Yazarlar Anomi, cinayet

Anomi, cinayet

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

Günlerdir, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde akademisyen olan Ceren Damar Şenel’in öldürülüşünü konuşuyor herkes. Haberlere göre Ceren Damar, kopya çekerken yakaladığı, Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Hasan İsmail H. tarafından, kısa süren bir tartışmanın ardından, önce bıçaklanarak sonra tabancayla öldürüldü.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Özlem Albayrak : Anomi, cinayet
Haber Merkezi 05 Ocak 2019, Cumartesi Yeni Şafak
Anomi, cinayet yazısının sesli anlatımı ve tüm Özlem Albayrak yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Benzer bir “sudan sebep” cinayeti de birkaç hafta önce Rize’de gerçekleşmiş ve Emniyet Müdürü Altuğ Verdi, polis memuru İ.H.Ş. tarafından vurularak şehit edilmişti. Cinayetin nedeni ise, Rize’nin bir ilçesinde polis memurluğu yapan İ.H.Ş.’nin Rize merkeze tayin olmak istemesi, ama atamanın Verdi tarafından uygun görülmemesiydi.

İki cinayet de çok tuhaf, çünkü cinayetlerin işlendiği yerlerden birisi hukuk öğrenilen, bırakın katil olmayı bizzat yasaların ve yasalara uymanın kurallarının belletildiği bir eğitim kurumu; bir diğeri insanların emniyet ve güvenini sağlamakla yükümlü olan bir devlet kurumu. Katillerden biri ilerde avukat, savcı, hakim olmak amacıyla orada okuyan bir hukuk öğrencisi, diğeri emniyetimizi sağlaması beklenen bir polis memuru; hele de böylesi “can almaya değer miydi?” denilebilecek sebeplerle katil olmasını bekleyeceğiniz en son insanlar.

Bu pervasız öfkeyi nasıl çözümlemek lazım diye düşünüyor insan? Olanlar, bir anlık bir cinnet hali miydi, yoksa ABD’deki katliamlardan aşina olduğumuz sebepsiz şiddetin bizde de giderek yaygınlaşıyor olmasının göstergesi mi? ABD’deki okul cinayetlerinde katillerin herhangi bir gözle görülür gerekçesi yoktu, Türkiye’de meydana gelen bu iki olay ve benzerlerinde “sudan” da olsa en azından bir sebep var, diye sevinelim mi?

Şiddetin, hatta cinayet işlemenin bu derece kolay hale gelmesindeki etken ne?

Evet, şiddet meselemizi çözemedik, sokakta eşine meydan dayağı çektikten sonra elini kolunu sallayarak gezen adamların ülkesi burası. Medyada, hele de TV’de, dizilerde şiddet özendiriliyor, patır patır adam öldürülüyor ekranda. Keza bilgisayar oyunları farklı değil, içinde silah olmayan oyun neredeyse yok. Popüler kültür şiddeti teşvik ediyor. Oraya kadar gelmeden şiddet ailede başlıyor aslında, en iktidarlı olandan en az güce sahip olana dek aktarılarak uygulanıyor, baba anneyi dövüyor sözgelimi, anne hırsını çocuklardan alıyor mesela. Yasalar ise şiddetin ardından devreye giriyor. Peki ya öncesi? Ne oldu da Amerika’daki kadar olmasa da, daha önce bu derece yaygın olmayan nedensiz şiddetle, acımasızca katletme örnekleriyle karşılaşıyoruz artık.

Bendeniz burada bireyselleşme ve ahlak sorununu görüyorum. Daha geleneksel olduğumuz dönemlerde bir hocadan intikam almak bir öğrencinin aklının ucuna gelmezdi. Artık “sen kimsin ki isteğimi reddediyorsun” tipi öğrencilik modeli sırayı almaya başladı. Amir-memur, hoca-öğrenci gibi asimetrik ilişkilerde, kültürel bir farklılaşma var yani. Geleneksel ilişki modeline güzelleme yapıyor değilim, o modelde de hocaların öğrencilere, amirin memura zorbalık yaptığı elbette vaki, ama bendenizin bahsettiği alttan üste saygı, üstten alta sevgiye dayalı ilişki, -ki modern toplumda bireyselleşme yükseldikçe, asimetrik ve simetrik her türden ilişki mekaniklaştikçe bu durum ölüyor.

Öte yandan hızla modernleşmek, Türkiye’yi maddi medeniyetin standartlarına yaklaştırdıkça manevi tarafımızdan bir takım kopmalar yaşıyoruz. Değerler insanoğlunun hiç de kısa olmayan sürelerde biriktirdiği yol göstericilerdir. Tıpkı kaybolduğunda yolunu bulmasını sağlayan yıldızlar gibi, insan kararsız kaldığında ya da verdiği karardan tatmin olmadığında değerlerine başvurur. Modernleşen dünya değişirken ve dönüşürken, eski zamanlara ait geleneksel değerleri de geride, yolda bıraktı. Çünkü prensipler farklılaştı. Ahlak ya da etik artık dünyada, insanların en çok umurunda olan olan nitelikler değil.

Ahlaki kaygı olmayınca da; canını sıkan, kafasını bozan, keyfini kaçıran insanlara karşı acımasızlıkta, şefkatsizlikte, merhametsizlikte sınır, ölçü tanımamaya başladı insanlar. Çektiği kopyadan ötürü ceza almayı sindiremeyen bir avukat adayı, gözünü kırpmadan, “bir insanı canından etmeye, kanını akıtmaya değer mi?” diye düşünmeden hocasını öldürebildi işte. Bir başkası, bir polis memuru sırf istediği yere ataması gerçekleşmedi diye; bir ailesi olan, eşi, çoluğu çocuğu bulunan bir insanı, amirini acımasızca kurşunlayarak katledebildi. Bu insanlar için ne itidal, ne ihtiyat, ne metanet ne de ümit önemli olabildi. Aynı insanlar/katiller, işini yapmaktan başka hiçbir günahı olmayan o iki kişinin canıyla, kanıyla ilgili herhangi bir sorumluluk da hissetmedi.

Kaybettiğimiz şeyi bulabilmek için, yürüdüğümüz yolları geri dönerek o yollara tekrar tekrar bakmamızda fayda var gibi geliyor…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.