Yazarlar CHP seçmenindeki taşlaşma

CHP seçmenindeki taşlaşma

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

AK Parti seçmenindeki değişimi değerlendirdikten sonra bugün de CHP seçmenindeki durağanlığa bakalım. Aslında bir sosyolojinin hiç değişmeden durması eşyanın tabiatına aykırı; dolayısıyla CHP seçmenine de kesin bir hareketsizlik atfetmek yanlış olabilir; belki bu grubun gündelik hayatında; aile ilişki biçiminde dönüşümler, farklılaşmalar yaşanıyordur; ancak benim üzerinde durmak istediğim, hareketsiz gibi gözüken siyasal oy davranışı ve ideolojik tutum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Özlem Albayrak : CHP seçmenindeki taşlaşma
Haber Merkezi 05 Nisan 2019, Cuma Yeni Şafak
CHP seçmenindeki taşlaşma yazısının sesli anlatımı ve tüm Özlem Albayrak yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Son yıllardaki seçim sonuçlarına bakarak varabileceğimiz sonuç şu; CHP sosyolojisinde şaşmaz bir katılık ve durağanlık var. Siyaset sahnesinde neredeyse 30 yıldır elle tutulur tek bir başarı gösterememiş partilerine ve o partinin kurmaylarına olan sadakatleri bence fenomen kavramını hak etme düzeyinde derin. Gezi olaylarından itibaren gizli açık ittifaklarla genişlemesine rağmen, kemik CHP seçmeninin oranı aslında yüzde 25. Öylesine ilginç bir parti sadakati ki bu, bu sosyoloji, normal şartlarda “iç düşman” olarak görülen Kürtleri temsil eden HDP’yle ittifak yapıldığında da, PYD-YPG’ye sempati gösterildiğinde de, hatta PKK eskisi kadar “terörist” görülmediğinde de partisini eleştirmedi. CHP seçmeni, FETÖ’cülerle kurulan ittifak karşısında da CHP’ye “cemaat görünümlü gerici yapılarla ne işimiz olabilir bizim” diye tepki koymadı. Koymadığı gibi, takiye konusunda partisiyle eşgüdümlü davrandı. Medyada dindarlara ya da yabancılara düşmanlık edilmedi. Bunları yapanlar elbette vardı, hem medyada, hem sokakta, sözgelimi bindiğiniz otobüste, kullandığınız metroda, çarşıda, pazarda… Ama onlara da bir tür meczup gözüyle bakıldı ya da öyle bir süs verilerek yapılanların üstü örtüldü.

Bu sosyoloji asla sarsılmadı, yorulmadı, bıkmadı ve geri adım atmadı; her seçimde gidip oyunu CHP’ye verdi. 31 Mart’ta pek çok büyükşehri az bir farkla da olsa alıp, bir parça özgüven kazanınca; Hakan Aygün gibiler “AKP kafayı geçersiz oylara taktı, çünkü AKP seçmeni cahil ve oyunu kullanmayı beceremiyor” gibi haddini bilmez, terbiye sınırlarını aşan laflarla ortaya çıkmaya başladı bile, Kur’an-ı Kerim’i öpüp başına koyarak göreve başlayan belediye başkanları, belediyenin aralarında Suriyeli mültecilerin de olduğun yoksullara dağıtılan yemeği keserek işe başladılar bile… Devamı da gelecektir.

Cehalet nedir; fikir değiştirip, kendi partisi dışında bir partiye oy vermektense ölmeyi tercih edecek, mıh gibi gidip CHP’ye oy veren birinin AK Parti seçmenine “koyunlar” demesi ne derece akıl kârıdır; sorularının cevabını okura bırakıyorum.

CHP sosyolojisine dönersek; manipüle edilmeye çok açık ve meyilli, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, oy verdikleri adayın kaçırıldığını düşünebilecek denli komploya yatkın bu grubun söylentilerden, tahrifatlardan, tuhaf iddialardan çok kolay etkilenen ortak psikolojisini açıklayacak tek argüman, kaybetmenin kederle karışmış hırsı değil. Yıllar boyunca “oylar çalınıyor” diye ortalığı birbirine katan bu grubun, 31 Mart seçimlerinde en az 10 bin oyun CHP lehine çalındığı anlaşıldığında havaya bakarak ıslık çalmaya başlamaları gösteriyor ki, kimse o kadar da masum değil.

Bu sosyolojinin, “Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin, Erdoğan iktidardan insin de ne olursa olsun” şeklinde formüle edilebilecek bir motivasyonları var ve bunu sebebi de kırılamayan zihni paradigma; taş kesilmiş Kemalist mitler.

Sözün özü; din dünyevileştikçe, Atatürk ve onun ismi çerçevesinde kurulan sembol ve simgelerin, anlatı ve efsanelerin uhrevileşmesi sözkonusu. Mesele yani, yerinden edilmiş dinsel “Tanrı”ya karşı; icat edilmiş seküler “Tanrı”nın konması. Yoksa Özdil’in sadece kutsallaştırılmış söylencelere ve efsaneleştirilmiş mitlere dayanan, kaynaksız, dipnotsuz Atatürk kitabına 2500 lira nasıl verirdi ki insanlar? Verdiler, çünkü o, dinsel bir kitaptı.

Kemalizm de tıpkı diğerleri gibi mağlup edilmesi gereken düşmanların yaratıldığı bir ideoloji. Ve bugün bu düşmanlığın tek hedefi Erdoğan. Bu ideolojinin takipçilerinin siyasal belleğine kazınmış endişelerinin, kin ve intikam duygularının, yeniden politize edilmiş geleneksel korkularının tek hedefi de Erdoğan. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı Yunanlılar’a karşı kazandı, ama bugünün CHP sosyolojisi yeni “düşmana” karşı öylesine güdülenmiş durumda ki, Yunanlılara, İngilizlere, Fransızlara bayılıyor ama Çanakkale’yi Erdoğan’a karşı kazanmış gibi davranıyor. Çünkü onları konsolide edecek ortak bir “düşmanlaştırma” hedefine ihtiyaç var, dehumanize edilerek “canavarlaştırılan” bu özne de Erdoğan oluyor.

Bu ortak bir anksiyete hali, akıl değil inanç tarafından domine edilen bir karşıt olma durumu. “Şimdi buradan çıkıp Balıkesir’e uğramadan kıyı şeridinden gidersem hiç AK Parti belediyesi görmeden Antalya’ya varacak mıyım?” diye sevinçle soran sosyal medya kullanıcısına, “geçeceğin o duble yolları Erdoğan yaptı” deseniz de faydası olmaz oysa. Zira, o kişinin gerçeklerle de, akılla da işi yoktur, o artık inancın alanındadır.

Bu yolla şiddet (gezi) meşrulaştırılır, yalan (oylarımızı çalıyorlar) meşrulaştırılır, ahlaki değerlerin aşınması (medyadaki yalanlar) meşrulaştırılır. Abartılı ve hak edilmemiş nefretin yöneltildiği hedef sayesinde saflar sıklaştırılır, “biz” duygusu oluşturulur ve nefret katsayısının arttığı ölçüde, her türlü kaybetmeye rağmen özgüven tazelenir…

İyi ki Erdoğan var değil mi?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.