karşıdaki yabancının mahremiyet konforunu ihlal etmemek açısından mühimdir.

Sadece Batı"da değil, Türkiye ve pek çok doğu ülkesinde de, durum stabildir; yani kamusal alanda bir yabancıya uzun uzun bakmayız. Ama, sözgelimi, Müslüman bir toplum olduğu halde İslam ahlakıyla ahlaklanmamış bazı doğu ülkelerinde tersi durumlarla karşılaştığımız da vakidir. Mesela başka bir ülkeden gelmiş kadınlara –ya da tuhaf giyinmiş birine- dik dik, uzun uzun bakan –hangi niyetle olursa olsun- adamların ya da kadınların rahatsızlık verdiği ve bunun ne kadar da çirkin bir durum olduğu hepimiz tarafından bilmem kaç kez konuşulmuştur. Ama kabul edelim ki, özellikle Araplara yönelik olduğu zaman "Ne kadar da kabalar, bedeviler" diskurunu en çok sevenler de Atatürkçüler ve Kemalistlerdir.

Doğrudur; o kadının Atatürk sevgisinin histerik bir tepkiye dönüşmesinde, Atatürk"ü tarihimizin bir parçası olarak kabul etmeyi reddederek yerin dibine batıran, belden aşağı söylemlerle bir ahlaksız olarak kodlayan dindarların da payı var.

Ancak o dindarların Atatürk tepkisinde de, Anıtkabir"i Kabe, Atatürk"ü de tapılması gereken insanüstü bir masal yaratığı olarak görenlerin onyıllardır dindarlara uyguladığı baskının, jakobenliğin ve saygısızlığın da payı var...

Bu ülkede her zaman Atatürk"ten nefret edenler ve O"na tapanlar oldu. Ama saygı saygı diyerek saygısızlaşmanın, medeniyet medeniyet diyerek medeniyetsizleşmenin kimseyi daha Atatürkçü, daha seküler, daha Batıcı yapmadığı ve yapmayacağı asla anlaşılamadı.

Sözün özü; o videodaki (anahtar kelimeler kullanılarak google"da rahatlıkla bulunabiliyor) kadına baktığında iflah olmaz bir jakoben, umutsuz bir faşist görmek, durumu psiko-patoloji ile açıklamak da yanlış olmaz elbette; ancak ben o kadına baktığımda bunların yanı sıra, hatta daha çok; beraber yaşama kurallarından, insan doğasından (sevginin de saygının da temeli gönüllülüktür, cebir değil) bi-haber bir görgüsüz görüyorum nedense...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.