Yazarlar Atatürk ve Kemalizm

Atatürk ve Kemalizm

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

Bilmem fark ettiniz mi? Bu yılki 10 Kasım"da eteklerdeki taşlar epeyce döküldü. Atatürk"ü "rahmetle" ananlardan tutun, Atatürk"ü "rahmetle" ananlara "cehenneme gideceksin" diyenlere dek genişleyen bir skalada, seven de sevmeyen de gönlünce, dili döndüğünce konuştu, konuşuyor.

Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım"ı muhalif bir harekete dönüştürmek isteyen ve bu isteği "seferberlik" tanımıyla taçlandıranları tartışma dışı tutmayı yeğlerim; zira Atatürk bu toplum nezdinden bir sembol değer olarak, 10 Kasım"ı bahane edip hükümete çakmak isteyenlerin kafalarındakinden daha fazlasıdır, diye düşünmekteyim.

Daha birkaç yıl önce çektiği Mustafa filminde Atatürk"ü "içki içerken" gösteren sahneler nedeniyle Can Dündar"a yapılanlar hatırlanırsa; bu kadar çok 10 Kasım yazısı yazılması ve sütunlarda pozitif ya da negatif onlarca Atatürk kritiğinin çıkması neden önemlidir ve neden hayra delalettir, daha iyi anlaşılabilir sanırım.

Nitekim, yıllar yılı hakkında konuşulmayan, konuşulması teklif dahi edilemeyen bir tarihsel simanın/figürün kamusal alanda tartışmaya açılması, her ne kadar henüz öfkelenmeden konuşmayı başaramamış ve "seviyorum-sevmiyorum" düzeyinden daha geniş bir kalibreye kavuşamamış olsak da, "normalleşme" adımıdır, iyidir, hoştur.

Elbette bundan, Atatürk"ü insanüstü-ulaşılamaz-eleştirilemez- niteliklerle bezeyip, hatırası önünde saygıyla titreşen jakoban çağdaşlaşmacılar, pek memnun kalmadılar.

Oysa kalmalıydılar; çünkü bu tartışmalar Türkiye"de yaşayan ortalama bir dindarın neden Türkiye"nin kurucusu olan Atatürk"e yönelik bir sempati geliştiremediğini, neden illiyet tesis edeceği bir ortak payda bulamadığını öğrenmenin anahtarı işlevi görebilirdi.

Yapmadılar, çünkü bu toplumun ortak bilincini-bilinçaltını-hissiyatını-davranış ve düşünüş kalıplarını anlamaya dair bir ihtiyaç hiç duymadılar. Çünkü, her zaman kendi doğrularından çok emindiler. Gelenekle uzlaşmayı hiçbir zaman düşünmedikleri gibi, halk yığınlarını laik eğitim yoluyla "irşad" etme hedeflerinden hiç sapmadılar.

Sonuçta, Atatürk"ün yaşam tarzının ortalama bir dindara fazlaca "günahkar" gelmesi bu toplumu Atatürk"ten ne kadar uzaklaştırdıysa, Atatürk"ü ve O"nun ilkelerini kendilerine mal edenlerin tarihin başından bu yana kendilerini "başöğretmen", toplumu da "güdülecek bir sürü" olarak görmeleri de, bir o kadar uzaklaştırdı.

"Sultanahmet Camii"ni (Cemal Reşit Rey"in anılarında yer alır bu ifadeler) resim galerisi haline getirmeyi önerecek kadar ileri giden din duyarsızlığı, dil devrimiyle husule getirilmeye çalışılan Türk Müslümanlığı, pozitivist olan ancak eleştirel ve yaratıcı olmayan bir eğitim sistemiyle topluma zerkedilmeye çalışılan "sekülarizasyon" tam da bu nedenlerle tutmamış; tutmadığı gibi Atatürk"e yönelik antipatinin de başlıca sebeplerinden biri haline gelivermiştir…

"İktidarın olduğu her yerde, direniş de vardır" diyen Foucault, kuşkusuz bu savsözü modern Türkiye"nin inşasında topluma dayatılan projeyi kastederek ortaya atmadı, ancak bu tespitin Türkiye"nin durumunu çarpıcı biçimde açıkladığını varsayabiliriz sanırım.

Nitekim, Türkiye toplumunun ikna edilmek yerine, mücbir yöntemlerle dayatılan her düşünceye/pratiğe/projeye/yönelime karşı, pasif ama ciddi ve etkili bir direniş geliştirdiği; sokaktaki vatandaşın bir kısmında Atatürk"e yönelik oluşmuş antipatinin de kısmen bu direnişe dahil olduğu açık…

Oysa bugün, Türkiye"nin dindarları neredeyse ışık hızıyla "sekülarizyon" sürecinden geçiyor. Ama Türk tipi diyebileceğim bu sekülarizasyon, devletin ideolojik aygıtları tarafından 80 yıldır toplumun tepesine vurulduğu için olmuyor…

Bu, tam da kimse toplumun ensesinde "modernleşeceksin, dünyevileşeceksin, muasırlaşacaksın" diye boza pişirmediği için oluyor. Bu hızlı sekülerleşmenin sağlık derecesi tartışılır, sekülerleşmeden fayda mı zarar mı göreceğimiz de çok su kaldırır…

Ama sonuçta, oluyor.

İlginç değil mi?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.