Yazarlar Başkanlık sistemi ve ot çeşitleri

Başkanlık sistemi ve ot çeşitleri

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

Bir süredir Başkanlık sistemine “diktatörlük”, “rejim değişikliği” diyorlar. Bugüne dek parlamenter sistem defalarca by-pass edildiğinde, Meclis’in yetki ve sorumluluk alanı vesayet altına alındığında, siyasete sivil görünümlü müdahaleler yapıldığında, seçilmişler çalıştırılmadığında, Anayasa Mahkemesi “gözünün üstünde kaşın var” sebepleriyle çatır çatır parti kapattığında; ihtiyaç halinde TBMM feshedildiğinde demokrasi kaygısı duymuşlar gibi; Başkanlık sisteminde yetkilerin tek elde toplanacağından sözediyor, “peki demokrasi ne olacak?” diye soruyorlar.

Oysa ne demokrasi peyzaj sanatı, ne de devlet bahçıvandır. Egemenliğindeki bazı insanların mevcut durumunu gayri meşru sayıp onlara yok edilecek ya da kökünden sökülecek yabani ot muamelesi çekerken; geri kalan bazılarını ise “makbul” kabul edip, beslenecek ve özenle çoğaltılacak faydalı bitkiler olarak telakki eden bir devlet yapısından bugüne geldi Türkiye. Devlet yıllar yılı; faydalı bitkilerin gereksinimlerini el üstünde tutarken, yabani ot ilan edilenleri toprağından kopartmaya kalkıştı; kopmayanları, ezdi, çiğnedi, parçaladı. Bu denklemin her iki nesnesinin ortak özellikleri ise kendilerini belirleme haklarının olmayışıydı.

Dolayısıyla bir zamanların “faydalı ot”larının bugün “demokrasi ne olacak?” demesi; eski ve asla demokratik, eşitlikçi ya da özgürlükçü olmayan dönemi daha demokratik bulmalarına, Erdoğan’ın önerdiği Başkanlık sistemini ise bir tür diktatörlük olarak algılamalarına dayanıyor. Oysa ne eski Türkiye bugünkünden daha demokratikti; ne de –eski dönemin “makbul ot”ları tartışılmasına bile tahammül gösteremediği için- kamuoyunun Başkanlık sisteminin Türkiye’ye tam olarak ne getireceği hakkında bir fikri var.

Toptan reddetmek yerine bu tartışmaya katılıp önerilerini, modellerini, eleştirilerini çerçeveye katsalar; Türkiye elbirliğiyle ve herkesin az ya da çok üzerinde mutabık kaldığı; hem tıkanmaların önüne geçen, hem seçilmişin üstünde atanmış vesayeti olmayacak bir çalışma atmosferi yaratan, hem de bürokratik engelleri hızlıca aşabilen; aynı zamanda bugünkünden daha çoğulcu ve demokratik bir sistem yakalayabilir. Ama muhalefet partileri de, reel siyasal sistem dışındaki muhalif seçkin gruplar da bunu yapmıyor; toptan reddediyor, “diktatörlüğe gidiyoruz” diyor, farklı yaşam tarzındaki toplum kesimlerine korku pompalıyorlar. Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacı içinde olduğunu asla kabullenmiyor, parlamenter sistemden daha işlevsel olabilecek modelleri konuşmayı teklif dahi edilemez buluyorlar.

Oysa herkes pekala biliyor ki; onyıllar boyunca Cumhurbaşkanlığı makamının tek görevi, seçilmiş Başbakan’ın, ilkeleri çok önceden belirlenmiş, devletin verili iç ve dış politikalarına ancak kendisine ayrılmış önemsiz ve daracık bir alanda müdahale edebilmesini sağlamak oldu bu ülkede. Cumhurbaşkanı dediğinizin görevi seçilmişi çalıştırmamak, yer yer veto etmek, kanun iptal etmek, kulak çekmekti yani. Seçilmişi sınırlama konusunda Cumhurbaşkanı’nın yetmediği yerde, devreye Anayasa Mahkemesi girer; kurucu ideolojinin kabullerine ya da redlerine dokunma “küstahlığında” bulunan siyasi partileri kapatır, bu partinin mensuplarını siyasetten meneder, kimsenin de sesi çıkmazdı. Öylesine alışılmış bir yöntemdi ki bu, Anayasa Mahkemesi 2008 yılında bile AK Parti’yi kapatmaya kalkıştı.

Cumhurbaşkanlığı makamı yani, halkın tercihlerine güvenmeyen, bu tercihlerden korkan rejimin emniyet sübabıydı. 2002 yılından sonraki ilk Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında kopartılan fırtınanın, “son kale de elimizden gidiyor” söylemlerinin sebebi de buydu.

Dolayısıyla, “başkanlık gelirse demokrasi elden gider, diktatörlük oluruz” diyenlerin eski model Cumhurbaşkanlığını Başkanlık sistemine yeğ tutmaları, daha demokrat insanlar olduklarını göstermiyor; sadece eski devlet modelini özlediklerini, ayrık otlarıyla faydalı otların eşitlenmesine razı olmadıklarını ortaya koyuyor.

Sadece itiraz etmek, sadece kavga etmek, sadece reddetmek, sadece “biz faydalı otlarız, biz sizden üstünüz” kibriyle davranmak yerine katkı sunsalar, hem bu kadar geç kalınmaz hem de Türkiye daha demokratik bir coğrafya olabilirdi. Geç olsun, güç olmasın diyelim.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.